bir zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2011 Cumartesi

''Evimizin durumunu şöyle açıklayayım size;kapıyı açtığınızda bir koridor ve karşı karşıya iki kapı.Bu kapılardan birisini açtığınızda ev olarak kullandığımız kısmına,diğerini açtığınızda ise kuaför yani annemin işyeri olarak kullandığımız kısmına ulaşırsınız.Kuaför olarak kullandığımız kısmını çok severim evin,perdeleri yoktur ve bütün ağaçları,yolları,güneşin doğuşunu,batışını görür.Çok eşya da yoktur,o yüzden çok ferah görünür.”
İki ay önce yazdığım taslağa baktım.Bunu ne amaçla yazdığımı anlayamadım ama bir yerde kullanılması gerekiyordu.Her neyse,sonunda evde tek başımayım.Bunun verdiği avantajla istediğim deliliği yapabilirim.Kuaför tarafına gittim,bilgisayarımı masalardan birine koydum.Yere bir örtü serdim,üstüne uzandım ve hayal kurmaya başladım…
Kumların üstündesin,burası bir deniz kenarı ve saat sabahın beşi.Sen hariç kimse yok,işi gücü olmayan yaşlılar bile daha uğramamış plaja.Öyleyse ne duruyorsun,hadi denizin tadını çıkar şapşal! Poponu kaldırdın ve dolanmaya başladın.Kumlar öyle serin ki,acaba su nasıldır? Bikinilerin üstünde zaten,sadece üstündeki ince gömleği ve şortu çıkar.Ayaklarını suya daldırdın,su ılık! İnanamıyorsun,ama biraz daha soğuk olmasını istiyorsun.Derine gittikçe soğuyor.Çok güzel,ne duruyorsun dalsana? Denizi net görebiliyorsun ve deniz gözlüklerin yok,inanamıyorsun.Sular saçlarını dalgalandırıyor,derinde gördüğün ise sadece kum değil.Mercanlar,parıldayan deniz anaları…ve bir balina! Korkma balinadan,sen onun yemi değilsin ki.Seni korkak,dokunmuyorsun ama tam yanından geçiyorsun.Balina gittikten sonra çok ta yüzdüğün söylenemez.Daha çok bu anın tadını çıkarıyorsun,saçların suda dalgalanıyor,bir sürü baloncuk çıkarıyorsun,kendi kendine taklalar atıyorsun,birden…

Gözlerimi açtım.Sıkılarak tavana baktım,uyuyakalmışım…ve kıyafetlerim ıslaktı,saçlarım,derim…
Yazın en kötü yanı,evde sıcaktan pişerken kafanızı dağıtmak için magazin programlarından birini açtığınızda denizde havuzda yüzen sefa süren kişilerle karşılaşmanızdır.Halbuki kışın Uludağ'daki kar her yerde oluyor.

Random Gündem Yazısı (yassahyassahyassah)

Aylardan Haziran.Tatil mevsimi başladı.İster eve kapanıp bütün gün nette gezinmek olsun ister beş yıldızlı bir tatil köyünde binlerce kulaç atmak,öğrenci milleti okullarının getirdikleri bütün bokluğun intikamını bu üç ayda Kim Kardaşyan götü yaparak alacak.Benim tercihim görüşülmesi gereken bir dostun yanına gitmekten yana,gönül Sonisphere isterdi ama bilet fiyatlarına baktım da gönlüme güzel bir nah çekmem lazım.

Yasaklar beni yine deli gibi geriyor,nefesimi kesiyor,üzerime geliyor…Ne blogum,ne Stardoll hesabım ne de bayıldığım diğer sitelerdeki hesaplarım faal.Sebebi internet yasakları,dns’imi taa youtube yasaklarında değiştirmiştim tabii ama evdeki internet kesilince ben de internet kafelerin gediklisi olmaya başladım ve yasakları ensemde hissettim.Ama yasakların da iyi bir tarafı var,hayatı Facebook’da ChOqqq AnLaMLı SöZLeRR yazarak geçen genç bir gün Facebook’a giremediğinde ve bunun sebebini öğrendiğinde,artık gerçekten bütün halk devlete küfrediyor olacak.Umarım ceza küfretmek kadar hafif olmaz.

Bazı insanlar hayatlarına gerçekten çok fazla anlam yüklüyor.Tamam şair olun,duvara baktığınızda bile edebiyat fışkırsın ancak duvarın önünde dikilip poz vermenin ne kadar edebi bir yönü olabilir? Neyse,insanlar istedikleri gibi yaşayabilir ancak kimseye zarar vermedikleri sürece,gerek yok yasssağa filan,bırak insanlar aynı anda 100000 profil fotoğrafı yükleyip hepsine birbirinden saçma edebi cümleler kassın,bir kaç söz yazıp çok önemli olduğunu zannetsin,ya da benim gibi yazdığı saçmalıklara bakıp övünsün…

Siyah Dünyanın Kırmızı Kadını


Yarım saatlik otobüs yolculuklarımda hep uyurum,okul ve içindeki salak Türk gençliği beni çok yorar.Ama otobüs Heykel durağından sapıp Altıparmak’a doğru gidince birden gözlerim açılır çünkü ışıklı tabelaları ve sürekli koşturan şehir insanlarını izlemek insana çok zevk verir.O gün,yine Altıparmak durağında gözlerimi açmıştım ve ışıklı tabelaların üstündeki pencerelere bakıyordum,özellikle de erotik shop’un penceresine.Ne yapayım,edebi yönüm ”gelişmiş” olsa da sonuçta ben de meraklı bir ergenim.Otobüs durdu ve dershanelerde büzülmüş farklı yaş gruplarından bir sürü öğrenci binmeye başladı.Bu anlarda hep canım sıkılır çünkü o ışıklara rağmen hepsinde de aynı bıkkınlık ve yorgunluk ifadesi vardır.Ama o gün,bir sürü yorgun öğrenciden sonra o da bu otobüse bindi.O da yorgun ve bıkkın görünüyordu ancak güzel makyajı bunu kapatmıştı.Evet,otobüse güzel ve bakımlı bir kadın binmişti.Kızıl kakülü,göz kalemiyle belirginleştirilmiş pörtlek yeşil gözlerinden birini kapatmıştı,dümdüz saçları kırmızı bir kurdele gibi omuzlarından iniyordu.Siyah paltosunun arasından seçtiğim beyaz gömleğe göre çevredeki bankalardan birinde çalışıyordu.Yanıma oturdu.Çorabı ten rengiydi böylece bembeyaz ince bacaklarını izleyebilirdim ancak abazan bir maganda olmak için yanlış cinsiyetteydim.Gözlerimi siyah topuklu ayakkabılarına kaydırdım,keşke saçının rengi gibi kan kırmızısı olsalardı.O o sırada oflaya puflaya pencereden dışarıya bakıyordu,ben ise düz oturuyordum ama onu incelemeyi de ihmal etmiyordum.Parmağında çirkin bir alyans vardı ancak uzun tırnakları kıpkırmızıydı,galiba en sevdiği renk kırmızıydı.Bu sırada inmem gereken durağa gelmiştim,ondan kalkmak için izin istedim ancak ”Müs..” dediğim anda o kalktı ve direğe tutundu.Ben de doğal olarak aynısını yaptım.Aynı duraktan inmemiz içten içe üzdü beni,şimdi kötü saçım ve bakımsız halim yetmezmiş gibi bir de kambur sırtımı ve dengesiz yürüyüşümü görecekti.Ama sonra bütün bunları pek de umursamadım,nasıl olsa meleksi bir imajı olsa da sıkıcı hayatıyla evli bir kadındı o.Aynı mahallede oturduğumuzu anlamaya başlamıştım,daha önce onu fark etmediğime şaşırmıştım ki aynı apartmanın kapısına dikildiğimizde sebebini anladım.O,üst komşumuz olan manyak adamın eve kapattığı karısıydı.Sadece kocasının içkisini karşılamak için çalışmaya dışarı çıkar,onun dışında kuaföre bile gitmezdi.İhtiyacı olduğunda anneme bir telefon gelir,o da malzemeler elinde,üst kata yollanırdı.Ben altta onları dinlerken kocası kapı eşiğinde nerede kaldığını soruyordu,o da mesaiye kaldığını söyledi.Bunun üzerine kocası artık işe bile ”salmayacağını”,özgürlüklerinin sona erdiğini,bebek doğmadan önce de kapanacağını emretti.Zile bastık,evime girdim ve onun yerine o götlalesi kocayı ben dövdüm,mutfaktaki koca bıçağı kalbine saplayıp bir de öldürdüm.İşte bu yüzden,evde hayallere dalarken çok mutluydum.Tabii onun çığlıklarını duyana kadar…

Oh Yeah Man

Yasaklı kelime içerir…
Şu aralar sürekli iki erkeğin aşkını yazıyorum,yakında takipçi sayım yarıya düşecek diye korkuyorum açıkçası.Ama boşuna yeni bannerde ”salak ergenin sayfası” yazmıyor,ki aslında salak değilim de ergenlik bakanlığı (T.C A.M.K) zekamı yarıya indirip o tarafı bebek yapma eyleminin detaylarıyla doldurma kararı aldığından ciddi kayba uğradım.

Bu sıralar hakkında en çok düşündüğüm şeyler; Die Antwoord isimli rap grubu,eskiye dair her şey(Hande Yener’in Sen Yoluna Ben Yoluma isimli ibretlik eserini arşivime katmayı düşünüyorum,o derece),Hürriyet’in bütün ana sayfa güzellerine koyan travesti(kime göre,neye göre) Mehtap ve onu benimle tanıştırdığı için bir anda ultra gereksizlikten ultra süperliğe çıkan ”yazar” Ayşe Arman(borderline kafası,yazının adını boşuna oh yeah man koymadık),provalar başladığı için Eurovision,Boşbakan Tayyip ve doğayı zkecek yeni çılgın projesi,buna bağlı olarak Tayyip’in kafasının içindeki düşünceler.Bunu düşününce de aklıma köşkün pisliğinden şikayet eden çiçeği burnunda förstleydi Hayrünnisa ve halıda don+atletle kayıp dolapta ta tang olduğunu haykıran süper pirezidente Abdullah aklıma geldi.Bak yine eskiden.Bunu da düşünmek aklıma benim de bir çılgın projem olduğunu getirdi.Gerçi bunu yıllar sonra patlatıp milyarlar kazanmam lazım ama olsun,nasıl olsa kimse okumuyo.
Bu çılgın proje dediğim,bir dizi projesi.Sex And The City’nin tam anlamıyla(o zamanında yapılan saçma ötesi ”yiirmi dokuz otuz” diye jeneriği olan dizi gibi değil) Türk versiyonu.İsmi Türban and the City,karakterleri ise Kübra Eğitim Kurumları’ndan Amerika seyahati kazanan dört akıllı,namuslu ve tabi ki türbanlı üç Türk kızı olan Tayyibe,Güllü,Aliye ve onlara oralarda ablalık yapacak olan Fettoş.Hatta size sadece hormondan ibaret olmadığımı göstermek için bir bölüm özeti bile yazabilirim:

Tayyibe ve Güllü New York’un alacalı bulacalı sokaklarında yürürken kendilerini kaybetmişlerdi,Fettoş ablalarına cemaatin cafesinde buluşmaya söz vermişlerdi ancak Central Park’ta feysbuk fotoğrafı çekinip öyle gidelim derken bir anda kaybolmuşlardı.Güllü ”birinden yardım isteyelim,kaybolduk burda!” demiş,Tayyibe de ”Ama İngilizce bilmiyom ki ben,van münüt fak yu yu luk so firenç yaaane filan desem anlarlar mı?” diye cevabını vermişti.Bunun üzerine Güllü Twitter’deki Amerikalı arkadaşı Obama’dan yardım istemiş,Obama da ona adresi vermişti,ancak bu adres cafeye değil Obama’nın evine gidiyordu.Bu sırada Aliye hayatının erkeği George ile tanışmıştı,çok mutaassıp bir adamdı,onunla beraber onun istediği her şeyi yapıyor ancak ona asılmıyordu.Havalarda uçuyordu Aliye,annesine damadı bulduğunu söylemişti bile,karşıdaki büfeden bir Brides aldı ve George’un yanına gitti.Tam Aliye George’a evlilik hayallerinden sözedecekken George’un yanına bir adam geldi ve onu öptü.Aliye dona kaldı? İki erkek!? Nasıl?! Olamazdı bu?! Göz yaşları içinde alanı terketti ve eğer bir gün förstleydi olursa bütün eşcinselleri hasta ilan edip kocasına onlar için özel hastahaneler kurdurtmayı rica edeceğini söyledi kendi kendine.Bu sırada Fettoş bir saattir gelmeyen kızları beklemekten çıldırıyordu.Sonunda iki deli kız Tayyibe ve Güllü gelmişti ancak ters giden bir şey vardı,bahar rüzgarında uçuşan eşarpları bu sefer uçuşmadı,yüzlerindeki nur solup gitmişti…Fettoş ”Selamünaleyküm kızlaaar” dedikten sonra ne olduğunu sordu direkt,kızlar birbirine bakıp ağlamaya başladı…Acaba ne olmuştu? Gelecek bölümde,BSG TV’DE! SAKIN KAÇIRMAYIN! KAÇIRMAYIN LAN! VAN MÜNÜT!

Kusmuk x5

Okuldan sonra yazılmış bir yazı.Belki biraz fazla özel ama paylaşmakta yarar var zaten eş dost okuyo.
İlk dönemi 3 kırıkla atlattım.Ve 9 ilt A insanlarına tamamen farklı gözlerle bakmaya başladım,aslında herkes benim dalga geçilecek bir yanını bulmayı umut ediyordu çünkü.İlk başta içimdeki bu karşı konulamaz düz liseye geçip dil okuma isteğini bastırdım Süleyman Çelebi’deki dil sınıfının kapanması sağolsun ama bugün yaşadığım bir olay en yakın zamanda bütün evrakları alıp iyi bir düz liseye başvurmam için beni itti neredeyse.
Fizik dersinde füzyonları işliyoruz tabii ona bağlı olarak nükleer enerjiyi de.Ben nükleere karşıyım ancak hidroelektriğin de pek güçlü olmadığı ortada.Bunların üzerine hocaya Melekler ve Şeytanlar’da gördüğüm ”karşımadde enerjisi” olayından sözettim,aldığım reaksiyona göre ya bizim hoca temel fizik dışında bi halt bilmiyor ya da bu çok imkansız bişey.Her neyse tabii nükleer enerji aslında riskli bir olay Çernobil Hiroşima filan derken benim aklıma sağlam bir fikir geldi,bu ülkeye iki yeni nükleer santral açılacak,neden açılacak? Ülkede nüfus fazla,bu kadar nüfusu tabiki hidroelektrik kaldıramaz.Hele bir de bu nüfus bütün gece dizi izliyorsa.Aklımın ergenliğe bağlı olarak alt bölgelere inmesinden mi bilmiyorum beyin fırtınasında ”hocam en iyisi göç verelim” dedim.Demez olaydım,çok zormuş,ben örnek olarak ayrılabilirmişim,oturun ananızın götünün dibinde de 100 milyon olduğumuz günleri görün ey türk gençliği.Şu 10 milyon nüfusları var diye dalga geçilen Yunanistan’dan alıyoruz biz elektriği!Onların da bizden bir farkı yok,sokaklar ışıl ışıl.Ama onlar bize elektrik veriyor,neden?
NÜFUS AZ OLDUĞU İÇİN OLABİLİR Mİ?
Tabi sktimin ukalaları neden düşünsün ki,tripkolik dinleyip eski sevgililere de laf yetiştirmek varken?! Ergenim,çirkinim,atarlıyım.Düz lisede daha mı iyiye gideceğimi sanıyorum?Hayır,ama en azından karnem iyi gelir.12 saat İngilizce diyolar,boru mu?Kesinlikle değil.Yabancı dil görmeliyim ki,beni çokbilmiş,gıcık,vatan hayını ve deli olarak görenleri bundan seneleeeeeğğğr sonra akıl yoksunu pirezidentimin ”3 çocuk yaparsanız ikisi ölür” deyiminden sonra kaza kurşunlarını atmak için gidecekleri kürtajları denetleyen bir devlet memuru olmayayım.Kusasım var,kusasım.Bütün bu insanların götüne dinamit sokasım.Sırtlarına ”ihmalkarlık sonucu” yazasım.Bana ”onu dicene enerji tasarrufu yapın desene” diyen fizik öğretmenine ”75 milyon enerji tasarrufu yapsa nolur” diyesim var.Ama demiyorum.Sadece yürümeye devam ediyorum,eşşekler feci teper çünkü.

Kusmuk (a.k.a sevgili günlük)

Bu yazı liseli ergen duygularıyla yazılmıştır…
Bilgisayarımın 2 ay boyunca yaban ellerde kalması internetimin ise hala olmaması sebebiyle bayağıdır yazamıyorum ve bu beni sinir ediyor.Takip edildiğimden değil de,yarattığım karakterler gerçekten hayal dünyamın kahramanları olduğundan kolayca hikayelerin devamını getiriyorum,ama bu sefer çok zaman geçtiği için tıkandım.Yazdığım hikayeler bana yapay gelmeye başladı,ama Moskof’un Delisi Doda hala imrenerek baktığım bir karakter.
Dedim ya çok zaman geçti ve bu zamanda ruhumun yarısını yani müziğimi koyduğum bilgisayarım gitti,giderek poplaştım.En son Rihanna(S&M) takılıyordum ki arkadaki ”The Princess Of Illuminati” yazısı dikkatimi çekti ve korkarak Polonya’nın incisi alternatiflikte birincisi Rebel Tv’ye geçtim.Bir de şu dövüş olayı olunca Chris Brown’a saydırmıştım meğerse adam bizi şu cadı karıdan korumaya çalışıyormuş.Biz de onu komşunun Barbadoslu çıtırı zenci repçilere çöpçatanlık eden sevimli kardeşi olarak bilirdik,nereden bilelim feci satanist çıkacağını,eğer pop dinliyorsanız ve dediklerime katıla katıla gülüyorsanız gugli’den Vigilant Citizen’ı bulun,gülüşünüz donacak.Rock,metal,house,indie kısaca alternatif müzik dinliyorsanız çok korkmayın havlayan köpek ısırmaz(bkz:metalcilere yapılan satanist muamelesi).Tabi poplaşmamın tek sebebi milletin Gaspar Noe’den yanarlı dönerli delimanyak film çekme olayının patentini alıp kendi kliplerinde kullanması değil,leydi gaganın da bunda payı büyük.Leydimiz yeni albümünde ”Born This Way” diye bi şarkı yapmış,o ilk albümdeki ”arabada beş evde yüzbeş”(bkz:lovegame) tadından eser yok bildiğin gökkuşağı ülkesi marşı,klibi de o yönde bir şey olacakmış zaten eski boyfirendine ”ayyy kız gibisin iğrençsiaaaaaaaan” diyenler G.I Joe öpüştürür gibi adam öpüştürüyor kliplerinde,Leydi bundan aşağı kalmaz…neyse bunları boşverip bu 2 ay içerisinde bana olanlara geçiyorum.En sevdiğim yazarlardan olan Pedro Loco bir yazısında manyak bir endoskopi macerasının ardından reflüsü olduğunu belirtmişti,iğrenç bir kabusun ardından boğazımda yaşanan 5 Eyjafjallajokull şiddetindeki volkan patlamasından sonra ben de aynısını düşünüyorum.Yine de ne demiş House,lupus olabilir.
Bu arada lise birde 3 zayıf getirdim,matematik kimya ve geometriyle buluştu sıçışlar havada uçuştu.Ve bir de en önemlisi ergen oldum.Manyak oldum,salak oldum,deli oldum,tuhaf oldum,eskiye özlem duydum,sadece boğazımda değil kalbimde de volkan patlamaları yaşadım,sevilmedim,sevmedim ama İngilizce’yle olan aşkımı güzelce perçinledim.O da bana sarı saçları,masmavi gözleri ve Altıparmak’tan yeni çıkmış izlenimi veren imajıyla Moskof Cariye Rusça’yı getirtti ”Al Zeho ağa,kuman olsun bana da ev işlerinde yardım eder” diyerekten.İngilizce odamı temizliyor Rusça ise ”Sen niye hala İngilizce’yi bu evde tutuyoğğsen?!” diye bana bağırıyor.Daldan dala atladık,bir güzel kustuk ama şu Eyjafjallajokull’leri dindiremedik sayın Moskof’un delisi.Ne olur elinden tutunuz şu Dengesiz’in,ona sevgi şefkat gösteriniz ve beleş matematik dersi veriniz.Ve dünyanın en boktan yazısı biter…

Fak Dı Wat

Sputnik’in facebok statusunde gördüğümden beri( FTW’nin ”fak dı wat sanılmasıydı olay ) bu benim yeni hayat felsefem gibi bişey oldu.Okuldaki kızlara FAK DI WAAAAAT EHEUEH diye bağırasım var ama anlamazlar.Sonra dışlanırım ağlarım filan.Ağlamak kötü bi’şey,tabi benim gibi ”böhüehühüeee” diye ağlıyorsanız.
Bu aralar çok özeniyorum.Süper kadın blogçulara,zayıf kızlara,ruslara,danimarkalılara… Ama en çok ta süper resim çizenlere.Okulda ödevleri filan yazdığım not defterimi matematik öğretmeni ansızın ele geçirdi.Bi şey diyemedim,baktı ve güldü zira çizimler ana karnı terk düzeyindeydi.Yeteneğim yok ama hevesim çok,napayım.Matematikçi güldü ve o gün boyunca söylediğim en çok sözün ”ırıspıçıcıı” olmasına yol açacak bir şey söyledi ”Benim oğlan(yaş:takribi 3) bile daha güzel çiziyo ehehe.”
REZİL OLMUŞTUM.
Bir de sanki demişim gibi ”Çook karmaşık duygular içerisindeyim” dedi.Güldüler.Ben de gülmeye çalıştım,”hocam saçma sapan çizimlerimi geri alabilir miyim” dedim.Dur dedi,eğlenceye devam etmek istiyordu…
Ders bitince ilk işim o çizimleri çöpe atıp ”doğru düzgün” bir not defteri oluşturmak oldu.Bir daha hiç bir deftere saçma sapan kızlar filan çizemedim.Moda tasarımcısı da olamayacaktım.Tercüman olurdum,fena mı olurdu…herkes de güzel çizemezdi ki zaten.

Ne kadar çizimlerimin farkında olsam da,görülmelerini istemiyorum.Ben sadece özeniyorum.

Terasta Son Gün

3 sene önce annemin arkadaşı ve 2 kedisinin yaşadığı Heykel’deki evine gitmiştik.Yemekte balık vardı ama ben köfte yiyodum.Kediler sevimliydi ve sahipleriyle aralarında öpücüğe kadar giden manyak bir bağ vardı.Ev kötü döşenmişti,eskiydi ancak mükemmel terası ve kocaman pencereleri vardı bu da annem ve benim o eve hayran olmamıza yetmişti.Bir kere de mangala mı ne gitmiştik,ya da ikisi aynı geceydi pek hatırlamıyorum.Her neyse bu hayranlık olayından aylar sonra annemin arkadaşının İstanbul’a gitmesi gerekti yani evden çıkacaktı.Bu da annemin aklına harika bir fikir getirdi,neden ondan sonra o evde kendisi oturmasındı? Ev sahibiyle konuşuldu,annemin arkadaşı pek sevindi,ne de olsa eski evini istediği zaman görecekti.Parkeler yerlerine yerleştirildi,temizlik yapıldı ve eve yerleşildi.Gelen tüm misafirler bize,evimize ve terasımıza hayran kalıyordu.Yazın allahtan klimalı kışın da allahtan sobalı bir eve sahiptik ne de olsa,ayrıca da süper bi terası vardı.Üç doğumgünü kutladım,ilk laptopumu aldım iki kere de bozdum,bir sürü takı saç bandı fotoğraf getirdim,televizyonunda eurovision izledim,arkadaşlarımı her fırsatta davet ettim,sayamayacağım kadar çok mangal yapıldı,terasta çıplak ayakla yürüdüm,deli gibi tepindim,ilk eurovision dvd’mi aldım sonra bissürü dvd daha aldım(2005,2006,2007 yarıfinal,2009,2010 var bi de 2008 cd var),bir sürü kalem silgi ve kitap getirdim kocaman bi kitaplık var odamda ehe.Evi bi güzel de boyattık,mükemmel oldu ama çıkartma koleksiyonum gitti ühü.

Ve üç sene sonra bugün bu evde son günüm.Bi rafı toparlayayım dedim,Hacer ve Bööş’le yaptığımız kağıt oyunları,kendi kendime çizdiğim ”tasarımlar”,bi kitap bi de Uykusuz,sürüsüne toka,ahı gitmiş vahı da kalmamış bi beyaz oje bi de daha iyi bi durumda olan siyah oje(ahah),annemin küpelerinden biri,annemin halhalı,sevimli bilezikler çıktı.Bir sürü ıvır zıvır da çıktı,attım onları.Bir o kadar ıvır zıvırla dolu oyuncak torbasını da atasım geldi ancak atmadım zira evimizin daimi ziyaretçilerinden biri olan Alpiş(yaş 4) uydunun büyülü çocuk kanallarından hoşlaşmayan ”eski kafalı” bir oyun çocuğuydu.Ona ayıp edemezdim,zaten o oyuncaklar varken bile zor duruyordu.Taşındığımız yer Alpiş’e,azıcık kasıntı olsa da sevdiğim annesine ve üç dostumdan biri olan Sabah’a daha yakın ama terası yok.Kuzinesi var,yine mangal yapılır.Pencereleri kocaman ama SGK binasına bakıyo.Evin hemen yanında kıraathane var,bir de özhan yerine dergi ve gazete bulamayacağım fetullah gülen kokan bir ”alışveriş merkezi”.Evin eski kiracısı olan annemin arkadaşı üzüldü ve kızdı bu duruma,ilk başta ben de üzüldüm ve kızdım galiba hala da üzülüyorum ama Heykel’den Elmasbahçeler’e gidişimizin sebebi büyüktü hatta çok büyüktü;PARA KAZANMAK.Tabu ve Cluedo(böyle mi yazılıyodu lan) junior oyunlarını attım,artık junior değildim Tabu XL ve Monopoly yeterdi,yılbaşı tombalasını atmadım,o bir ekoldü sonuçta.Bu yazıyı yazdıktan sonra da eski defterleri ve sözlükleri atıcam,o ahı gitmiş vahı kalmış(ne çok kullandım bu deyimi he) fotoğraf albümü de gidecek ama fotoğrafları muhafaza etmenin bi yolunu bulucam.Ev yabancıya gitseydi şu an hele fonda Under The Bridge çalarken ağlardım ama dayımlar alıcak eheh.Biz mi çok iyi kullandık evi yoksa ev mi bizi sevdi bilmiyorum ama üç sene akmayan tavan bu sene aktı ahahaha.Ben hala o koca salıncakta sallanabilecek olmama sevinirken Elmasbahçeler Sabunevi sokak’ta bir telaş vardı.Bir ev derlenip toplanıyor,dükkan tarafına kuaför malzemeleri ve tabela geliyor,kocaman süper bir duşakabin alınıyor(öküzhayvanayı usta onu kırıyor),yerden duvara ev komple elden geçiyordu.Bir kere gördüm bu evi,nedense annemin ”eski odandan daha büyük” dediği oda daha küçük geldi gözüme ve çok ta karanlık.Bugün terasa çıkmıcam hoşçakal demek için,belki giyinince çıkarım eheh.Daha duvarımdaki posterleri sökücem,Muratzi(mitaaahzir) gelicek ben bu evde de anılar yaşıycam bu ev de sevimli olcak belki kedi alırız lan.Köpek zor olur orda zaten evle dükkan arasında mutfak kapısı var bi girer müşteriler ciyak ciyak ehehe…

Kıssadan Hisse;Kuaför A 22 yıllık tecrübesini Heykel’den Elmasbahçeler’e taşıdı,Sabunevi Sokak’ta yeni şubemizle hizmetinizdeyiz…

Sevgili Salak Günlük

Aslında koyacak çok materyal var da koyamıyorum Günlük.Haftalardır kendi bilgisayarımda değilim,usb belleğim de yok mnakoym.Dayımın da internet kafesi olmasa…

Lise lise lise.Çok farklı değil ama çok random da değil,yeni bi ortam işte.Yanımda Hasene var,iyi kız ama pek best friends durumu yok,zor biraz benim gibi ”ucubeler” için.Ama geyik yapıyoruz bak he.Geçen yoldaşım da bahsetti facebokta bundan,zor dostum zor…Ama ben yine de iyi bi yere düştüm,otobüste Rammstein dinleyen South Park izleyen bi kızla tanıştık.Dersler mi,her zamanki gibi.

Bugün mtv’de rock&aşk haftasonu vardı,HIM çıktı sevindirik oldum.Ville’nin eski hallerini görmeyi özlemişim.Öyle işte.Bi de nik değişimi yaptım,bana Veronica diyeceksin soyadım da Marjanen olacak ok? Otobüs düşüşümü de unutmayalım,koyduğumun ani fireni…

Bu kadar işte.Rusya’dan Sevgilerle’nin yeni bölümünü koymayı delisiye istiyorum,özledim deli Rus Doda’yı…

bir zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir zamanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ekim 2011 Cumartesi

''Evimizin durumunu şöyle açıklayayım size;kapıyı açtığınızda bir koridor ve karşı karşıya iki kapı.Bu kapılardan birisini açtığınızda ev olarak kullandığımız kısmına,diğerini açtığınızda ise kuaför yani annemin işyeri olarak kullandığımız kısmına ulaşırsınız.Kuaför olarak kullandığımız kısmını çok severim evin,perdeleri yoktur ve bütün ağaçları,yolları,güneşin doğuşunu,batışını görür.Çok eşya da yoktur,o yüzden çok ferah görünür.”
İki ay önce yazdığım taslağa baktım.Bunu ne amaçla yazdığımı anlayamadım ama bir yerde kullanılması gerekiyordu.Her neyse,sonunda evde tek başımayım.Bunun verdiği avantajla istediğim deliliği yapabilirim.Kuaför tarafına gittim,bilgisayarımı masalardan birine koydum.Yere bir örtü serdim,üstüne uzandım ve hayal kurmaya başladım…
Kumların üstündesin,burası bir deniz kenarı ve saat sabahın beşi.Sen hariç kimse yok,işi gücü olmayan yaşlılar bile daha uğramamış plaja.Öyleyse ne duruyorsun,hadi denizin tadını çıkar şapşal! Poponu kaldırdın ve dolanmaya başladın.Kumlar öyle serin ki,acaba su nasıldır? Bikinilerin üstünde zaten,sadece üstündeki ince gömleği ve şortu çıkar.Ayaklarını suya daldırdın,su ılık! İnanamıyorsun,ama biraz daha soğuk olmasını istiyorsun.Derine gittikçe soğuyor.Çok güzel,ne duruyorsun dalsana? Denizi net görebiliyorsun ve deniz gözlüklerin yok,inanamıyorsun.Sular saçlarını dalgalandırıyor,derinde gördüğün ise sadece kum değil.Mercanlar,parıldayan deniz anaları…ve bir balina! Korkma balinadan,sen onun yemi değilsin ki.Seni korkak,dokunmuyorsun ama tam yanından geçiyorsun.Balina gittikten sonra çok ta yüzdüğün söylenemez.Daha çok bu anın tadını çıkarıyorsun,saçların suda dalgalanıyor,bir sürü baloncuk çıkarıyorsun,kendi kendine taklalar atıyorsun,birden…

Gözlerimi açtım.Sıkılarak tavana baktım,uyuyakalmışım…ve kıyafetlerim ıslaktı,saçlarım,derim…
Yazın en kötü yanı,evde sıcaktan pişerken kafanızı dağıtmak için magazin programlarından birini açtığınızda denizde havuzda yüzen sefa süren kişilerle karşılaşmanızdır.Halbuki kışın Uludağ'daki kar her yerde oluyor.

Random Gündem Yazısı (yassahyassahyassah)

Aylardan Haziran.Tatil mevsimi başladı.İster eve kapanıp bütün gün nette gezinmek olsun ister beş yıldızlı bir tatil köyünde binlerce kulaç atmak,öğrenci milleti okullarının getirdikleri bütün bokluğun intikamını bu üç ayda Kim Kardaşyan götü yaparak alacak.Benim tercihim görüşülmesi gereken bir dostun yanına gitmekten yana,gönül Sonisphere isterdi ama bilet fiyatlarına baktım da gönlüme güzel bir nah çekmem lazım.

Yasaklar beni yine deli gibi geriyor,nefesimi kesiyor,üzerime geliyor…Ne blogum,ne Stardoll hesabım ne de bayıldığım diğer sitelerdeki hesaplarım faal.Sebebi internet yasakları,dns’imi taa youtube yasaklarında değiştirmiştim tabii ama evdeki internet kesilince ben de internet kafelerin gediklisi olmaya başladım ve yasakları ensemde hissettim.Ama yasakların da iyi bir tarafı var,hayatı Facebook’da ChOqqq AnLaMLı SöZLeRR yazarak geçen genç bir gün Facebook’a giremediğinde ve bunun sebebini öğrendiğinde,artık gerçekten bütün halk devlete küfrediyor olacak.Umarım ceza küfretmek kadar hafif olmaz.

Bazı insanlar hayatlarına gerçekten çok fazla anlam yüklüyor.Tamam şair olun,duvara baktığınızda bile edebiyat fışkırsın ancak duvarın önünde dikilip poz vermenin ne kadar edebi bir yönü olabilir? Neyse,insanlar istedikleri gibi yaşayabilir ancak kimseye zarar vermedikleri sürece,gerek yok yasssağa filan,bırak insanlar aynı anda 100000 profil fotoğrafı yükleyip hepsine birbirinden saçma edebi cümleler kassın,bir kaç söz yazıp çok önemli olduğunu zannetsin,ya da benim gibi yazdığı saçmalıklara bakıp övünsün…

Siyah Dünyanın Kırmızı Kadını


Yarım saatlik otobüs yolculuklarımda hep uyurum,okul ve içindeki salak Türk gençliği beni çok yorar.Ama otobüs Heykel durağından sapıp Altıparmak’a doğru gidince birden gözlerim açılır çünkü ışıklı tabelaları ve sürekli koşturan şehir insanlarını izlemek insana çok zevk verir.O gün,yine Altıparmak durağında gözlerimi açmıştım ve ışıklı tabelaların üstündeki pencerelere bakıyordum,özellikle de erotik shop’un penceresine.Ne yapayım,edebi yönüm ”gelişmiş” olsa da sonuçta ben de meraklı bir ergenim.Otobüs durdu ve dershanelerde büzülmüş farklı yaş gruplarından bir sürü öğrenci binmeye başladı.Bu anlarda hep canım sıkılır çünkü o ışıklara rağmen hepsinde de aynı bıkkınlık ve yorgunluk ifadesi vardır.Ama o gün,bir sürü yorgun öğrenciden sonra o da bu otobüse bindi.O da yorgun ve bıkkın görünüyordu ancak güzel makyajı bunu kapatmıştı.Evet,otobüse güzel ve bakımlı bir kadın binmişti.Kızıl kakülü,göz kalemiyle belirginleştirilmiş pörtlek yeşil gözlerinden birini kapatmıştı,dümdüz saçları kırmızı bir kurdele gibi omuzlarından iniyordu.Siyah paltosunun arasından seçtiğim beyaz gömleğe göre çevredeki bankalardan birinde çalışıyordu.Yanıma oturdu.Çorabı ten rengiydi böylece bembeyaz ince bacaklarını izleyebilirdim ancak abazan bir maganda olmak için yanlış cinsiyetteydim.Gözlerimi siyah topuklu ayakkabılarına kaydırdım,keşke saçının rengi gibi kan kırmızısı olsalardı.O o sırada oflaya puflaya pencereden dışarıya bakıyordu,ben ise düz oturuyordum ama onu incelemeyi de ihmal etmiyordum.Parmağında çirkin bir alyans vardı ancak uzun tırnakları kıpkırmızıydı,galiba en sevdiği renk kırmızıydı.Bu sırada inmem gereken durağa gelmiştim,ondan kalkmak için izin istedim ancak ”Müs..” dediğim anda o kalktı ve direğe tutundu.Ben de doğal olarak aynısını yaptım.Aynı duraktan inmemiz içten içe üzdü beni,şimdi kötü saçım ve bakımsız halim yetmezmiş gibi bir de kambur sırtımı ve dengesiz yürüyüşümü görecekti.Ama sonra bütün bunları pek de umursamadım,nasıl olsa meleksi bir imajı olsa da sıkıcı hayatıyla evli bir kadındı o.Aynı mahallede oturduğumuzu anlamaya başlamıştım,daha önce onu fark etmediğime şaşırmıştım ki aynı apartmanın kapısına dikildiğimizde sebebini anladım.O,üst komşumuz olan manyak adamın eve kapattığı karısıydı.Sadece kocasının içkisini karşılamak için çalışmaya dışarı çıkar,onun dışında kuaföre bile gitmezdi.İhtiyacı olduğunda anneme bir telefon gelir,o da malzemeler elinde,üst kata yollanırdı.Ben altta onları dinlerken kocası kapı eşiğinde nerede kaldığını soruyordu,o da mesaiye kaldığını söyledi.Bunun üzerine kocası artık işe bile ”salmayacağını”,özgürlüklerinin sona erdiğini,bebek doğmadan önce de kapanacağını emretti.Zile bastık,evime girdim ve onun yerine o götlalesi kocayı ben dövdüm,mutfaktaki koca bıçağı kalbine saplayıp bir de öldürdüm.İşte bu yüzden,evde hayallere dalarken çok mutluydum.Tabii onun çığlıklarını duyana kadar…

Oh Yeah Man

Yasaklı kelime içerir…
Şu aralar sürekli iki erkeğin aşkını yazıyorum,yakında takipçi sayım yarıya düşecek diye korkuyorum açıkçası.Ama boşuna yeni bannerde ”salak ergenin sayfası” yazmıyor,ki aslında salak değilim de ergenlik bakanlığı (T.C A.M.K) zekamı yarıya indirip o tarafı bebek yapma eyleminin detaylarıyla doldurma kararı aldığından ciddi kayba uğradım.

Bu sıralar hakkında en çok düşündüğüm şeyler; Die Antwoord isimli rap grubu,eskiye dair her şey(Hande Yener’in Sen Yoluna Ben Yoluma isimli ibretlik eserini arşivime katmayı düşünüyorum,o derece),Hürriyet’in bütün ana sayfa güzellerine koyan travesti(kime göre,neye göre) Mehtap ve onu benimle tanıştırdığı için bir anda ultra gereksizlikten ultra süperliğe çıkan ”yazar” Ayşe Arman(borderline kafası,yazının adını boşuna oh yeah man koymadık),provalar başladığı için Eurovision,Boşbakan Tayyip ve doğayı zkecek yeni çılgın projesi,buna bağlı olarak Tayyip’in kafasının içindeki düşünceler.Bunu düşününce de aklıma köşkün pisliğinden şikayet eden çiçeği burnunda förstleydi Hayrünnisa ve halıda don+atletle kayıp dolapta ta tang olduğunu haykıran süper pirezidente Abdullah aklıma geldi.Bak yine eskiden.Bunu da düşünmek aklıma benim de bir çılgın projem olduğunu getirdi.Gerçi bunu yıllar sonra patlatıp milyarlar kazanmam lazım ama olsun,nasıl olsa kimse okumuyo.
Bu çılgın proje dediğim,bir dizi projesi.Sex And The City’nin tam anlamıyla(o zamanında yapılan saçma ötesi ”yiirmi dokuz otuz” diye jeneriği olan dizi gibi değil) Türk versiyonu.İsmi Türban and the City,karakterleri ise Kübra Eğitim Kurumları’ndan Amerika seyahati kazanan dört akıllı,namuslu ve tabi ki türbanlı üç Türk kızı olan Tayyibe,Güllü,Aliye ve onlara oralarda ablalık yapacak olan Fettoş.Hatta size sadece hormondan ibaret olmadığımı göstermek için bir bölüm özeti bile yazabilirim:

Tayyibe ve Güllü New York’un alacalı bulacalı sokaklarında yürürken kendilerini kaybetmişlerdi,Fettoş ablalarına cemaatin cafesinde buluşmaya söz vermişlerdi ancak Central Park’ta feysbuk fotoğrafı çekinip öyle gidelim derken bir anda kaybolmuşlardı.Güllü ”birinden yardım isteyelim,kaybolduk burda!” demiş,Tayyibe de ”Ama İngilizce bilmiyom ki ben,van münüt fak yu yu luk so firenç yaaane filan desem anlarlar mı?” diye cevabını vermişti.Bunun üzerine Güllü Twitter’deki Amerikalı arkadaşı Obama’dan yardım istemiş,Obama da ona adresi vermişti,ancak bu adres cafeye değil Obama’nın evine gidiyordu.Bu sırada Aliye hayatının erkeği George ile tanışmıştı,çok mutaassıp bir adamdı,onunla beraber onun istediği her şeyi yapıyor ancak ona asılmıyordu.Havalarda uçuyordu Aliye,annesine damadı bulduğunu söylemişti bile,karşıdaki büfeden bir Brides aldı ve George’un yanına gitti.Tam Aliye George’a evlilik hayallerinden sözedecekken George’un yanına bir adam geldi ve onu öptü.Aliye dona kaldı? İki erkek!? Nasıl?! Olamazdı bu?! Göz yaşları içinde alanı terketti ve eğer bir gün förstleydi olursa bütün eşcinselleri hasta ilan edip kocasına onlar için özel hastahaneler kurdurtmayı rica edeceğini söyledi kendi kendine.Bu sırada Fettoş bir saattir gelmeyen kızları beklemekten çıldırıyordu.Sonunda iki deli kız Tayyibe ve Güllü gelmişti ancak ters giden bir şey vardı,bahar rüzgarında uçuşan eşarpları bu sefer uçuşmadı,yüzlerindeki nur solup gitmişti…Fettoş ”Selamünaleyküm kızlaaar” dedikten sonra ne olduğunu sordu direkt,kızlar birbirine bakıp ağlamaya başladı…Acaba ne olmuştu? Gelecek bölümde,BSG TV’DE! SAKIN KAÇIRMAYIN! KAÇIRMAYIN LAN! VAN MÜNÜT!

Kusmuk x5

Okuldan sonra yazılmış bir yazı.Belki biraz fazla özel ama paylaşmakta yarar var zaten eş dost okuyo.
İlk dönemi 3 kırıkla atlattım.Ve 9 ilt A insanlarına tamamen farklı gözlerle bakmaya başladım,aslında herkes benim dalga geçilecek bir yanını bulmayı umut ediyordu çünkü.İlk başta içimdeki bu karşı konulamaz düz liseye geçip dil okuma isteğini bastırdım Süleyman Çelebi’deki dil sınıfının kapanması sağolsun ama bugün yaşadığım bir olay en yakın zamanda bütün evrakları alıp iyi bir düz liseye başvurmam için beni itti neredeyse.
Fizik dersinde füzyonları işliyoruz tabii ona bağlı olarak nükleer enerjiyi de.Ben nükleere karşıyım ancak hidroelektriğin de pek güçlü olmadığı ortada.Bunların üzerine hocaya Melekler ve Şeytanlar’da gördüğüm ”karşımadde enerjisi” olayından sözettim,aldığım reaksiyona göre ya bizim hoca temel fizik dışında bi halt bilmiyor ya da bu çok imkansız bişey.Her neyse tabii nükleer enerji aslında riskli bir olay Çernobil Hiroşima filan derken benim aklıma sağlam bir fikir geldi,bu ülkeye iki yeni nükleer santral açılacak,neden açılacak? Ülkede nüfus fazla,bu kadar nüfusu tabiki hidroelektrik kaldıramaz.Hele bir de bu nüfus bütün gece dizi izliyorsa.Aklımın ergenliğe bağlı olarak alt bölgelere inmesinden mi bilmiyorum beyin fırtınasında ”hocam en iyisi göç verelim” dedim.Demez olaydım,çok zormuş,ben örnek olarak ayrılabilirmişim,oturun ananızın götünün dibinde de 100 milyon olduğumuz günleri görün ey türk gençliği.Şu 10 milyon nüfusları var diye dalga geçilen Yunanistan’dan alıyoruz biz elektriği!Onların da bizden bir farkı yok,sokaklar ışıl ışıl.Ama onlar bize elektrik veriyor,neden?
NÜFUS AZ OLDUĞU İÇİN OLABİLİR Mİ?
Tabi sktimin ukalaları neden düşünsün ki,tripkolik dinleyip eski sevgililere de laf yetiştirmek varken?! Ergenim,çirkinim,atarlıyım.Düz lisede daha mı iyiye gideceğimi sanıyorum?Hayır,ama en azından karnem iyi gelir.12 saat İngilizce diyolar,boru mu?Kesinlikle değil.Yabancı dil görmeliyim ki,beni çokbilmiş,gıcık,vatan hayını ve deli olarak görenleri bundan seneleeeeeğğğr sonra akıl yoksunu pirezidentimin ”3 çocuk yaparsanız ikisi ölür” deyiminden sonra kaza kurşunlarını atmak için gidecekleri kürtajları denetleyen bir devlet memuru olmayayım.Kusasım var,kusasım.Bütün bu insanların götüne dinamit sokasım.Sırtlarına ”ihmalkarlık sonucu” yazasım.Bana ”onu dicene enerji tasarrufu yapın desene” diyen fizik öğretmenine ”75 milyon enerji tasarrufu yapsa nolur” diyesim var.Ama demiyorum.Sadece yürümeye devam ediyorum,eşşekler feci teper çünkü.

Kusmuk (a.k.a sevgili günlük)

Bu yazı liseli ergen duygularıyla yazılmıştır…
Bilgisayarımın 2 ay boyunca yaban ellerde kalması internetimin ise hala olmaması sebebiyle bayağıdır yazamıyorum ve bu beni sinir ediyor.Takip edildiğimden değil de,yarattığım karakterler gerçekten hayal dünyamın kahramanları olduğundan kolayca hikayelerin devamını getiriyorum,ama bu sefer çok zaman geçtiği için tıkandım.Yazdığım hikayeler bana yapay gelmeye başladı,ama Moskof’un Delisi Doda hala imrenerek baktığım bir karakter.
Dedim ya çok zaman geçti ve bu zamanda ruhumun yarısını yani müziğimi koyduğum bilgisayarım gitti,giderek poplaştım.En son Rihanna(S&M) takılıyordum ki arkadaki ”The Princess Of Illuminati” yazısı dikkatimi çekti ve korkarak Polonya’nın incisi alternatiflikte birincisi Rebel Tv’ye geçtim.Bir de şu dövüş olayı olunca Chris Brown’a saydırmıştım meğerse adam bizi şu cadı karıdan korumaya çalışıyormuş.Biz de onu komşunun Barbadoslu çıtırı zenci repçilere çöpçatanlık eden sevimli kardeşi olarak bilirdik,nereden bilelim feci satanist çıkacağını,eğer pop dinliyorsanız ve dediklerime katıla katıla gülüyorsanız gugli’den Vigilant Citizen’ı bulun,gülüşünüz donacak.Rock,metal,house,indie kısaca alternatif müzik dinliyorsanız çok korkmayın havlayan köpek ısırmaz(bkz:metalcilere yapılan satanist muamelesi).Tabi poplaşmamın tek sebebi milletin Gaspar Noe’den yanarlı dönerli delimanyak film çekme olayının patentini alıp kendi kliplerinde kullanması değil,leydi gaganın da bunda payı büyük.Leydimiz yeni albümünde ”Born This Way” diye bi şarkı yapmış,o ilk albümdeki ”arabada beş evde yüzbeş”(bkz:lovegame) tadından eser yok bildiğin gökkuşağı ülkesi marşı,klibi de o yönde bir şey olacakmış zaten eski boyfirendine ”ayyy kız gibisin iğrençsiaaaaaaaan” diyenler G.I Joe öpüştürür gibi adam öpüştürüyor kliplerinde,Leydi bundan aşağı kalmaz…neyse bunları boşverip bu 2 ay içerisinde bana olanlara geçiyorum.En sevdiğim yazarlardan olan Pedro Loco bir yazısında manyak bir endoskopi macerasının ardından reflüsü olduğunu belirtmişti,iğrenç bir kabusun ardından boğazımda yaşanan 5 Eyjafjallajokull şiddetindeki volkan patlamasından sonra ben de aynısını düşünüyorum.Yine de ne demiş House,lupus olabilir.
Bu arada lise birde 3 zayıf getirdim,matematik kimya ve geometriyle buluştu sıçışlar havada uçuştu.Ve bir de en önemlisi ergen oldum.Manyak oldum,salak oldum,deli oldum,tuhaf oldum,eskiye özlem duydum,sadece boğazımda değil kalbimde de volkan patlamaları yaşadım,sevilmedim,sevmedim ama İngilizce’yle olan aşkımı güzelce perçinledim.O da bana sarı saçları,masmavi gözleri ve Altıparmak’tan yeni çıkmış izlenimi veren imajıyla Moskof Cariye Rusça’yı getirtti ”Al Zeho ağa,kuman olsun bana da ev işlerinde yardım eder” diyerekten.İngilizce odamı temizliyor Rusça ise ”Sen niye hala İngilizce’yi bu evde tutuyoğğsen?!” diye bana bağırıyor.Daldan dala atladık,bir güzel kustuk ama şu Eyjafjallajokull’leri dindiremedik sayın Moskof’un delisi.Ne olur elinden tutunuz şu Dengesiz’in,ona sevgi şefkat gösteriniz ve beleş matematik dersi veriniz.Ve dünyanın en boktan yazısı biter…

Fak Dı Wat

Sputnik’in facebok statusunde gördüğümden beri( FTW’nin ”fak dı wat sanılmasıydı olay ) bu benim yeni hayat felsefem gibi bişey oldu.Okuldaki kızlara FAK DI WAAAAAT EHEUEH diye bağırasım var ama anlamazlar.Sonra dışlanırım ağlarım filan.Ağlamak kötü bi’şey,tabi benim gibi ”böhüehühüeee” diye ağlıyorsanız.
Bu aralar çok özeniyorum.Süper kadın blogçulara,zayıf kızlara,ruslara,danimarkalılara… Ama en çok ta süper resim çizenlere.Okulda ödevleri filan yazdığım not defterimi matematik öğretmeni ansızın ele geçirdi.Bi şey diyemedim,baktı ve güldü zira çizimler ana karnı terk düzeyindeydi.Yeteneğim yok ama hevesim çok,napayım.Matematikçi güldü ve o gün boyunca söylediğim en çok sözün ”ırıspıçıcıı” olmasına yol açacak bir şey söyledi ”Benim oğlan(yaş:takribi 3) bile daha güzel çiziyo ehehe.”
REZİL OLMUŞTUM.
Bir de sanki demişim gibi ”Çook karmaşık duygular içerisindeyim” dedi.Güldüler.Ben de gülmeye çalıştım,”hocam saçma sapan çizimlerimi geri alabilir miyim” dedim.Dur dedi,eğlenceye devam etmek istiyordu…
Ders bitince ilk işim o çizimleri çöpe atıp ”doğru düzgün” bir not defteri oluşturmak oldu.Bir daha hiç bir deftere saçma sapan kızlar filan çizemedim.Moda tasarımcısı da olamayacaktım.Tercüman olurdum,fena mı olurdu…herkes de güzel çizemezdi ki zaten.

Ne kadar çizimlerimin farkında olsam da,görülmelerini istemiyorum.Ben sadece özeniyorum.

Terasta Son Gün

3 sene önce annemin arkadaşı ve 2 kedisinin yaşadığı Heykel’deki evine gitmiştik.Yemekte balık vardı ama ben köfte yiyodum.Kediler sevimliydi ve sahipleriyle aralarında öpücüğe kadar giden manyak bir bağ vardı.Ev kötü döşenmişti,eskiydi ancak mükemmel terası ve kocaman pencereleri vardı bu da annem ve benim o eve hayran olmamıza yetmişti.Bir kere de mangala mı ne gitmiştik,ya da ikisi aynı geceydi pek hatırlamıyorum.Her neyse bu hayranlık olayından aylar sonra annemin arkadaşının İstanbul’a gitmesi gerekti yani evden çıkacaktı.Bu da annemin aklına harika bir fikir getirdi,neden ondan sonra o evde kendisi oturmasındı? Ev sahibiyle konuşuldu,annemin arkadaşı pek sevindi,ne de olsa eski evini istediği zaman görecekti.Parkeler yerlerine yerleştirildi,temizlik yapıldı ve eve yerleşildi.Gelen tüm misafirler bize,evimize ve terasımıza hayran kalıyordu.Yazın allahtan klimalı kışın da allahtan sobalı bir eve sahiptik ne de olsa,ayrıca da süper bi terası vardı.Üç doğumgünü kutladım,ilk laptopumu aldım iki kere de bozdum,bir sürü takı saç bandı fotoğraf getirdim,televizyonunda eurovision izledim,arkadaşlarımı her fırsatta davet ettim,sayamayacağım kadar çok mangal yapıldı,terasta çıplak ayakla yürüdüm,deli gibi tepindim,ilk eurovision dvd’mi aldım sonra bissürü dvd daha aldım(2005,2006,2007 yarıfinal,2009,2010 var bi de 2008 cd var),bir sürü kalem silgi ve kitap getirdim kocaman bi kitaplık var odamda ehe.Evi bi güzel de boyattık,mükemmel oldu ama çıkartma koleksiyonum gitti ühü.

Ve üç sene sonra bugün bu evde son günüm.Bi rafı toparlayayım dedim,Hacer ve Bööş’le yaptığımız kağıt oyunları,kendi kendime çizdiğim ”tasarımlar”,bi kitap bi de Uykusuz,sürüsüne toka,ahı gitmiş vahı da kalmamış bi beyaz oje bi de daha iyi bi durumda olan siyah oje(ahah),annemin küpelerinden biri,annemin halhalı,sevimli bilezikler çıktı.Bir sürü ıvır zıvır da çıktı,attım onları.Bir o kadar ıvır zıvırla dolu oyuncak torbasını da atasım geldi ancak atmadım zira evimizin daimi ziyaretçilerinden biri olan Alpiş(yaş 4) uydunun büyülü çocuk kanallarından hoşlaşmayan ”eski kafalı” bir oyun çocuğuydu.Ona ayıp edemezdim,zaten o oyuncaklar varken bile zor duruyordu.Taşındığımız yer Alpiş’e,azıcık kasıntı olsa da sevdiğim annesine ve üç dostumdan biri olan Sabah’a daha yakın ama terası yok.Kuzinesi var,yine mangal yapılır.Pencereleri kocaman ama SGK binasına bakıyo.Evin hemen yanında kıraathane var,bir de özhan yerine dergi ve gazete bulamayacağım fetullah gülen kokan bir ”alışveriş merkezi”.Evin eski kiracısı olan annemin arkadaşı üzüldü ve kızdı bu duruma,ilk başta ben de üzüldüm ve kızdım galiba hala da üzülüyorum ama Heykel’den Elmasbahçeler’e gidişimizin sebebi büyüktü hatta çok büyüktü;PARA KAZANMAK.Tabu ve Cluedo(böyle mi yazılıyodu lan) junior oyunlarını attım,artık junior değildim Tabu XL ve Monopoly yeterdi,yılbaşı tombalasını atmadım,o bir ekoldü sonuçta.Bu yazıyı yazdıktan sonra da eski defterleri ve sözlükleri atıcam,o ahı gitmiş vahı kalmış(ne çok kullandım bu deyimi he) fotoğraf albümü de gidecek ama fotoğrafları muhafaza etmenin bi yolunu bulucam.Ev yabancıya gitseydi şu an hele fonda Under The Bridge çalarken ağlardım ama dayımlar alıcak eheh.Biz mi çok iyi kullandık evi yoksa ev mi bizi sevdi bilmiyorum ama üç sene akmayan tavan bu sene aktı ahahaha.Ben hala o koca salıncakta sallanabilecek olmama sevinirken Elmasbahçeler Sabunevi sokak’ta bir telaş vardı.Bir ev derlenip toplanıyor,dükkan tarafına kuaför malzemeleri ve tabela geliyor,kocaman süper bir duşakabin alınıyor(öküzhayvanayı usta onu kırıyor),yerden duvara ev komple elden geçiyordu.Bir kere gördüm bu evi,nedense annemin ”eski odandan daha büyük” dediği oda daha küçük geldi gözüme ve çok ta karanlık.Bugün terasa çıkmıcam hoşçakal demek için,belki giyinince çıkarım eheh.Daha duvarımdaki posterleri sökücem,Muratzi(mitaaahzir) gelicek ben bu evde de anılar yaşıycam bu ev de sevimli olcak belki kedi alırız lan.Köpek zor olur orda zaten evle dükkan arasında mutfak kapısı var bi girer müşteriler ciyak ciyak ehehe…

Kıssadan Hisse;Kuaför A 22 yıllık tecrübesini Heykel’den Elmasbahçeler’e taşıdı,Sabunevi Sokak’ta yeni şubemizle hizmetinizdeyiz…

Sevgili Salak Günlük

Aslında koyacak çok materyal var da koyamıyorum Günlük.Haftalardır kendi bilgisayarımda değilim,usb belleğim de yok mnakoym.Dayımın da internet kafesi olmasa…

Lise lise lise.Çok farklı değil ama çok random da değil,yeni bi ortam işte.Yanımda Hasene var,iyi kız ama pek best friends durumu yok,zor biraz benim gibi ”ucubeler” için.Ama geyik yapıyoruz bak he.Geçen yoldaşım da bahsetti facebokta bundan,zor dostum zor…Ama ben yine de iyi bi yere düştüm,otobüste Rammstein dinleyen South Park izleyen bi kızla tanıştık.Dersler mi,her zamanki gibi.

Bugün mtv’de rock&aşk haftasonu vardı,HIM çıktı sevindirik oldum.Ville’nin eski hallerini görmeyi özlemişim.Öyle işte.Bi de nik değişimi yaptım,bana Veronica diyeceksin soyadım da Marjanen olacak ok? Otobüs düşüşümü de unutmayalım,koyduğumun ani fireni…

Bu kadar işte.Rusya’dan Sevgilerle’nin yeni bölümünü koymayı delisiye istiyorum,özledim deli Rus Doda’yı…