2 Aralık 2012 Pazar
Chaotica 1 - Enkaz
''Gel bakalım tatlı şey,sen boklu toprağın dibini boylamadan önce son bir kez seni tadayım.''
Onu sürükleyen Azrail özentisine karşı koymak istedi.Yapamadı.Erkekler tuvaletine gittiler,Chen onu duvara fırlattı ve bu zayıf kalbini etkilemiş olacak ki,nefesi kesildi.Büyük bir acı hissetti.En son gördüğü şey,Chen'in gülümsemesiydi.Bir çocuğun oyuncağından hevesini aldığında yüzünde oluşan gülümseme.Yapabildiği tek şey gözlerini kapamak oldu.
''Kuzucuk,uyan tatlı kuzucuk.Okula gitme zamanı.''
Annesinin yumuşak sesini duydu.Bu sesi en son duyalı kaç ay olmuştu? İlk kaçmaya kalkıştığından beri ailesinden ayrı bir şekilde,Azrail özentisi melekyüzün evinde kalıyordu.6 ay falan olmalıydı.Sonra annesinin saçlarını okşayan elini hissetti.Bu yukarıdakinin ona son kıyağı olmalıydı.
''Anne,kalkacak gücüm yok.'' dedi içinden.Annesinin sesi bir anda kadın mı erkek mi olduğu anlaşılamayan ürkütücü bir sese dönüştü.
''Ben senin annen değilim.Ben senin ebedi dostun ve sevgilinim.Yine görüşeceğiz''
Sonrasında ise tamamen acının eseri olduğu anlaşılan tiz bir çığlık ve onun etkisiyle doğrulan Moshe Fellon.Kapalı bir klozetin üstündeydi,tam kapıda ise yanık izleri ve beyaz tüyler duruyordu.Nabzını kontrol etti,atıyordu.''Ama...ben...ölmüştüm...'' derken kapı açıldı ve temizlikçi olduğu anlaşılan şiveli Arap bir kadın ona tiksintiyle bakarak ''Zıkkımı içince herkes öyle zanneder.'' dedi.Kadın cıkcıklar arasında kendi dilinde mırıldanmaya devam ederken Moshe bardan çıktı ve sabahın bütün ılıklığını içine çekti.Tedirginlik hissetmiyordu,mutluluk hissetmiyordu,sadece içgüdüleri ona fısıldıyordu.Saklanacak bir yere ihtiyacı vardı.Önce kafasını,sonra da diğer gençlerin kaderini toparlamalıydı.
Bir ölüm meleğinden zavallı bir insana dönüşürken,bedeni acılar içinde kıvranıyordu.Kırmızı gözleri yanıyor,dönüyor ve yeşil gözlere dönüyordu.Ne demişti Yehova,
''Acı,normalde sonrasında şükür gelen bir dokunuştur.Ama senin bütün kaderin acı olacak.Yaptığın bencilliği,her defasında daha çok gelen acıyla ödeyeceksin!''
Sonrasından da ''şeytansın,sen şeytansın!'' diye bağırıp durmuştu.En son ''şeytansın'' diyişinden sonra,bedeni alevler içinde yandı ve Tel-Aviv'in günahkar insanları partilerken,o tutucu mahallelerden birindeki çocuk parkına düştü.Düşüşü ses getirmedi ama çok fazla acı hissetti.Yehova yine de merhametli davranmıştı,üstünde mevsime uygun dar,siyah bir kot pantolon ve şu atlet-tişörtlerden vardı.Ancak hapsolduğu bu insan bedeni yara bereyle doluydu.Bir şekilde yaralarını sarması gerekiyordu,bu halde onu bulamazdı.Ondan önce kendisini bulması lazımdı.
Eski ölüm meleği yeni sahip olduğu insan beyniyle muhakemeler arasında boğulurken,15-16 yaşlarında küçük bir kadın yanına yaklaşmıştı ve teknolojik bir cihazdan geldiği belli olan bir ışıkla onu kontrol ediyordu.Kızda bir korku sezinledi,ama içinde merak da vardı.Lola insanlarla uğraşamazdı,aradığı tek insan belliydi...ama şu anda,güçlenmesi lazımdı.Kıza ''iyi değilim,yardıma ihtiyacım var'' dedi ve kızın aynı ışıkla onun yaralarına bakmasını bekledi.''Fena yaralanmışsın.'' cevabı geldi kızdan.''Babam doktor,istersen seni tedavi edebilir.Hastaneye gidebileceğini sanmıyorum.'' diye de ekledi.Lola elini uzattı ve ''Götür beni.'' dedi.Kız onun koluna girdi ve çoğunlukla sürüklenerek,kızın evine doğru gittiler.
30 Kasım 2012 Cuma
Dengesiz'in Anime Senaryosu:Chaotica
http://nikkisaynikkidoo.blogspot.com/2011/12/tuhaf-kzl.html
http://nikkisaynikkidoo.blogspot.com/2012/04/isler-cgrndan-ckt.html
Bu Fallen Angel serisi vardı ya hani,o aslında benim hep kafamda olan bir senaryoydu.Şimdi bu senaryoyu karışık öykülere ayırmadan bir güzel derleyip toparlayacağım,biraz da değiştireceğim.Konudan başlayalım:
Bir genç,Tel-Aviv'deki barlardan birinde uyuşturucu komasına girmiştir.Erkekler tuvaletinde hareketsiz bir halde yatmaktadır ve kimse ilgilenmemektedir,insanların görmediği bir ölüm meleği hariç.Ölüm meleğinin,görevi gereği o genci öldürmesi gerekmektedir ama melek,genci çok güzel bulur ve öldürmeye kıyamaz,genci hayata döndürür.Ancak Tanrı,meleği affetmez ve onu bir genç kız bedeninde dünyaya hapseder.Melek sonsuza kadar dünyada kalacaktır.
Dünyaya düşen ''Lola'' kod adlı meleğin tek amacı,hayata döndürdüğü çocuğu bulmaktır,çocuğun tek amacı ise onu ölüme götüren insanları tek tek öldürmek olmuştur.Lola,çocuğun ailesinin oturduğu evdeki komşu kızı Barbra ile çocuğun şu anki yerini bulmaya çalışırken,aynı zamanda da zamanında onu denek olarak kullanmış,çeşitli insanların çocuklarını seçip onları İsrail hükümeti adına çalışan robotlara dönüştüren bir örgütün varlığını belirler.Meleğimiz Lola,''son bir iyilik'' için aşkıyla bir olup,bu örgütü yok etmeyi planlar,nitekim olaylar gelişir...
Kahramanlarımız ise şunlar:
Ana Karakterler
Lola
O'ndan önce,sadece işine odaklanmış,duygusuz bir ölüm meleğiydi.Bütün duygularını içinde saklar,kimseye göstermezdi.O'ndan sonra ise,kendini buldu.O artık dünyadaki binlerce deli kadından biri.
Fiziksel özellikleri:Kızıl uzun saçlar,normal boyda buz mavisi gözler,1.90 boy,65 kilo,orantılı bir beden.
Ruhsal özellikleri:Çok saftır,her şeyin mutlu biteceğine inanır.Cennetteki işine son veren genç onun tek takıntısıdır,onun için yaşamaktadır.Aşkı için hiç bir şey yapmaktan çekinmez.Birini öldürmek onun için çocuk işidir.
Barbra Letivah
16 yaşında resim meraklısı bir hemşire adayı,muhtemelen önceki yaşamlarından birinde bir amazondu.Ama şu an sadece ailesiyle beraber Tel-Aviv'in tutucu mahallelerinden birinde yaşayan bir lise öğrencisi.
Fiziksel özellikleri:''Deep cut'' modelinde kesilmiş kahverengi saçlar,minik yeşil gözler,yüzde çiller.1.68 boy,54 kilo,kilosu ve boyuna göre büyük memeleri var.
Ruhsal özellikleri:Tam bir ''delikanlı''dır,hayatının çok sıkıcı olduğunu düşünür,bu yüzden macera peşindedir.Güçlü olan herkese ilgi duyar ve kendisi de güçlü gözükür,duygularını içine atar.
Moshe Fellon
Konu boyunca bir çocuktan bahsettik,işte kendisi.Haham babanın günahkar oğlu.
Fiziksel özellikleri:İki yana ayrılmış siyah dalgalı uzun saçlar,kocaman kahverengi gözler,1.82 boy,64 kilo,hafif kaslı bir arkadaş.Kollarından biri robot kolu.
Ruhsal özellikleri:Asperger sendromundan muzdariptir,aşırı zekidir.Küçüklüğünden beri dövüş sanatlarıyla ilgilen(diril)miştir,Krav Maga'da bayağı iyidir.Hedonisma örgütünden kaçan üç gençten sonuncusudur,Chen tarafından öldürülmeye çalışılmış ancak Lola onu geri döndürmüştür.Örgütte geçirdiği yıllardan dolayı insanlardan tiksinir,iletişim kurduğu tek kişi onun evinde saklanan Rus mülteci Nikita'dır,ona karşı duygusal bir şey beslemez,ara sıra sevişirler.
Hedonisma Örgütü
İsrail'de gizli bir şekilde varlığını sürdüren bu örgütün amacı zeki ya da çevik olan gençleri yetiştirip onları yavaşça robota çevirmektir.Robota çevrilen bu insanlar,bir tür ari ırk olacak ve İsrail'in bütün dünyayı sömürgeleştirebilecek bir güç olmasını sağlayacaklardır.
Lilith
Bu örgütü kuran eski kadın asker ve cadı.1965'te öldüğünden beri ruhunu küçük kız bedenlerine devretmekte,ta ki onlar ergenliğe gelinceye kadar.Bilimle haşır neşirdir,tabii ki kendi emeli olan ari ırkı yaratabilmek amacıyla.
Fiziksel özellikleri:Şu an kahküllü düz kahverengi saçlı ve kocaman mavi gözlü,1 metre boyunca,29 kiloda.
Ruhsal özellikleri:Hükmetmeye bayılır,hayatı intikam üzerine kurulduğu için sürekli öfkeyle ama düşünerek hareket eder.Sosyopattır.
Oleksandr Pochet
Lilith'in gözde askeri,ona aşıktır.Örgütün ilk yetiştirdiği robotlardan biridir.
Fiziksel özellikleri:Ivan Drago desem? Kocaman bir vücut,kahverengi ruhsuz gözler.
Ruhsal özellikleri:Sadece itaat etmeyi bilen sıradan bir askerdir,aldığı emir ne olursa olsun kusursuzca yerine getirir.
Dorota ''Doda'' Kowalski
Örgütün bilim işleriyle ilgilenen Kowalski ailesinin son üyesi.Kadındır ama sürekli erkek kıyafetleri giyer,erkeksidir ve lezbiyendir.Lilith'ten ve hiyerarşisinden nefret etmektedir ama farklı olmaktan korkar.
Fiziksel özellikleri:Kısa turuncu saçlar,çiller ve kısık yeşil gözler.1.80 boy,54 kilo.Çok zayıftır.
Ruhsal özellikleri:Sürekli gelgitler yaşar.Duygularından ve diğer insani özelliklerinden nefret eder,bu yüzden robot olmayı diler.Çeşitli bilim dallarına meraklı olsa da insan biyolojisinin onda yeri ayrıdır.
Chen Kurka
Örgüte zorunlu askerlik görevindeki başarıları nedeniyle katılmıştır.Gündüzleri gençlere yakın olmak ve farklı olanlarını ayırmak için öğretmenlik yapmakta,geceleri ise Kowalski'yle beraber onları robota dönüştürmektedir,zaten kendisi de robota dönüştürülmüş bir insandır.Bir diğer görevi de örgütten ayrılmış gençlerin (sadece üç kişi başarabilmiştir bunu) ölmesini sağlamaktır.
Fiziksel özellikleri:Kısa siyah saçlar,oldukça kaslı bir vücut yapısı,yakışıklı denebilecek bir tip.
Ruhsal özellikleri:Robota dönüştürülse de insanlık zamanından kalma sadistliği hala onunla beraberdir,bu yüzden örgütten ayrılanları direkt öldürmez de,hayatlarını cehenneme çevirir ve kendilerini öldürmelerini izler.
Tüm karakterler bunlar değil tabii,ileride yan karakterler de gelecek,en sonunda karakterleri oturttum,şimdi Fallen Angel'a bir set çekip Chaotica'ya odaklanacağım.İlk olarak Lola'nın dünyaya düşüşü ve macera delisi Barbra'yı oradan oraya sürükleyişi.
3 Ekim 2012 Çarşamba
Aklına Düşüyor Hala Geçmiş
Kitabına dalmıştı Laila.Şizofren bir çocuğun hayalindeki dünyayı resmetmesini anlatıyordu kitap,sanki kendi çocukluğunu anlatıyordu.İşkencelerden kaçmak için o da kendisine dantelden,makyaj malzemelerinden ve annesinin elbiselerinden bir dünya yaratmamış mıydı? Ve çok mutluydu dünyasında...evden atılana kadar.Nastasya ve annesi sağolsun,16 yaşına kadar yaşamıştı dünyası.
Sonrası Chen.Kusmuklu geceler.Her gece başkasının koynunda uyanmak,kabuslar ve nice satılışlar.Hala dantellerin,kumaşların ve makyaj malzemelerinin dünyasındaydı ancak bu sefer koruyamıyordu onlar Laila'yı.Yaralanıyordu her adımında.Extacy'lere,haplara ve ota bulanıyordu.Bir sirene ihtiyaç vardı onu geri döndürecek o mutlu dünyasına,ancak bulamıyordu bir türlü.Ta ki Chen onu hiç tanımadığı 11 adamın kollarına atana kadar.Kendinde değildi,müdahale edemedi.Bağırmak istedi ancak sesi çıkmadı.
19 Haziran 2012 Salı
The nights are our day.
Jolene,kırsal tarafta yaşayan bir genç kızdı.O dahil yedi kişi olan ailesinin çiftliğinde hayvanlarla eğlenmekti en çok sevdiği şey.Bok temizlemekten bile zevk alırdı,çünkü sonrasının atları tımar etme zamanı olduğu bilirdi.Ancak o güzel görünen,fakat pek uğursuz olan Mayıs gününde,Jolene'in iyimserliğini bozan bir şey oldu.Jolene'in kedisi Angel,çim yerken babasının çok sevdiği manolyalardan birisini koparmıştı.Jolene çok korkmuştu doğal olarak,babası gibi bir otoriteden kim korkmazdı ki! O manolyanın hemen yerine geri gelmesini diledi ve bum! İki saniye sonra manolya yeniden filizlenmiş ve güzel bir çiçek olmuştu.Jolene olanlara inanamadı,çok korktu ve bunun gerçek olmamasını diledi.Ancak bu sefer dileği gerçek olmamıştı,demek sadece doğayla ilgili dilekleri gerçek oluyordu.Ağlamaya başladı ve bahçeden çıkarak kendisini odasına kapattı.Annesi kızının bir erkek arkadaşı olduğunu sandı ve onu dövmeye gitti.Bu Jolene'in ilk cezası değildi,son da olmayacaktı.
O sırada,Brighton'un kederli denizinde,bir kız yüzüyordu.Koca denizde tekti.Ancak hiç ırgalamazdı bunlar onu,çünkü denizi severdi.Denizde bir kaç kulaçtan sonra yağmur yağmaya başlayınca sıkılmıştı ve eve dönmüştü.Jolene'in aksine,Anna-Marie'nin evinde İtalyan asıllı annesinden başka kimse yoktu.Güneşin tepeye çıktığı öğle saatlerinde de genelde işte olurdu zaten.Anna-Marie,her deniz seansından sonra yaptığı gibi duşa girdi.Lanet olsun.Şofbeni açmayı unutmuştu ve su çok soğuktu.Biraz üşengeç kızdı şu Anna-Marie,o yüzden suyun hemen sıcaklaşmasını diledi ve dileği oldu da.Ne şaşırdı,ne de Jolene gibi ağlamaya başladı.Sevindi tam aksine! Ancak hemen sonrasında çeşmeden akan sular baloncuklara dönüşüp ellerinde toplanınca,şoka girecekti.
Şoka girmek derken...Londra'nın normal bir devlet lisesinin en iyi futbolcusu David de şoklardaydı.Çünkü okulun en güzel kızıyla hala yatamamıştı.Her futbolcu bunu yapardı ama,yalama olmuş amigo kızlara mı kalacaktı! Lola onu sürekli reddediyordu,özellikle şu havai fişekli günden sonra.Okulun ilk maçıydı ve okul yönetimi,başarılı futbol takımına devletin verdiği parayla ''namımız yürüsün'' diyerek havai fişek patlatmaya karar vermişti.Lola da diğer herkes gibi oradaydı,havai fişeklere çocukluğundan beri bayılırdı.Ancak o gün,çok ama çok tuhaf bir şey oldu.Havai fişekler Lola'nın üstünde patladı! Çığlık çığlığa okul yönetimini linç edecek velileri olmadığı için Lola'nın,okul yönetimi bunu örtbas etti,hem zaten kıza da bir şey olmamıştı! Ama hayır,aslında Lola'ya çok şey olmuştu.Artık o ateşin kızıydı,erkeklerin ya da kadınların değil.Tek başına yürüyecekti.
O sırada tuhaf şeyler olan tek yer Lola'nın lisesi değildi tabii ki.Essex'de bir anaokulunda da tuhaf bir olay dönmüştü.Genç,gönüllü öğretmen Josephine Mistria,balkon kapısını açarken birden bir fırtına kopmuş ve kızı bir güzel uçurmuştu.Öğrenciler bunu asla unutmamıştı,peki ya öğretmen? Josephine o günden sonra bir daha okula gitmedi.Belki de hava üzerindeki yeteneklerini kontrol etmeye çalışmakla meşguldü.
Jolene ve Lola 16,Anna-Marie 18,Josephine ise 20 yaşındaydı.Yaşları bile aynı olmayan bu kızlarda Lilith,nasıl bir ortak nokta bulmuş olabilirdi ki? Belki de hayatın akışına kaptırmayıp,hayatın içindeki şeylere kaptırma tuhaflığını görmüştü onlarda.
1 Ekim 2011 Cumartesi
Part 2
Dört tane saçma sapan rüya gördükten sonra,uyandım.Dün olanlar hala aklımdan gitmiyordu.Nikita,kızıl çocuk,Robert-jan.Herşey tesadüfi bir şekilde üst üste gelmişti.”Yukarıdaki bana oyun oynuyor,” diye düşündüm ve tuvalete yollandım.İçimin acıyacağını bilsem de salona gitmek ve onların sevimli bir şekilde uyumalarını izlemek istiyordum…
-Günaydın Doda.
-Sana da,Niki.
-Dün olanlar seni rahatsız ettiyse üzgünüm…
-Sorun değil.Böyle davranmamam gerekiyordu.
-Bana vurgun olduğunu biliyorum.Bu senin için bir yıkım olmalı.
NE?! Nasıl bilir,tamam ona pek çaktırmamaya çalışmadım ama yine de öğrenmemesi gerekiyordu.
-Eee,kızıl nerede?
-Arsen gitti,o da senden özür dilediğini söyledi.
-Kabul ediyorum.
-Doda,her zaman arkadaşım olacaksın.
Bundan sonra bana diyecek bir laf kalmamıştı.Artık bu kadar,bugün yine o bara gitmeliydim.Dar kotumu,annemin doğumgünümde aldığı o sevimli beyaz bluzu ve siyah ceketimi giydim,siyah-beyaz desenli küpelerimi taktım,makyaj yaptım,çantamı da kapıp en yakın kuaföre gittim.Oradan da okula.
-Dodaaaa,tatlım mükemmel görünüyorsun!Saçına ne yaptın öyle!
-Abartma Anna,sadece kestirdim.
-Hayır,gerçekten sana bir şeyler olmuş!
-Can sıkıntısından kendimi değiştirmeye karar verdim.
-Mükemmel bir karar.
Dersler ve diğerleri…Okul biter bitmez soluğu Nochenka’da aldım.Bunak yine bira içiyordu,aynı zamanda da Robert’le sohbet ediyordu.”İşte kızımız geldi!” dedi ve ona bir şeyler fısıldadıktan sonra gitti.
-Bilginiz olsun,arkamdan konuşulmasından hoşlanmam.
-Arkandan konuşmuyorduk,sadece moruk bana bir tavsiye verdi.
-Hadi ya.
Kafasını ”evet” anlamında salladı ve bana baktı.Bu yeni görüntü karşısında o da şaşırmıştı,en son geldiğimdeki punk halimden eser yoktu.
-Çok güzel olmuşsun,ve farklı.
-Canım sıkıldı,biraz değişiklik yapmak istedim.
-İyi etmişsin.Bira mı?
-Sağol.İçmeye gelmedim.
-Peki.Nasıl gidiyor,şu Nikola’yla.
-Gitmiyor.Oyundışıyım.
-Üzüldüm.Bu durumu kabul etmek zor olmalı.
-Hiç zor olmadı,çünkü beni teselli edeceğini bildiğim biri vardı.
Yanakları kızardı,tüm bu yaşadıklarına rağmen hala aşka dair bir şeyler vardı içinde.
-Bak ne diyeceğim,ben kendim hakkında çok şey anlattım,biraz da sen anlatsan?
”Peki,” dedi ve bir bardak votka aldı.
-13 yaşımda evden kaçtım.Ailemin ve büyüdüğüm yerin bana hiç yardımcı olmayacağını anlamıştım.Rusya’ya gittiğimde babaannemin yanında kalıyor ve bir kafede çalışıyordum ta ki Sosyal Hizmetler beni bulana dek.Ceza olarak toplum görevlisi oldum,devlet babaanneme para ödüyordu ben de yaşlı Anna Poslavska’ya bakıyordum.Çok iyi bir kadındı,eve hiç elim boş dönmedim onun sayesinde.14 yaşıma yeni girdiğimde,Paskalya tatilinde kızı ve ailesi Poslavska’nın yanına geldi,ben de akşama kadar onlarlaydım.Özlediğim aile ortamıydı,onlara çok bağlanmıştım.Onlar gittikten sonra yaşlı Poslavska’dan kızının yanına taşınacağı haberini aldım,artık bana ihtiyacı yoktu ama durumumu bildiğinden bana da onların yanında evin tamir işlerini yapmayı önermişti.O zamanları bilirsin,baya onarılacak şey vardı hahaha.Bir Perşembe,Poslavska uyuyordu ve evde benimle Olga dışında hiç kimse yoktu.Verandada sorun olduğunu söyledi,oraya gidince de kafama ağır bir şeyle vurmuş olmalı.Her neyse,bir anda kendimi Olga’nın yatak odasında kelepçelenmiş halde buldum.Ne kadar bağırsam da Poslavska duymadı.5 hafta boyunca her perşembe aynı kare,bana zarar ve para veriyordu ben de evi geçindiriyordum.Buna daha fazla dayanamadım ve Olga’nın kafasına vazoyla vurup evden kaçtım.
Bir bardak daha aldı ve anlatmaya devam etti.
-Yaşlı Poslavska bi bok anlamadı,ama Olga’nın kocası her şeyi anladı.Bir daha Poslavsk’lara adım atmadım ve burayı buldum.Babanneme hiç bir şey anlatamamıştım ben de şoktan her şeyi bunağa anlattım.Anlayışla karşıladı ve gizlice yanında çalışmaya başladım.Bu sırada Olga kocasına benim onu kandırdığımı anlattığı için memurlar bizi her hafta ziyarete geldiler ve sonunda ”prosedürlere uygun olmadığımız için” burayı yıkma kararı verdiler.Biz de ateşe ateşle karşılık vererek dava açmaya karar verdik.Hakim ikimiz dışında bir şahit istediğinde ise inanılmaz bi şey oldu,Anna Poslavska benim lehime şehitlik yaptı.Gelini onu susturuyormuş meğer.Biraz rüşvetle biraz da şansla davayı kazandık.Olga hapiste,ben de izlerimle buradayım işte.-Aman tanrım.O yaşta bütün bunlarla nasıl başa çıkabildin?
-Sabrettim.Bütün bunların biteceğini ve sonunda benim de mutlu olacağımı düşündüm.
Elimi tuttu.Ne yapacağımı bilemedim,sadece gülümsedim.
-Bir şey içmeyeceğine emin misin?
-Mutluyken içmem.
-Peki.İş bittiğinde evine gelebilir miyim?
-Seve seve.
Bu teklife çok sevinmiştim,bir an herşeyin çok hızlı ilerlediğini düşünsem de sonra bu düşüncemden vazgeçtim çünkü ortada intikam alınması gereken eski bir platonik vardı,melek değildim sonuçta.Kendimi onun siyah saçlarını karıştırırken hayal ettim,gece kesinlikle mükemmel olacaktı.
Rusya'dan Sevgilerle
Küfür içerir.
Moskova’da,”Nochenka” isimli bir bardaydım.Sağımda yaşlı bir bunak bira içiyor,solumda ise kısacık elbiseli sarışın bir fahişe votka içiyor,ağlıyor ve telefonda sevgilisine küfrediyordu.Ve ben,19 yaşındaki genç Rus Doda Fravcka,punk giysilerimle buraya pek uygun olmasam da içmek için bu salaş yeri seçmiştim.Sevimli barmene ”Bira,lütfen.” dedim.Etrafıma bakınınca anladım ki burası gündüz düşleri için ideal bir yerdi.Siyah duvarlarda çeşitli film posterleri(öylesine bantla asılmışlardı) vardı,fonda Amy Winehouse çalardı ve spotlar üstümüzdeyken Nikita’yla ben dansederdik…
Romantik salağın tekiydim,bu yüzden 2 yıl boyunca ona açılmayı beklemiş ve sonunda onu evimizde bir erkekle görmüştüm.Bir ev arkadaşı olarak soğukkanlı olmam ve odama doğru yol almam gerekiyordu ama ben ağlayarak evden çıkmayı ve kapıyı çarpmayı tercih ettim.Sen mahfoldun ya herkesin hayatı mahfolmak zorunda!Sinirden hızlıca birayı barmenin elinden kaparken bir şey keşfettim.
Adamın boynunda zincir şeklinde kırmızı bir iz vardı.Kollarında da küçük morluklar.Bir fantazi anısı? Yoksa daha mı fazlası?
-Buraya sık gelir misiniz küçük hanım?
-Seninle ilgilenmiyorum pis bunak.
-İlgilenmemelisiniz de! Konu açmaya çalışıyorum sadece,biriyle konuşmaya ihtiyacınız olmalı,çok sinirli görünüyorsunuz.
-Biliyorum,öyleyim de.
-Sizi sinirli yapan ne?
-Hayal kırıklığı diyelim.
-Kadınların hayal kırıklığı çok tehlikelidir…Robert-jan ve ben bunu çok iyi biliriz,değil mi küçük dostum?
Barmen ”hehe” dedi,lakabı komik olsa da uzun düz siyah saçlarını karıştırmak isterdim.Bunak bana doğru döndü ve sesini alçalttı:
-Ona işkence eden 35’lik Olga reşit olmadığını polisten duyunca bayağı sinirlenmiş ve barı yıkmaya kalkmıştı.
-Nasıl yani?
-Onu mutlu edemeyen kocası memurdu,o da eğer yeteri kadar dırdır yaparsa burayı ”depreme dayanıklı olmadığından dolayı” yıktırabilirdi.Zavallı çocuk,13 yaşında kaçtı Ermenistan’dan.Toplum görevlisi olarak çalışıyordu,amacının 80 yaşındaki Oksana Nine’ye bakmak olduğunu düşünse de 35 yaşındaki Olga’yı hesaba katmamıştı…ta ki kendisini yatakta kelepçelenmiş bulana kadar.
Çocuğun halini düşünüp derin bir nefes aldım.
-Hey Robert-jan,kaç yaşındasın.
-18,sonunda hahaha.Bu arada bana sadece Raskolka ”Robert-jan” diyebilir,siz sadece bana adımla hitap etmek zorundasınız Bayan Pierced.
-Doda ben de.Tanıştığıma memnun oldum.
Robert gülümsedi,katlı kesilmiş uzun siyah düz saçları ve esmer teniyle normal bir ermeni gibi görünse de.atletik görünen vücudu,turkuaz gözleri ve her daim hınzır bir ifadeyle dolan kıpkırmızı dudakları onu her türlü kadının gözdesi yapabilirdi.
Önce sarışın fahişe ayrıldı mekandan,giderken 20 Ruble bıraktı.Ardından yaşlı bunak gülümsedi ve:
-Mart kedilerini yalnız bırakmalı! dedi.Sonra da Robert’e ”Hesabıma yaz!” dedi ve gitti.
Bir kapı kapandı ve diğeri açıldı.Üçüncü biramı içiyordum,o sırada Robert beni böyle içirenin ne olduğunu sordu,ben de ona içimi döktüm.
-Seni çıplak görmediği için böyledir.
-Beni çıplak görse de bir şeyin değişeceğini zannetmiyordum.Yanındaki kızıl ona fazlasıyla yetiyordu.
-Salak herif.
-Salak değildi aslında,sürekli ders çalışırdı.
-Hahaha.Zeka gibi salaklık da sadece yüksek notlarla ölçülmemeli.
-Haklısın.
-Unutmaya çalış tatlım,git ve ona bütün hislerini anlat,en azından bir sarılma kazanırsın.
Saatime baktım,1:45.Hakikaten de gitme zamanı gelmişti.Bir sigara yaktım ve ”Ne kadar?” diye sordum.Cevabı ”Sktir,sen de mi içiyorsun!” oldu.
-Ne oldu,hoşuna gitmedi mi?
-Olga’dan beri sigara içen kadınlara yanaşmak zor oluyor.
-Hangi Olga?
-Raskolka sana anlatmıştır canım,aptal numarası yapma bana.
-Üzüldüm sana.Harcamış seni,pis orspu.
-İkimizin de harcanmış olması,büyük tesadüf.
-Haha.Gündüzleri ne yapıyorsun?
-Halkla İlişkiler okuyor sonra da internette dolanıyor ve True Blood izliyorum.
-True Blood! bayılırım!
-Amy Winehouse de sever misin?
-Çooook!
-Nikita’ya da böyle mi yaklaşıyordun?
-Of,evet.
-Bu insanı 14 yaşında hissettiriyor.Büyük soğuma nedeni.
-Öyleyse benden niye soğumadın?
-Görünüşün buna engel oluyor.
-Her zaman çok kötü olduğumu sanırdım.
-Büyük yanılgı.
-Neyse,saat geç ve yarın erken kalkmak zorundayım.Sonra görüşürüz.
-Şimdiden dört gözle bekliyorum.Bu arada,15 Ruble.
Paraları masaya koydum,ona bir gülücük attım ve el salladım.Karşılığı çok beklemeden geldi,tatlı bir gülümseme.Şıpsevdiliğim sayesinde Nochenka’dan çıkarken çok mutlu hissediyordum…
Otobüse binip evime,evimize gittim.Umutlu bir şekilde merdivenleri tırmandım,kapıyı açtım ancak Nikita’nın kızılla sarmaş dolaş bir şekilde kanepede sızdığını gördüm.
Küfrede küfrede odama çıktım.Zıbarıp yattım.
Bizim Çılgın Sırrımız (Part 2)
Bizim Çılgın Sırrımız
-Üzülme Nikola,yeni bir eve taşınmamız arkadaşlarınla görüşmeyeceğin anlamına gelmez.
-Ben arkadaşlarımdan sözetmiyorum anne,eski evimizi daha çok seviyordum sadece o kadar. -Buraya da alışırsın,hadi odanı seç.
Eşyalar yerleştiriliyordu,temizlik yapılıyordu ve herkes mutluydu.Ama bu mutluluk Niki’yi etkilememişti,çünkü kocaman bir balkonu ve camları olan o güzel teras katını seviyordu.Ama bu prototip ev,bu küçücük camlar onu bir kutuya tıkılmış gibi hissediyordu.Çantasından günlüğünü çıkardı ve küçücük odasındaki duvara yaslanıp yazmaya başladı: ”Bu evi hiç sevmedim,hem de hiç.Bir sitenin içine kurulu ve tüm evler aynı!Kendimi bir robot gibi hissediyorum,odalar öyle küçük ki nefes alamıyorum!Sırf havuzu var diye eve mi taşınılır,tanrım!Balkona en yakın odayı seçeyim ki,en azından rüzgarı hissedebileyim.” Ebeveynleri onun mutsuz olmasına şaşırmamıştı,çünkü genellikle böyleydi.Farklı bir çocuktu ve bu onun okul ortamında hor görülmesi,yalnız kalması ve üzülmesi demekti.Dışarı çıkmaya karar verdi,en azından evleri sayarak zaman geçirirdi.Netteki dostlarına kavuşması için daha iki günü vardı,bugün cumaydı.Çok sıkıldı,sitenin bahçesine gitti,bir ağacın gölgesine yaslandı ve hayal etti.İyi bir yazar olacağı günleri,çok sevdiği soğuk ülke Valhalla’daki ormanları ve muhtemelen oralı olacak karısını… Tam gözlerini kapatıp uykuya dalacakken ödevini hatırladı.Engelli biriyle röportaj yapmak.Şehir merkezine inmesi gerekiyordu,belki de gün sonunda Yalle’nin evinde kalırdı.
Annesinden para ve izin aldı,çantasını kaptı,sitenin oradan geçen bir otobüse bindi.Yapacaklarını düşündü,bir engelliler derneğine gidecek ve tatlı bir yaşlıya kibarca ”kazadan sonra hayatındaki değişimleri” soracaktı.Yavaş yavaş gözleri kapanıyordu,Niki küçüklüğünden beri hareket halindeki bir araçta uyumaya bayılırdı. -Kashne Garia durağı,son durak!! Muavinin sesi onu uyandırdı.Şehir merkezine gelmişti ve yer belliydi,iki-üç sokak uzaklıktaki Garia Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi.Tam o sırada duymayı en çok istediği sesi duydu: -Nikiiii,günlerdir nerelerdesin tavşanım? -Yallleee,ben de tam seni arıyordum! -Hadi oradan,ödev için geldin,yoksa bikinili bronz kızlar varken kim bakar bana! Yalle Niki’nin en iyi arkadaşıydı,uzun ve balık etli uçuk bir kızdı.Saçları turuncuydu,yüzünde de çiller vardı,Niki de sarışın ve çilliydi,yaşlı nineler onları ikiz sanırdı. Başkan Makrosi heykelinin arkasındaki basamaklara oturdu iki arkadaş ve başladılar konuşmaya:
-Nefret ettim yeni evden,çok sıkıcı ve küçücük!Ve o kadar uzak ki okula!
-Sen oralarda da eğlenecek bir şey bulursun tavşanım.
-Dünya benim intihar etmemi istiyor,bu da son işaret.Yapay bir harikalar diyarı ve ben.
-Hadi be! Ben var oldukça sen bu dünyadasın! Yalle durumun umutsuzluğunu kavradı ve annesini aradı.Uzun bir konuşmadan sonra ”Benim taraf tamam.” dedi ve Niki’ye göz kırptı.Niki de Yalle’yi taklit ederek annesini aradı ve anında izin kopardı,galiba annesi onu başından savmak için neden arıyordu.Oralarda biraz daha durduktan sonra Yalle’nin evine gittiler,daha doğrusu Yalle’nin annesi onları aradı.Niki’yle Yalle okulda tanışmamışlardı,yan komşulardı.Yalle’nin odasına girdiler,bilgisayardan bir müzik açtılar ve konuşmaya başladılar.Gecenin ilerleyen saatlerinde Yalle,babasının kapatamadığı eski ve kirli havalandırma boşluğundan yıpranmış bir günlük çıkardı.
-Bu ne böyle?
-Bunu dün,bahar temizliğinde buldum.Bu bir günlük.
-Aman tanrım…Okuyalım? Yıpranmış ve kirli,eski bir şeye benziyordu günlük,beyazdı ama zamanla rengi griye dönmüştü.Üstüne siyahla ‘’Roksi Nyheter’in Malıdır’’ yazıyordu.İki arkadaş müziği kapattı ve günlüğü okumaya başladı. Gerçekten yıpranmıştı günlük,okudukları kadar okumaya çalıştılar,sonra da biraz daha konuşup uyudular.Gece Niki,rüyasında bir kızı kobay olarak kullandığını gördü.Kızın gözleri mavi,saçları sarı ama teni inanılmaz beyazdı.Dudakları çatlamış,gözleri göremeyen,elleri hissiz bir kız.Uyandığında,bunun yedi yaşında gördüğü karabasandan sonra en kötü kabusu olduğunu düşündü.Bir daha uyuyamayacaktı,ama Yalle mışıl mışıl uyuyordu.Yalle’nin bilgisayarına girdi,kızmayacağını biliyordu,biraz internette takıldı.Sonra koltukta duran günlüğe baktı,okumak isteyeceğinden emin değildi,bunun bir günlük olduğundan da.Manyak bir yazarın ilk denemesi olabilirdi bu,ama cinayet kitapları delisi Yalle bunu anlardı.
”Ben Roksi ve bu aslında benim okul defterim.Pairena’da yaşıyorum,annem ve babam buradaki fabrikalarda çalışıyor,ben de bu kış annemle makyaj malzemesi fabrikasına gideceğim.Onun dışında iki yaşında olan kardeşlerim Yerush ve Rolie var.’91 yılı boyunca bu günlüğü tutacağım,benden geriye bir şeyler kalması için,sonra da bu deliğe bırakacağım.Öldüğümde benden bir şeyler kalması için.” Niki içinde bir sızı hissetti.Roksi eskiden bu evdeydi,anladığı kadarıyla farklı bir kızdı ve eğer ‘91 yılında hayatta olsaydı onunla tanışmak için herşeyini verirdi.Kızın günlüğünü okumaya devam etti: ”Okulda pek arkadaşım yok,sadece Cedric diye bir çocuk var.Bana yardım ediyor ve yemeğini paylaşıyor ama pek konuşmuyoruz.Çok konuşkan bir insan değilim.Belki de mutlu olmalıyım okuldaki diğer kızlar gibi,ama korkuyorum.Fabrikada tükenmekten,annemi kaybetmekten ve yeşil gökyüzünden.Pairena korkunç bir yer…” Niki Yalle’nin uyandığını gördü ve günlüğü okumayı bıraktı.Gökyüzüne baktı,Pairena’da gökyüzü maviydi artık.19 senede nasıl bir değişimdi bu böyle?! Yalle yataktan kalktı ve arkadaşına sarıldı;
-Günaydın tavşanııııım!
-Günaydın.
-Hayrola,uyuyamadın galiba? Ben bebekler gibi uyudum!
-Ne mutlu sana.Ben uyuyamadım!
-Günlükten falan kabus mu gördün?
-Evet,çok,çok kötü bir kabus!
-Ben de çok garip bir rüya gördüm,gökyüzü yeşildi ve sarı saçlı mavi gözlü bir kız bizim terastan atlıyordu!Ama görecektin,kızın teni kağıt kadar beyazdı!
Niki ”Kalp kalbe karşıymış”,diye düşündü.İkisi de aynı kızı görmüşlerdi,Roksi’yi. Yalle tuvalete gittikten sonra kahvaltı ettiler,bilgisayarda takıldılar ve dışarı çıktılar.Niki için ödev zamanıydı,çok saçma bir ödevdi,röportaj yapacağı kişiyi incitmemeyi umdu.Garia Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne doğru gittiler.Yalle giderken bir buket mor sümbül aldı,”Bir kadınla konuşalım.” dedi,kadınlar daha yumuşaktı çünkü.Merkeze girdiler,ziyaret saatiydi ve herkes ziyaretçileriyle konuşurken arkada yalnız oturan kısa sarı saçlı kör bir kadın dikkatlerini çekti.Niki önden gitti ve kadına kendini tanıttı.
-Merhaba.Ben Pairena Lisesi’nden Nikola Grosviire,size çiçek getirdim.Sizinle röportaj yapmak isteyecektim,umarım kabul edersiniz.
-Otur yanıma,çocuğum.sümbüller için sağol.Neden benimle röportaj yapasın ki?
-Bana okulda verilen ödev gereği sizin gibi biriyle…
-Bir engelliyle mi?
-Evet,röportaj yapmam gerekiyor.
-Peki öyleyse. Niki çantasından kağıt ve kalem çıkardı,Yalle de bir-iki fotoğraf çekecekti.
-Adınızı ve yaşınızı sorarak başlayayım.
-Roksanda Niletar,45 yaşındayım.
-Körlüğünüz doğuştan mı yoksa bir kaza sonucu mu?
-Çok elim bir kaza sonucu çocuğum. Niki kadının hüzünlenmeye başladığını farketti,konuyu değiştirdi ve merkezin şartlarını beğenip beğenmediğini sordu yaşlı kadına. -Tanrıya şükür,daha kötüsü de olabilirdi. Roksanda Niletar çok mütevazıydı da.Niki ailevi mevzulara girecekti,ödevini ”yaşlılarımızı koruyalım” altmetniyle bitirirdi.
-Peki çocuğunuz ve torunlarınız var mı?
-Hepsini o kazada kaybettim…
-Eşiniz?
-Onu önce kaybettik.
-Özür dilerim,bu tür konuları açmamalıydım…
-Önemli değil,çocuğum. Niki bu acı verici sohbeti sürdürmemesi gerektiğini düşündü.Niletar’a çok teşekkür etti ve Yalle ikisinin fotoğrafını çekti.Sonra da merkezden ayrıldılar.Giderken ikisi de suskundu.
-Ne kötü bir hayat…umarım Bayan Niletar’ı pek üzmemişizdir.
-Çok önemseme tavşanım,Niletar’ı bir daha görmeyeceksin.Zaten yaşlılar dengesizdir,bir üzülüp bir sevinirler.
-Yalle…ama biz de dengesiziz! Suskunluktan sonra kıkırdamak,evet ikisi de dengesizdi! Saat altı olmuştu,biraz daha gezip Yalle’nin evine gitmeye karar verdiler.Kitapçıda Yalle bir ilanla karşılaştı: SİZ YAZIN,BİZ BASALIM!!! Drasvela Kitapçılık’tan büyük hizmet!!!Kitap olmaya hazır projelerinizi getirin,uygunsa basalım ve sizin de bir kitabınız olsun!Eğer projeler arasında yapılan yarışmayı kazanırsanız kitabın telif haklarının %70’i sizin!Beğenilirse kitabınız önce Pairena’da,sonra da bütün Zombieland’da basılacak!!!!!! Günlüğü kitap olacak şekilde yazabilir ve piyasaya sürebilirdi!!!Yalle kitabın tutacağından emindi,bu fikrini Niki’ye de söylemeliydi…
-Yalle,Drag Me To Hell’in yeni albümü çıkmış!!!!!
Ama önce şu albüme bakmak lazımdı. Hava karardıktan sonra Yalle’nin evine gittiler,annesi yemeğe başlamıştı bile. -Nerede kaldınız? Hadi,oturun sofraya! Çabucak yediler ve hemen terasa çıktılar,sallanan koltukta oturmaya başladılar ve çoğu zaman olduğu gibi Yalle başladı:
-Kitapçıda bir ilan gördüm…Sen kitabı yazıyorsun,kitapçıya götürüyorsun ve seni yarışmaya sokuyorlar.Eğer kazanırsan zengin oluyorsun,tutarsa daha da zengin oluyorsun!!!
-İyi de bizim tutacak bir yazımız yok ki.Anca bir müzik dergisinde albüm kritiği yazabiliriz. -Günlük?
-Bilmiyorum,Roksi’ye saygısızlık olmaz mı? Zaten önce tüm günlüğü bitirmemiz gerekli… Niki daha lafını bitirmeden Yalle günlüğü getirdi ve okumaya yeniden başladılar. ”Artık dayanamıyorum Günlük.Derim pul pul dökülmeye başladı.Bazen ayaklarıma krem sürüyorlar,işte o zaman ayaklarımı hissetmiyorum.Ama Yerush ve Rolie’ye yemek ve su götürmeliyim.Babamın durumu iyice ağırlaştı,ona ilaç almalıyız ama burada ne hastane ne de eczane var.Sadece bir okul,bir bakkal,bir sürü ev ve fabrika var.Kardeşlerim ve annem olmasaydı kendimi öldürürdüm.Şu Cedric bir protesto başlatacağını söylüyor,benim ve annemin fabrikaya gitmememizi istiyor,kardeşlerime yemek bulacakmış,tanıdıkları varmış.Kalbim ona uymamı söylüyor ama mantığım ondan uzak durmamı söylüyor.Oradaki doktorların o kadar kötü olmadığını düşünüyorum… Ama derim gittikçe beyazlaşıyor.Saçlarımın renginden pek emin değilim,her gün değişiyor,eskiden sarıydı,anneminkiler gibi.Göz kapaklarımı ve ayaklarımı pek kontrol edemiyorum.Malzemeleri bizim üstümüzde deniyorlar ve ben kardeşlerimin de bu muameleyi görmesini istemiyorum.Ne olursa olsun,kalbimi dinleyeceğim günlük! Roksi,24 Şubat 1991”
Niki sevinmişti.Roksi artık haklarını arayacaktı!Yalle ise Roksi’nin adına sevinmişti,ama bunun çok satanlar listesine gireceğine emin olduğundan,daha fazla okumak,hemen bitirmek ve kitapçıya koşmak istedi.
-Yalle,acaba Roksi yaşıyor mudur? Niki Yalle’nin düşüncelerini bölmüştü.
-Bilmem,umarım yaşıyordur.
-Onu bulmalıyız,’91’de bizim yaşlarımızdaysa şu an 33 yaşında olmalı!Kitap için fikrini almazsak bize dava açabilir!
-Onu nasıl bulacağız ki?
-Adı ve soyadını biliyoruz.E-Devlet’e Roksi Nyheter yazarız ve çıkan sonuçlara bakarız.
-Ya adını değiştirmişse? -Benzer isimlere bakarız;Roksanda,Roxy,Roksie gibi…
-Sen kafayı yedin,bırak şunu okumayı. Yalle haklıydı,Niki biraz kafa dağıtmalıydı.Niki internette dolanırken Yalle biraz daha okudu,eh ne de olsa bir cinayet kitabı fanı olarak idmanlıydı. ”Cedric’e söyledim.Elimden tuttu ve bana teşekkür etti.Benden güç aldığını söyledi.Utandım açıkçası.Okulda kahvaltı ederken yemek yediğimiz sıralara çıktı ve bize yapılanlar hakkında konuşmaya başladı,herkes sesini duysun diye bağırmaya çalışıyordu.İki irikıyım görevli onu itti,sıradan attı ve müdüre doğru götürdü.Giderken son bir kez bağırdı; BİZE YARDIM ETMEYECEKLER! BİZİ TÜKETECEKLER! Sinirlendim,diğer çocuklar da bundan etkilenmişti ve kendi aralarında konuşmaya başladılar.Evet doktorlar bize eğitim ve yemek veriyorlardı,ama bunun karşılığında biz onlara bedenlerimizi veriyorduk.Bir ekmeğe değer miydi bu acılar? Roksi,25 Şubat 1991”
Yalle daha da sevinmeye başladı,kitap siyasi bir boyut kazanmıştı,bu da dikkatleri çekerdi.Yayınevi kitabı kesin yayınlardı,dikkat çekmek para getiriyordu ya! O sırada Niki E-Devlet’ten Roksi Nyheter ismini araştırdı,benzer isimlere ve soyisimlere de baktı ama bulamadı.Roksi ölmüş olmalıydı,bu ihtimal içini burktu.O sırada Yalle okumaya devam ediyordu; ”Bugün fabrikada fazla mesaiye kaldım.Kalmaz olaydım,pislik doktorlar bize makyaj malzemesi değil,bulaşık deterjanı ve çamaşır suyu sürüyormuş! Bunu neden yaptıklarını sorduğumda ise cevapları ”kullanıcıların derileri reaksiyon göstermesin diye” oldu! Bize neden ikinci sınıf insan muamelesi yapıyorlar? Ne kadar aptal ve şanssızım,bana bu yapılanların farkında değilim,hiç tepki göstermedim,hem de Flavanım! Bu arada son olaylardan sonra okul yoktu,Cedric’in evine gittiğimde ne annesini ne babasını ne de kendisini gördüm.Onu öldürdüler mi acaba?Öldürseler bile ne olur ki,Miravanlara hiç bir şey olmaz. Pazartesi okuldan önce seni gizli yerine koyacağım,sonrakiler bulsun ve hatalarını anlasınlar diye.Bütün bu olanlar çok acı,ama ben bir şeyler yaparsam belki biter. Roksi,26 Şubat 1991” Yalle buz kesti,tarih dersini hatırladı.O bahsedilen Cedric,iç savaşı başlatan Cedric Mraivena olmasındı? O adam bir teröristti,savaş başlatmış ve insanların ölümüne sebep olmuştu!Peki Roksi,yalan mı söylüyordu? Belki de beynini yıkamıştı Cedric…Ama kolay bir kıza benzemiyordu Roksi,duygusal olduğu kadar mantığını da korumuştu.Yalle bunları Niki’ye anlattı.Niki şaşkına döndü;
-Bu iç savaş için bir kanıt! Bunu yayınevine veremeyiz,Üstelik Flavanların tarafında,hapse gireriz!
-Ama bunlar tamamen hayal ürünü olmalı,biz Flavanların haksız yere toprak için tartışma çıkardığını biliyoruz değil mi?
-Saçmalama! Hiç kimse masum değildir Yalle,biz dahil!Roksi neden hayal ürünü şeyler yazsın ki… Niki defteri Yalle’nin elinden almış ve sallamaya başlamıştı,bu sırada içinden iki fotoğraf düştü.İlk fotoğrafta esmer ama yeşil gözlü bir çocuk vardı,çocuğun gözleri açık yeşildi.Fotoğrafın arkasında ”Unutma beni…Ben Cedric.” yazıyordu.Bu çocuk Cedric Mraivena’ya ne kadar çok benziyorlardı,tarih kitaplarında hep adı geçen haine! İkinci fotoğrafta ise açık havada çimlerin üzerine oturmuş bir aile vardı.Niki bunun Roksi ve ailesi olduğunu tahmin etti.Gökyüzü harbiden yeşildi,çimler ise çok yapay gözüküyordu. ”Bak Yalle,işte kanıt!” dedi Niki ve fotoğraftakileri işaret etmeye başladı;
-Bu iki küçük kız Yerush ve Rolie,kardeşleri.Bu bembeyaz kız da Roksi,aradaki ten farkına baksana.Annesi de beyaz tenli,bir tür pikniğe gitmiş olmalılar. Yalle ”Olabilir,okursak anlarız.” dedi ve isteksiz bir şekilde sayfayı çevirdi. ”Bugün fabrikaya giderken yolda Cedric’i gördüm.Ölmemişti ama kollarında morluklar vardı.Ona sarıldım ve ne yaptıklarını sordum,ona baktığımda içimi üzüntü kaplıyordu,durumu o kadar kötüydü ki.Ona pek bir şey yapmadıklarını,dövüp bıraktıklarını söyledi.Ailesi ise saklanıyormuş.Şimdi ne yapacağız dediğimde ise ”Gel benimle.” dedi ve beraber evlerine gittik.Sandıktan bir tüfek çıkardı ve ”Oradaki doktorlardan birini vuracağız böylece dikkat çekmiş oluruz.” dedi.Saçmalamamasını söyledim,hapse girerdik hem de dayak yerdik üstelik ailelerimize ne olacaktı? Cedric kollarını açtı ve benim kollarımı da tuttu,”Onlar para için bize zarar verdiler ya,önce bölgeyi sonra da insanlarını değiştirdiler.Biz aralarından birini götürsek ne olur ki?” İşte bu mantıklıydı günlük.Gece Cedric’le beraber siyah giyinip oradaki nöbetçi doktoru vuracağız,umarım bu işin sonu iyi biter. Roksi,29 Şubat 1991”
Bu kadar yeter,dedi Yalle.Bu tamamiyle iç savaşa doğru gidecek.Son yazılan tarihe baksana dedi Niki ve son sayfayı çevirdi.en son 15 Mart’ta yazılmıştı,iç savaşın başlamasından bir gün sonra.Yalle günlüğü aldı ve yerine geri koydu.Bunu unutmalıyız,bu günlük sonumuzu getirir,tamamen iç savaşın nasıl başladığına bir kanıt.Üstelik tarih kitaplarında anlatılandan çok farklı.Yalle tam mutfağa giderken Niki günlüğü elinden aldı ve çantasına koydu.Pazar gecesi gelmişti,eve gitmesi gerekiyordu.İkisi de günlüğün verdiği heyecandan unutmuşlardı herşeyi.Niki Yalle’nin annesine veda etti,Yalle’ye sarıldı ve eskiden oturdukları apartmandan çıktı,o çıkarken aynı anda bir kadın daha çıktı,topuz yapılmış kızıl saçları ve siyah etek-ceket takımıyla genç bir devlet memuruydu galiba.Kadın çıkarken Newaria Sitesi’nin nerede olduğunu sordu,bu Niki’nin oturduğu yerdi,ben de orada oturuyorum beraber gidelim dedi.Kadın adının Josephina olduğunu söyledi,bu sırada Niki tam otobüs durağına gidiyordu ki kadın onu durdurdu.”Arabamla gidelim istersen,hem sen bana yolu da tarif edersin?” Niki evet,olur dedi,tabii bunda kadının ceketini çıkarmış,saçını açmış ve gömleğinin iki düğmesini de açmış olmasının etkisi büyüktü.İkisi arabaya bindiler,durağın oradan geçerken Niki uykusunun geldiğini hissetti,bir yabancının arabasında uyuyamazdı ancak küçüklüğünden beri bayılırdı arabada uyumaya.İyice mayışmışken Josephina arabayı durdurdu,çantasından bir iğne çıkardı ve Niki onu durdurmaya çalışırken koluna vurdu.Boyu 1.80 olsa da hala bir kadını bile durduramamıştı… Uyandığında normal bir odadaydı,odada grupların posterleri vardı,devasa bir Drag Me To Hell posteri göze çarpıyordu,en azından güzel müzik dinlerken ölürüm diye düşündü.Odadaki aynada yüzüne baktı,her şey normaldi,kolunda bir sızı vardı sadece.Odadan çıktı ve salona girdi,salonda Josephina ve sarışın ancak ona çok benzeyen bir genç kız beraber oturmuş çay içiyorlardı.Şaka mıydı bu yahu? Josephina Niki’yi gördü ve yanındaki koltuğu işaret etti.Hadi canım gel,otur,dedi.Niki,”Neler oluyor burada,beni neden kaçırdınız?” diye sordu sinirli bir şekilde.Josephina ”Sakin ol tatlım,biz sadece sana yardım etmek için buradayız.Çantanda bir saatli bomba taşıyorsun,sen bunun farkında olmasan da tek bir yabancıya gösterdiğin anda aynasızlar farkında olur.” dedi.Niki anlamamıştı,ne demekti şimdi bu? Eski,yırtık bir günlük müydü saatli bomba,tamam içinde yazanlar patlayıcıydı ama kapağına bakan herkes bunun eski bir günlük olduğunu düşünürdü.O sırada Josephina beynini okumuş gibi atladı,”Ama onu kitapçıya götürseydiniz sansasyonel içeriği yüzünden direkt baskıya alınır ve Yalle’yle sen paracıkların keyfini süremeden hapsi boylardınız.Bana öyle bakma tatlım,Yalle’nin evine minik kulaklıklar koymamız suç olabilir ama hepsini seni korumak için yaptık.” Niki daha da sinirleniyordu.
-İyi de beni korusanız ne olur ki,hapis bile yatmazdık tazminat öderdik sadece. -Bu koruma günlüğün başına açabileceği durumlar için değil,her zaman koruduk ve kolladık seni,çünkü çok özel bir çocuktun tıpkı annen gibi.
-Nasıl yani? Annem o kadar da özel bir kadın değil,matematiksel zekası iyi sadece.
Josephina ve sarışın ikizi birbirlerine sonra da Niki’ye baktılar,acıyan gözlerle.Biraz sonra sarışın ikiz elinde birkaç belgeyle döndü.
-Bu fotoğraftaki kadınla annenin gençlik fotoğrafları arasında bulabildiğin farkları söyle bakalım. İlk fotoğraftaki Roksi’ydi,ifadesiz mavi gözler,bembeyaz bir ten.İkinci fotoğrafta ise sarı uzun saçlarıyla çimlerde oturan mavi gözlü ve buğday tenli bir kadın vardı.Yüzlerine baktı,aynı gözler,aynı burun ve çene yapısı,tek değişik olan tenlerdi.Niki birden boğazında bir yumru hissetti,belki de o Roksi’nin çocuğuydu…ama bu imkansızdı.Roksi 14 yaşında yazmaya başladıysa şu an…
-Niki,Roksi günlüğü yazarken 16 yaşındaydı. 1975! Yani Roksi şu an annesiyle yaşıttı! Yumru büyüdü ve büyüdü,Niki bir an nefes alamadığını hissetti.Bu sırada sarışın ikiz Niki’nin önüne bir belge koydu.Belgede Roksi Nyheter’e yaşıtı ölü Anna Mischara’dan deri nakli yapılacağı ve Roksi Nyheter’in bu ameliyattan sonra hayatını Anna Mischara(annesinin adı ve kızlık soyadı buydu) olarak sürdüreceği yazıyordu.Niki inanamıyordu,koltuğuna yapışmış bir şekilde belgeyi okuyordu sadece.Birden ayağa kalktı ve ağlamaya başladı…
2 Aralık 2012 Pazar
Chaotica 1 - Enkaz
''Gel bakalım tatlı şey,sen boklu toprağın dibini boylamadan önce son bir kez seni tadayım.''
Onu sürükleyen Azrail özentisine karşı koymak istedi.Yapamadı.Erkekler tuvaletine gittiler,Chen onu duvara fırlattı ve bu zayıf kalbini etkilemiş olacak ki,nefesi kesildi.Büyük bir acı hissetti.En son gördüğü şey,Chen'in gülümsemesiydi.Bir çocuğun oyuncağından hevesini aldığında yüzünde oluşan gülümseme.Yapabildiği tek şey gözlerini kapamak oldu.
''Kuzucuk,uyan tatlı kuzucuk.Okula gitme zamanı.''
Annesinin yumuşak sesini duydu.Bu sesi en son duyalı kaç ay olmuştu? İlk kaçmaya kalkıştığından beri ailesinden ayrı bir şekilde,Azrail özentisi melekyüzün evinde kalıyordu.6 ay falan olmalıydı.Sonra annesinin saçlarını okşayan elini hissetti.Bu yukarıdakinin ona son kıyağı olmalıydı.
''Anne,kalkacak gücüm yok.'' dedi içinden.Annesinin sesi bir anda kadın mı erkek mi olduğu anlaşılamayan ürkütücü bir sese dönüştü.
''Ben senin annen değilim.Ben senin ebedi dostun ve sevgilinim.Yine görüşeceğiz''
Sonrasında ise tamamen acının eseri olduğu anlaşılan tiz bir çığlık ve onun etkisiyle doğrulan Moshe Fellon.Kapalı bir klozetin üstündeydi,tam kapıda ise yanık izleri ve beyaz tüyler duruyordu.Nabzını kontrol etti,atıyordu.''Ama...ben...ölmüştüm...'' derken kapı açıldı ve temizlikçi olduğu anlaşılan şiveli Arap bir kadın ona tiksintiyle bakarak ''Zıkkımı içince herkes öyle zanneder.'' dedi.Kadın cıkcıklar arasında kendi dilinde mırıldanmaya devam ederken Moshe bardan çıktı ve sabahın bütün ılıklığını içine çekti.Tedirginlik hissetmiyordu,mutluluk hissetmiyordu,sadece içgüdüleri ona fısıldıyordu.Saklanacak bir yere ihtiyacı vardı.Önce kafasını,sonra da diğer gençlerin kaderini toparlamalıydı.
Bir ölüm meleğinden zavallı bir insana dönüşürken,bedeni acılar içinde kıvranıyordu.Kırmızı gözleri yanıyor,dönüyor ve yeşil gözlere dönüyordu.Ne demişti Yehova,
''Acı,normalde sonrasında şükür gelen bir dokunuştur.Ama senin bütün kaderin acı olacak.Yaptığın bencilliği,her defasında daha çok gelen acıyla ödeyeceksin!''
Sonrasından da ''şeytansın,sen şeytansın!'' diye bağırıp durmuştu.En son ''şeytansın'' diyişinden sonra,bedeni alevler içinde yandı ve Tel-Aviv'in günahkar insanları partilerken,o tutucu mahallelerden birindeki çocuk parkına düştü.Düşüşü ses getirmedi ama çok fazla acı hissetti.Yehova yine de merhametli davranmıştı,üstünde mevsime uygun dar,siyah bir kot pantolon ve şu atlet-tişörtlerden vardı.Ancak hapsolduğu bu insan bedeni yara bereyle doluydu.Bir şekilde yaralarını sarması gerekiyordu,bu halde onu bulamazdı.Ondan önce kendisini bulması lazımdı.
Eski ölüm meleği yeni sahip olduğu insan beyniyle muhakemeler arasında boğulurken,15-16 yaşlarında küçük bir kadın yanına yaklaşmıştı ve teknolojik bir cihazdan geldiği belli olan bir ışıkla onu kontrol ediyordu.Kızda bir korku sezinledi,ama içinde merak da vardı.Lola insanlarla uğraşamazdı,aradığı tek insan belliydi...ama şu anda,güçlenmesi lazımdı.Kıza ''iyi değilim,yardıma ihtiyacım var'' dedi ve kızın aynı ışıkla onun yaralarına bakmasını bekledi.''Fena yaralanmışsın.'' cevabı geldi kızdan.''Babam doktor,istersen seni tedavi edebilir.Hastaneye gidebileceğini sanmıyorum.'' diye de ekledi.Lola elini uzattı ve ''Götür beni.'' dedi.Kız onun koluna girdi ve çoğunlukla sürüklenerek,kızın evine doğru gittiler.
30 Kasım 2012 Cuma
Dengesiz'in Anime Senaryosu:Chaotica
http://nikkisaynikkidoo.blogspot.com/2011/12/tuhaf-kzl.html
http://nikkisaynikkidoo.blogspot.com/2012/04/isler-cgrndan-ckt.html
Bu Fallen Angel serisi vardı ya hani,o aslında benim hep kafamda olan bir senaryoydu.Şimdi bu senaryoyu karışık öykülere ayırmadan bir güzel derleyip toparlayacağım,biraz da değiştireceğim.Konudan başlayalım:
Bir genç,Tel-Aviv'deki barlardan birinde uyuşturucu komasına girmiştir.Erkekler tuvaletinde hareketsiz bir halde yatmaktadır ve kimse ilgilenmemektedir,insanların görmediği bir ölüm meleği hariç.Ölüm meleğinin,görevi gereği o genci öldürmesi gerekmektedir ama melek,genci çok güzel bulur ve öldürmeye kıyamaz,genci hayata döndürür.Ancak Tanrı,meleği affetmez ve onu bir genç kız bedeninde dünyaya hapseder.Melek sonsuza kadar dünyada kalacaktır.
Dünyaya düşen ''Lola'' kod adlı meleğin tek amacı,hayata döndürdüğü çocuğu bulmaktır,çocuğun tek amacı ise onu ölüme götüren insanları tek tek öldürmek olmuştur.Lola,çocuğun ailesinin oturduğu evdeki komşu kızı Barbra ile çocuğun şu anki yerini bulmaya çalışırken,aynı zamanda da zamanında onu denek olarak kullanmış,çeşitli insanların çocuklarını seçip onları İsrail hükümeti adına çalışan robotlara dönüştüren bir örgütün varlığını belirler.Meleğimiz Lola,''son bir iyilik'' için aşkıyla bir olup,bu örgütü yok etmeyi planlar,nitekim olaylar gelişir...
Kahramanlarımız ise şunlar:
Ana Karakterler
Lola
O'ndan önce,sadece işine odaklanmış,duygusuz bir ölüm meleğiydi.Bütün duygularını içinde saklar,kimseye göstermezdi.O'ndan sonra ise,kendini buldu.O artık dünyadaki binlerce deli kadından biri.
Fiziksel özellikleri:Kızıl uzun saçlar,normal boyda buz mavisi gözler,1.90 boy,65 kilo,orantılı bir beden.
Ruhsal özellikleri:Çok saftır,her şeyin mutlu biteceğine inanır.Cennetteki işine son veren genç onun tek takıntısıdır,onun için yaşamaktadır.Aşkı için hiç bir şey yapmaktan çekinmez.Birini öldürmek onun için çocuk işidir.
Barbra Letivah
16 yaşında resim meraklısı bir hemşire adayı,muhtemelen önceki yaşamlarından birinde bir amazondu.Ama şu an sadece ailesiyle beraber Tel-Aviv'in tutucu mahallelerinden birinde yaşayan bir lise öğrencisi.
Fiziksel özellikleri:''Deep cut'' modelinde kesilmiş kahverengi saçlar,minik yeşil gözler,yüzde çiller.1.68 boy,54 kilo,kilosu ve boyuna göre büyük memeleri var.
Ruhsal özellikleri:Tam bir ''delikanlı''dır,hayatının çok sıkıcı olduğunu düşünür,bu yüzden macera peşindedir.Güçlü olan herkese ilgi duyar ve kendisi de güçlü gözükür,duygularını içine atar.
Moshe Fellon
Konu boyunca bir çocuktan bahsettik,işte kendisi.Haham babanın günahkar oğlu.
Fiziksel özellikleri:İki yana ayrılmış siyah dalgalı uzun saçlar,kocaman kahverengi gözler,1.82 boy,64 kilo,hafif kaslı bir arkadaş.Kollarından biri robot kolu.
Ruhsal özellikleri:Asperger sendromundan muzdariptir,aşırı zekidir.Küçüklüğünden beri dövüş sanatlarıyla ilgilen(diril)miştir,Krav Maga'da bayağı iyidir.Hedonisma örgütünden kaçan üç gençten sonuncusudur,Chen tarafından öldürülmeye çalışılmış ancak Lola onu geri döndürmüştür.Örgütte geçirdiği yıllardan dolayı insanlardan tiksinir,iletişim kurduğu tek kişi onun evinde saklanan Rus mülteci Nikita'dır,ona karşı duygusal bir şey beslemez,ara sıra sevişirler.
Hedonisma Örgütü
İsrail'de gizli bir şekilde varlığını sürdüren bu örgütün amacı zeki ya da çevik olan gençleri yetiştirip onları yavaşça robota çevirmektir.Robota çevrilen bu insanlar,bir tür ari ırk olacak ve İsrail'in bütün dünyayı sömürgeleştirebilecek bir güç olmasını sağlayacaklardır.
Lilith
Bu örgütü kuran eski kadın asker ve cadı.1965'te öldüğünden beri ruhunu küçük kız bedenlerine devretmekte,ta ki onlar ergenliğe gelinceye kadar.Bilimle haşır neşirdir,tabii ki kendi emeli olan ari ırkı yaratabilmek amacıyla.
Fiziksel özellikleri:Şu an kahküllü düz kahverengi saçlı ve kocaman mavi gözlü,1 metre boyunca,29 kiloda.
Ruhsal özellikleri:Hükmetmeye bayılır,hayatı intikam üzerine kurulduğu için sürekli öfkeyle ama düşünerek hareket eder.Sosyopattır.
Oleksandr Pochet
Lilith'in gözde askeri,ona aşıktır.Örgütün ilk yetiştirdiği robotlardan biridir.
Fiziksel özellikleri:Ivan Drago desem? Kocaman bir vücut,kahverengi ruhsuz gözler.
Ruhsal özellikleri:Sadece itaat etmeyi bilen sıradan bir askerdir,aldığı emir ne olursa olsun kusursuzca yerine getirir.
Dorota ''Doda'' Kowalski
Örgütün bilim işleriyle ilgilenen Kowalski ailesinin son üyesi.Kadındır ama sürekli erkek kıyafetleri giyer,erkeksidir ve lezbiyendir.Lilith'ten ve hiyerarşisinden nefret etmektedir ama farklı olmaktan korkar.
Fiziksel özellikleri:Kısa turuncu saçlar,çiller ve kısık yeşil gözler.1.80 boy,54 kilo.Çok zayıftır.
Ruhsal özellikleri:Sürekli gelgitler yaşar.Duygularından ve diğer insani özelliklerinden nefret eder,bu yüzden robot olmayı diler.Çeşitli bilim dallarına meraklı olsa da insan biyolojisinin onda yeri ayrıdır.
Chen Kurka
Örgüte zorunlu askerlik görevindeki başarıları nedeniyle katılmıştır.Gündüzleri gençlere yakın olmak ve farklı olanlarını ayırmak için öğretmenlik yapmakta,geceleri ise Kowalski'yle beraber onları robota dönüştürmektedir,zaten kendisi de robota dönüştürülmüş bir insandır.Bir diğer görevi de örgütten ayrılmış gençlerin (sadece üç kişi başarabilmiştir bunu) ölmesini sağlamaktır.
Fiziksel özellikleri:Kısa siyah saçlar,oldukça kaslı bir vücut yapısı,yakışıklı denebilecek bir tip.
Ruhsal özellikleri:Robota dönüştürülse de insanlık zamanından kalma sadistliği hala onunla beraberdir,bu yüzden örgütten ayrılanları direkt öldürmez de,hayatlarını cehenneme çevirir ve kendilerini öldürmelerini izler.
Tüm karakterler bunlar değil tabii,ileride yan karakterler de gelecek,en sonunda karakterleri oturttum,şimdi Fallen Angel'a bir set çekip Chaotica'ya odaklanacağım.İlk olarak Lola'nın dünyaya düşüşü ve macera delisi Barbra'yı oradan oraya sürükleyişi.
3 Ekim 2012 Çarşamba
Aklına Düşüyor Hala Geçmiş
Kitabına dalmıştı Laila.Şizofren bir çocuğun hayalindeki dünyayı resmetmesini anlatıyordu kitap,sanki kendi çocukluğunu anlatıyordu.İşkencelerden kaçmak için o da kendisine dantelden,makyaj malzemelerinden ve annesinin elbiselerinden bir dünya yaratmamış mıydı? Ve çok mutluydu dünyasında...evden atılana kadar.Nastasya ve annesi sağolsun,16 yaşına kadar yaşamıştı dünyası.
Sonrası Chen.Kusmuklu geceler.Her gece başkasının koynunda uyanmak,kabuslar ve nice satılışlar.Hala dantellerin,kumaşların ve makyaj malzemelerinin dünyasındaydı ancak bu sefer koruyamıyordu onlar Laila'yı.Yaralanıyordu her adımında.Extacy'lere,haplara ve ota bulanıyordu.Bir sirene ihtiyaç vardı onu geri döndürecek o mutlu dünyasına,ancak bulamıyordu bir türlü.Ta ki Chen onu hiç tanımadığı 11 adamın kollarına atana kadar.Kendinde değildi,müdahale edemedi.Bağırmak istedi ancak sesi çıkmadı.
19 Haziran 2012 Salı
The nights are our day.
Jolene,kırsal tarafta yaşayan bir genç kızdı.O dahil yedi kişi olan ailesinin çiftliğinde hayvanlarla eğlenmekti en çok sevdiği şey.Bok temizlemekten bile zevk alırdı,çünkü sonrasının atları tımar etme zamanı olduğu bilirdi.Ancak o güzel görünen,fakat pek uğursuz olan Mayıs gününde,Jolene'in iyimserliğini bozan bir şey oldu.Jolene'in kedisi Angel,çim yerken babasının çok sevdiği manolyalardan birisini koparmıştı.Jolene çok korkmuştu doğal olarak,babası gibi bir otoriteden kim korkmazdı ki! O manolyanın hemen yerine geri gelmesini diledi ve bum! İki saniye sonra manolya yeniden filizlenmiş ve güzel bir çiçek olmuştu.Jolene olanlara inanamadı,çok korktu ve bunun gerçek olmamasını diledi.Ancak bu sefer dileği gerçek olmamıştı,demek sadece doğayla ilgili dilekleri gerçek oluyordu.Ağlamaya başladı ve bahçeden çıkarak kendisini odasına kapattı.Annesi kızının bir erkek arkadaşı olduğunu sandı ve onu dövmeye gitti.Bu Jolene'in ilk cezası değildi,son da olmayacaktı.
O sırada,Brighton'un kederli denizinde,bir kız yüzüyordu.Koca denizde tekti.Ancak hiç ırgalamazdı bunlar onu,çünkü denizi severdi.Denizde bir kaç kulaçtan sonra yağmur yağmaya başlayınca sıkılmıştı ve eve dönmüştü.Jolene'in aksine,Anna-Marie'nin evinde İtalyan asıllı annesinden başka kimse yoktu.Güneşin tepeye çıktığı öğle saatlerinde de genelde işte olurdu zaten.Anna-Marie,her deniz seansından sonra yaptığı gibi duşa girdi.Lanet olsun.Şofbeni açmayı unutmuştu ve su çok soğuktu.Biraz üşengeç kızdı şu Anna-Marie,o yüzden suyun hemen sıcaklaşmasını diledi ve dileği oldu da.Ne şaşırdı,ne de Jolene gibi ağlamaya başladı.Sevindi tam aksine! Ancak hemen sonrasında çeşmeden akan sular baloncuklara dönüşüp ellerinde toplanınca,şoka girecekti.
Şoka girmek derken...Londra'nın normal bir devlet lisesinin en iyi futbolcusu David de şoklardaydı.Çünkü okulun en güzel kızıyla hala yatamamıştı.Her futbolcu bunu yapardı ama,yalama olmuş amigo kızlara mı kalacaktı! Lola onu sürekli reddediyordu,özellikle şu havai fişekli günden sonra.Okulun ilk maçıydı ve okul yönetimi,başarılı futbol takımına devletin verdiği parayla ''namımız yürüsün'' diyerek havai fişek patlatmaya karar vermişti.Lola da diğer herkes gibi oradaydı,havai fişeklere çocukluğundan beri bayılırdı.Ancak o gün,çok ama çok tuhaf bir şey oldu.Havai fişekler Lola'nın üstünde patladı! Çığlık çığlığa okul yönetimini linç edecek velileri olmadığı için Lola'nın,okul yönetimi bunu örtbas etti,hem zaten kıza da bir şey olmamıştı! Ama hayır,aslında Lola'ya çok şey olmuştu.Artık o ateşin kızıydı,erkeklerin ya da kadınların değil.Tek başına yürüyecekti.
O sırada tuhaf şeyler olan tek yer Lola'nın lisesi değildi tabii ki.Essex'de bir anaokulunda da tuhaf bir olay dönmüştü.Genç,gönüllü öğretmen Josephine Mistria,balkon kapısını açarken birden bir fırtına kopmuş ve kızı bir güzel uçurmuştu.Öğrenciler bunu asla unutmamıştı,peki ya öğretmen? Josephine o günden sonra bir daha okula gitmedi.Belki de hava üzerindeki yeteneklerini kontrol etmeye çalışmakla meşguldü.
Jolene ve Lola 16,Anna-Marie 18,Josephine ise 20 yaşındaydı.Yaşları bile aynı olmayan bu kızlarda Lilith,nasıl bir ortak nokta bulmuş olabilirdi ki? Belki de hayatın akışına kaptırmayıp,hayatın içindeki şeylere kaptırma tuhaflığını görmüştü onlarda.
1 Ekim 2011 Cumartesi
Part 2
Dört tane saçma sapan rüya gördükten sonra,uyandım.Dün olanlar hala aklımdan gitmiyordu.Nikita,kızıl çocuk,Robert-jan.Herşey tesadüfi bir şekilde üst üste gelmişti.”Yukarıdaki bana oyun oynuyor,” diye düşündüm ve tuvalete yollandım.İçimin acıyacağını bilsem de salona gitmek ve onların sevimli bir şekilde uyumalarını izlemek istiyordum…
-Günaydın Doda.
-Sana da,Niki.
-Dün olanlar seni rahatsız ettiyse üzgünüm…
-Sorun değil.Böyle davranmamam gerekiyordu.
-Bana vurgun olduğunu biliyorum.Bu senin için bir yıkım olmalı.
NE?! Nasıl bilir,tamam ona pek çaktırmamaya çalışmadım ama yine de öğrenmemesi gerekiyordu.
-Eee,kızıl nerede?
-Arsen gitti,o da senden özür dilediğini söyledi.
-Kabul ediyorum.
-Doda,her zaman arkadaşım olacaksın.
Bundan sonra bana diyecek bir laf kalmamıştı.Artık bu kadar,bugün yine o bara gitmeliydim.Dar kotumu,annemin doğumgünümde aldığı o sevimli beyaz bluzu ve siyah ceketimi giydim,siyah-beyaz desenli küpelerimi taktım,makyaj yaptım,çantamı da kapıp en yakın kuaföre gittim.Oradan da okula.
-Dodaaaa,tatlım mükemmel görünüyorsun!Saçına ne yaptın öyle!
-Abartma Anna,sadece kestirdim.
-Hayır,gerçekten sana bir şeyler olmuş!
-Can sıkıntısından kendimi değiştirmeye karar verdim.
-Mükemmel bir karar.
Dersler ve diğerleri…Okul biter bitmez soluğu Nochenka’da aldım.Bunak yine bira içiyordu,aynı zamanda da Robert’le sohbet ediyordu.”İşte kızımız geldi!” dedi ve ona bir şeyler fısıldadıktan sonra gitti.
-Bilginiz olsun,arkamdan konuşulmasından hoşlanmam.
-Arkandan konuşmuyorduk,sadece moruk bana bir tavsiye verdi.
-Hadi ya.
Kafasını ”evet” anlamında salladı ve bana baktı.Bu yeni görüntü karşısında o da şaşırmıştı,en son geldiğimdeki punk halimden eser yoktu.
-Çok güzel olmuşsun,ve farklı.
-Canım sıkıldı,biraz değişiklik yapmak istedim.
-İyi etmişsin.Bira mı?
-Sağol.İçmeye gelmedim.
-Peki.Nasıl gidiyor,şu Nikola’yla.
-Gitmiyor.Oyundışıyım.
-Üzüldüm.Bu durumu kabul etmek zor olmalı.
-Hiç zor olmadı,çünkü beni teselli edeceğini bildiğim biri vardı.
Yanakları kızardı,tüm bu yaşadıklarına rağmen hala aşka dair bir şeyler vardı içinde.
-Bak ne diyeceğim,ben kendim hakkında çok şey anlattım,biraz da sen anlatsan?
”Peki,” dedi ve bir bardak votka aldı.
-13 yaşımda evden kaçtım.Ailemin ve büyüdüğüm yerin bana hiç yardımcı olmayacağını anlamıştım.Rusya’ya gittiğimde babaannemin yanında kalıyor ve bir kafede çalışıyordum ta ki Sosyal Hizmetler beni bulana dek.Ceza olarak toplum görevlisi oldum,devlet babaanneme para ödüyordu ben de yaşlı Anna Poslavska’ya bakıyordum.Çok iyi bir kadındı,eve hiç elim boş dönmedim onun sayesinde.14 yaşıma yeni girdiğimde,Paskalya tatilinde kızı ve ailesi Poslavska’nın yanına geldi,ben de akşama kadar onlarlaydım.Özlediğim aile ortamıydı,onlara çok bağlanmıştım.Onlar gittikten sonra yaşlı Poslavska’dan kızının yanına taşınacağı haberini aldım,artık bana ihtiyacı yoktu ama durumumu bildiğinden bana da onların yanında evin tamir işlerini yapmayı önermişti.O zamanları bilirsin,baya onarılacak şey vardı hahaha.Bir Perşembe,Poslavska uyuyordu ve evde benimle Olga dışında hiç kimse yoktu.Verandada sorun olduğunu söyledi,oraya gidince de kafama ağır bir şeyle vurmuş olmalı.Her neyse,bir anda kendimi Olga’nın yatak odasında kelepçelenmiş halde buldum.Ne kadar bağırsam da Poslavska duymadı.5 hafta boyunca her perşembe aynı kare,bana zarar ve para veriyordu ben de evi geçindiriyordum.Buna daha fazla dayanamadım ve Olga’nın kafasına vazoyla vurup evden kaçtım.
Bir bardak daha aldı ve anlatmaya devam etti.
-Yaşlı Poslavska bi bok anlamadı,ama Olga’nın kocası her şeyi anladı.Bir daha Poslavsk’lara adım atmadım ve burayı buldum.Babanneme hiç bir şey anlatamamıştım ben de şoktan her şeyi bunağa anlattım.Anlayışla karşıladı ve gizlice yanında çalışmaya başladım.Bu sırada Olga kocasına benim onu kandırdığımı anlattığı için memurlar bizi her hafta ziyarete geldiler ve sonunda ”prosedürlere uygun olmadığımız için” burayı yıkma kararı verdiler.Biz de ateşe ateşle karşılık vererek dava açmaya karar verdik.Hakim ikimiz dışında bir şahit istediğinde ise inanılmaz bi şey oldu,Anna Poslavska benim lehime şehitlik yaptı.Gelini onu susturuyormuş meğer.Biraz rüşvetle biraz da şansla davayı kazandık.Olga hapiste,ben de izlerimle buradayım işte.-Aman tanrım.O yaşta bütün bunlarla nasıl başa çıkabildin?
-Sabrettim.Bütün bunların biteceğini ve sonunda benim de mutlu olacağımı düşündüm.
Elimi tuttu.Ne yapacağımı bilemedim,sadece gülümsedim.
-Bir şey içmeyeceğine emin misin?
-Mutluyken içmem.
-Peki.İş bittiğinde evine gelebilir miyim?
-Seve seve.
Bu teklife çok sevinmiştim,bir an herşeyin çok hızlı ilerlediğini düşünsem de sonra bu düşüncemden vazgeçtim çünkü ortada intikam alınması gereken eski bir platonik vardı,melek değildim sonuçta.Kendimi onun siyah saçlarını karıştırırken hayal ettim,gece kesinlikle mükemmel olacaktı.
Rusya'dan Sevgilerle
Küfür içerir.
Moskova’da,”Nochenka” isimli bir bardaydım.Sağımda yaşlı bir bunak bira içiyor,solumda ise kısacık elbiseli sarışın bir fahişe votka içiyor,ağlıyor ve telefonda sevgilisine küfrediyordu.Ve ben,19 yaşındaki genç Rus Doda Fravcka,punk giysilerimle buraya pek uygun olmasam da içmek için bu salaş yeri seçmiştim.Sevimli barmene ”Bira,lütfen.” dedim.Etrafıma bakınınca anladım ki burası gündüz düşleri için ideal bir yerdi.Siyah duvarlarda çeşitli film posterleri(öylesine bantla asılmışlardı) vardı,fonda Amy Winehouse çalardı ve spotlar üstümüzdeyken Nikita’yla ben dansederdik…
Romantik salağın tekiydim,bu yüzden 2 yıl boyunca ona açılmayı beklemiş ve sonunda onu evimizde bir erkekle görmüştüm.Bir ev arkadaşı olarak soğukkanlı olmam ve odama doğru yol almam gerekiyordu ama ben ağlayarak evden çıkmayı ve kapıyı çarpmayı tercih ettim.Sen mahfoldun ya herkesin hayatı mahfolmak zorunda!Sinirden hızlıca birayı barmenin elinden kaparken bir şey keşfettim.
Adamın boynunda zincir şeklinde kırmızı bir iz vardı.Kollarında da küçük morluklar.Bir fantazi anısı? Yoksa daha mı fazlası?
-Buraya sık gelir misiniz küçük hanım?
-Seninle ilgilenmiyorum pis bunak.
-İlgilenmemelisiniz de! Konu açmaya çalışıyorum sadece,biriyle konuşmaya ihtiyacınız olmalı,çok sinirli görünüyorsunuz.
-Biliyorum,öyleyim de.
-Sizi sinirli yapan ne?
-Hayal kırıklığı diyelim.
-Kadınların hayal kırıklığı çok tehlikelidir…Robert-jan ve ben bunu çok iyi biliriz,değil mi küçük dostum?
Barmen ”hehe” dedi,lakabı komik olsa da uzun düz siyah saçlarını karıştırmak isterdim.Bunak bana doğru döndü ve sesini alçalttı:
-Ona işkence eden 35’lik Olga reşit olmadığını polisten duyunca bayağı sinirlenmiş ve barı yıkmaya kalkmıştı.
-Nasıl yani?
-Onu mutlu edemeyen kocası memurdu,o da eğer yeteri kadar dırdır yaparsa burayı ”depreme dayanıklı olmadığından dolayı” yıktırabilirdi.Zavallı çocuk,13 yaşında kaçtı Ermenistan’dan.Toplum görevlisi olarak çalışıyordu,amacının 80 yaşındaki Oksana Nine’ye bakmak olduğunu düşünse de 35 yaşındaki Olga’yı hesaba katmamıştı…ta ki kendisini yatakta kelepçelenmiş bulana kadar.
Çocuğun halini düşünüp derin bir nefes aldım.
-Hey Robert-jan,kaç yaşındasın.
-18,sonunda hahaha.Bu arada bana sadece Raskolka ”Robert-jan” diyebilir,siz sadece bana adımla hitap etmek zorundasınız Bayan Pierced.
-Doda ben de.Tanıştığıma memnun oldum.
Robert gülümsedi,katlı kesilmiş uzun siyah düz saçları ve esmer teniyle normal bir ermeni gibi görünse de.atletik görünen vücudu,turkuaz gözleri ve her daim hınzır bir ifadeyle dolan kıpkırmızı dudakları onu her türlü kadının gözdesi yapabilirdi.
Önce sarışın fahişe ayrıldı mekandan,giderken 20 Ruble bıraktı.Ardından yaşlı bunak gülümsedi ve:
-Mart kedilerini yalnız bırakmalı! dedi.Sonra da Robert’e ”Hesabıma yaz!” dedi ve gitti.
Bir kapı kapandı ve diğeri açıldı.Üçüncü biramı içiyordum,o sırada Robert beni böyle içirenin ne olduğunu sordu,ben de ona içimi döktüm.
-Seni çıplak görmediği için böyledir.
-Beni çıplak görse de bir şeyin değişeceğini zannetmiyordum.Yanındaki kızıl ona fazlasıyla yetiyordu.
-Salak herif.
-Salak değildi aslında,sürekli ders çalışırdı.
-Hahaha.Zeka gibi salaklık da sadece yüksek notlarla ölçülmemeli.
-Haklısın.
-Unutmaya çalış tatlım,git ve ona bütün hislerini anlat,en azından bir sarılma kazanırsın.
Saatime baktım,1:45.Hakikaten de gitme zamanı gelmişti.Bir sigara yaktım ve ”Ne kadar?” diye sordum.Cevabı ”Sktir,sen de mi içiyorsun!” oldu.
-Ne oldu,hoşuna gitmedi mi?
-Olga’dan beri sigara içen kadınlara yanaşmak zor oluyor.
-Hangi Olga?
-Raskolka sana anlatmıştır canım,aptal numarası yapma bana.
-Üzüldüm sana.Harcamış seni,pis orspu.
-İkimizin de harcanmış olması,büyük tesadüf.
-Haha.Gündüzleri ne yapıyorsun?
-Halkla İlişkiler okuyor sonra da internette dolanıyor ve True Blood izliyorum.
-True Blood! bayılırım!
-Amy Winehouse de sever misin?
-Çooook!
-Nikita’ya da böyle mi yaklaşıyordun?
-Of,evet.
-Bu insanı 14 yaşında hissettiriyor.Büyük soğuma nedeni.
-Öyleyse benden niye soğumadın?
-Görünüşün buna engel oluyor.
-Her zaman çok kötü olduğumu sanırdım.
-Büyük yanılgı.
-Neyse,saat geç ve yarın erken kalkmak zorundayım.Sonra görüşürüz.
-Şimdiden dört gözle bekliyorum.Bu arada,15 Ruble.
Paraları masaya koydum,ona bir gülücük attım ve el salladım.Karşılığı çok beklemeden geldi,tatlı bir gülümseme.Şıpsevdiliğim sayesinde Nochenka’dan çıkarken çok mutlu hissediyordum…
Otobüse binip evime,evimize gittim.Umutlu bir şekilde merdivenleri tırmandım,kapıyı açtım ancak Nikita’nın kızılla sarmaş dolaş bir şekilde kanepede sızdığını gördüm.
Küfrede küfrede odama çıktım.Zıbarıp yattım.
Bizim Çılgın Sırrımız (Part 2)
Bizim Çılgın Sırrımız
-Üzülme Nikola,yeni bir eve taşınmamız arkadaşlarınla görüşmeyeceğin anlamına gelmez.
-Ben arkadaşlarımdan sözetmiyorum anne,eski evimizi daha çok seviyordum sadece o kadar. -Buraya da alışırsın,hadi odanı seç.
Eşyalar yerleştiriliyordu,temizlik yapılıyordu ve herkes mutluydu.Ama bu mutluluk Niki’yi etkilememişti,çünkü kocaman bir balkonu ve camları olan o güzel teras katını seviyordu.Ama bu prototip ev,bu küçücük camlar onu bir kutuya tıkılmış gibi hissediyordu.Çantasından günlüğünü çıkardı ve küçücük odasındaki duvara yaslanıp yazmaya başladı: ”Bu evi hiç sevmedim,hem de hiç.Bir sitenin içine kurulu ve tüm evler aynı!Kendimi bir robot gibi hissediyorum,odalar öyle küçük ki nefes alamıyorum!Sırf havuzu var diye eve mi taşınılır,tanrım!Balkona en yakın odayı seçeyim ki,en azından rüzgarı hissedebileyim.” Ebeveynleri onun mutsuz olmasına şaşırmamıştı,çünkü genellikle böyleydi.Farklı bir çocuktu ve bu onun okul ortamında hor görülmesi,yalnız kalması ve üzülmesi demekti.Dışarı çıkmaya karar verdi,en azından evleri sayarak zaman geçirirdi.Netteki dostlarına kavuşması için daha iki günü vardı,bugün cumaydı.Çok sıkıldı,sitenin bahçesine gitti,bir ağacın gölgesine yaslandı ve hayal etti.İyi bir yazar olacağı günleri,çok sevdiği soğuk ülke Valhalla’daki ormanları ve muhtemelen oralı olacak karısını… Tam gözlerini kapatıp uykuya dalacakken ödevini hatırladı.Engelli biriyle röportaj yapmak.Şehir merkezine inmesi gerekiyordu,belki de gün sonunda Yalle’nin evinde kalırdı.
Annesinden para ve izin aldı,çantasını kaptı,sitenin oradan geçen bir otobüse bindi.Yapacaklarını düşündü,bir engelliler derneğine gidecek ve tatlı bir yaşlıya kibarca ”kazadan sonra hayatındaki değişimleri” soracaktı.Yavaş yavaş gözleri kapanıyordu,Niki küçüklüğünden beri hareket halindeki bir araçta uyumaya bayılırdı. -Kashne Garia durağı,son durak!! Muavinin sesi onu uyandırdı.Şehir merkezine gelmişti ve yer belliydi,iki-üç sokak uzaklıktaki Garia Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi.Tam o sırada duymayı en çok istediği sesi duydu: -Nikiiii,günlerdir nerelerdesin tavşanım? -Yallleee,ben de tam seni arıyordum! -Hadi oradan,ödev için geldin,yoksa bikinili bronz kızlar varken kim bakar bana! Yalle Niki’nin en iyi arkadaşıydı,uzun ve balık etli uçuk bir kızdı.Saçları turuncuydu,yüzünde de çiller vardı,Niki de sarışın ve çilliydi,yaşlı nineler onları ikiz sanırdı. Başkan Makrosi heykelinin arkasındaki basamaklara oturdu iki arkadaş ve başladılar konuşmaya:
-Nefret ettim yeni evden,çok sıkıcı ve küçücük!Ve o kadar uzak ki okula!
-Sen oralarda da eğlenecek bir şey bulursun tavşanım.
-Dünya benim intihar etmemi istiyor,bu da son işaret.Yapay bir harikalar diyarı ve ben.
-Hadi be! Ben var oldukça sen bu dünyadasın! Yalle durumun umutsuzluğunu kavradı ve annesini aradı.Uzun bir konuşmadan sonra ”Benim taraf tamam.” dedi ve Niki’ye göz kırptı.Niki de Yalle’yi taklit ederek annesini aradı ve anında izin kopardı,galiba annesi onu başından savmak için neden arıyordu.Oralarda biraz daha durduktan sonra Yalle’nin evine gittiler,daha doğrusu Yalle’nin annesi onları aradı.Niki’yle Yalle okulda tanışmamışlardı,yan komşulardı.Yalle’nin odasına girdiler,bilgisayardan bir müzik açtılar ve konuşmaya başladılar.Gecenin ilerleyen saatlerinde Yalle,babasının kapatamadığı eski ve kirli havalandırma boşluğundan yıpranmış bir günlük çıkardı.
-Bu ne böyle?
-Bunu dün,bahar temizliğinde buldum.Bu bir günlük.
-Aman tanrım…Okuyalım? Yıpranmış ve kirli,eski bir şeye benziyordu günlük,beyazdı ama zamanla rengi griye dönmüştü.Üstüne siyahla ‘’Roksi Nyheter’in Malıdır’’ yazıyordu.İki arkadaş müziği kapattı ve günlüğü okumaya başladı. Gerçekten yıpranmıştı günlük,okudukları kadar okumaya çalıştılar,sonra da biraz daha konuşup uyudular.Gece Niki,rüyasında bir kızı kobay olarak kullandığını gördü.Kızın gözleri mavi,saçları sarı ama teni inanılmaz beyazdı.Dudakları çatlamış,gözleri göremeyen,elleri hissiz bir kız.Uyandığında,bunun yedi yaşında gördüğü karabasandan sonra en kötü kabusu olduğunu düşündü.Bir daha uyuyamayacaktı,ama Yalle mışıl mışıl uyuyordu.Yalle’nin bilgisayarına girdi,kızmayacağını biliyordu,biraz internette takıldı.Sonra koltukta duran günlüğe baktı,okumak isteyeceğinden emin değildi,bunun bir günlük olduğundan da.Manyak bir yazarın ilk denemesi olabilirdi bu,ama cinayet kitapları delisi Yalle bunu anlardı.
”Ben Roksi ve bu aslında benim okul defterim.Pairena’da yaşıyorum,annem ve babam buradaki fabrikalarda çalışıyor,ben de bu kış annemle makyaj malzemesi fabrikasına gideceğim.Onun dışında iki yaşında olan kardeşlerim Yerush ve Rolie var.’91 yılı boyunca bu günlüğü tutacağım,benden geriye bir şeyler kalması için,sonra da bu deliğe bırakacağım.Öldüğümde benden bir şeyler kalması için.” Niki içinde bir sızı hissetti.Roksi eskiden bu evdeydi,anladığı kadarıyla farklı bir kızdı ve eğer ‘91 yılında hayatta olsaydı onunla tanışmak için herşeyini verirdi.Kızın günlüğünü okumaya devam etti: ”Okulda pek arkadaşım yok,sadece Cedric diye bir çocuk var.Bana yardım ediyor ve yemeğini paylaşıyor ama pek konuşmuyoruz.Çok konuşkan bir insan değilim.Belki de mutlu olmalıyım okuldaki diğer kızlar gibi,ama korkuyorum.Fabrikada tükenmekten,annemi kaybetmekten ve yeşil gökyüzünden.Pairena korkunç bir yer…” Niki Yalle’nin uyandığını gördü ve günlüğü okumayı bıraktı.Gökyüzüne baktı,Pairena’da gökyüzü maviydi artık.19 senede nasıl bir değişimdi bu böyle?! Yalle yataktan kalktı ve arkadaşına sarıldı;
-Günaydın tavşanııııım!
-Günaydın.
-Hayrola,uyuyamadın galiba? Ben bebekler gibi uyudum!
-Ne mutlu sana.Ben uyuyamadım!
-Günlükten falan kabus mu gördün?
-Evet,çok,çok kötü bir kabus!
-Ben de çok garip bir rüya gördüm,gökyüzü yeşildi ve sarı saçlı mavi gözlü bir kız bizim terastan atlıyordu!Ama görecektin,kızın teni kağıt kadar beyazdı!
Niki ”Kalp kalbe karşıymış”,diye düşündü.İkisi de aynı kızı görmüşlerdi,Roksi’yi. Yalle tuvalete gittikten sonra kahvaltı ettiler,bilgisayarda takıldılar ve dışarı çıktılar.Niki için ödev zamanıydı,çok saçma bir ödevdi,röportaj yapacağı kişiyi incitmemeyi umdu.Garia Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi’ne doğru gittiler.Yalle giderken bir buket mor sümbül aldı,”Bir kadınla konuşalım.” dedi,kadınlar daha yumuşaktı çünkü.Merkeze girdiler,ziyaret saatiydi ve herkes ziyaretçileriyle konuşurken arkada yalnız oturan kısa sarı saçlı kör bir kadın dikkatlerini çekti.Niki önden gitti ve kadına kendini tanıttı.
-Merhaba.Ben Pairena Lisesi’nden Nikola Grosviire,size çiçek getirdim.Sizinle röportaj yapmak isteyecektim,umarım kabul edersiniz.
-Otur yanıma,çocuğum.sümbüller için sağol.Neden benimle röportaj yapasın ki?
-Bana okulda verilen ödev gereği sizin gibi biriyle…
-Bir engelliyle mi?
-Evet,röportaj yapmam gerekiyor.
-Peki öyleyse. Niki çantasından kağıt ve kalem çıkardı,Yalle de bir-iki fotoğraf çekecekti.
-Adınızı ve yaşınızı sorarak başlayayım.
-Roksanda Niletar,45 yaşındayım.
-Körlüğünüz doğuştan mı yoksa bir kaza sonucu mu?
-Çok elim bir kaza sonucu çocuğum. Niki kadının hüzünlenmeye başladığını farketti,konuyu değiştirdi ve merkezin şartlarını beğenip beğenmediğini sordu yaşlı kadına. -Tanrıya şükür,daha kötüsü de olabilirdi. Roksanda Niletar çok mütevazıydı da.Niki ailevi mevzulara girecekti,ödevini ”yaşlılarımızı koruyalım” altmetniyle bitirirdi.
-Peki çocuğunuz ve torunlarınız var mı?
-Hepsini o kazada kaybettim…
-Eşiniz?
-Onu önce kaybettik.
-Özür dilerim,bu tür konuları açmamalıydım…
-Önemli değil,çocuğum. Niki bu acı verici sohbeti sürdürmemesi gerektiğini düşündü.Niletar’a çok teşekkür etti ve Yalle ikisinin fotoğrafını çekti.Sonra da merkezden ayrıldılar.Giderken ikisi de suskundu.
-Ne kötü bir hayat…umarım Bayan Niletar’ı pek üzmemişizdir.
-Çok önemseme tavşanım,Niletar’ı bir daha görmeyeceksin.Zaten yaşlılar dengesizdir,bir üzülüp bir sevinirler.
-Yalle…ama biz de dengesiziz! Suskunluktan sonra kıkırdamak,evet ikisi de dengesizdi! Saat altı olmuştu,biraz daha gezip Yalle’nin evine gitmeye karar verdiler.Kitapçıda Yalle bir ilanla karşılaştı: SİZ YAZIN,BİZ BASALIM!!! Drasvela Kitapçılık’tan büyük hizmet!!!Kitap olmaya hazır projelerinizi getirin,uygunsa basalım ve sizin de bir kitabınız olsun!Eğer projeler arasında yapılan yarışmayı kazanırsanız kitabın telif haklarının %70’i sizin!Beğenilirse kitabınız önce Pairena’da,sonra da bütün Zombieland’da basılacak!!!!!! Günlüğü kitap olacak şekilde yazabilir ve piyasaya sürebilirdi!!!Yalle kitabın tutacağından emindi,bu fikrini Niki’ye de söylemeliydi…
-Yalle,Drag Me To Hell’in yeni albümü çıkmış!!!!!
Ama önce şu albüme bakmak lazımdı. Hava karardıktan sonra Yalle’nin evine gittiler,annesi yemeğe başlamıştı bile. -Nerede kaldınız? Hadi,oturun sofraya! Çabucak yediler ve hemen terasa çıktılar,sallanan koltukta oturmaya başladılar ve çoğu zaman olduğu gibi Yalle başladı:
-Kitapçıda bir ilan gördüm…Sen kitabı yazıyorsun,kitapçıya götürüyorsun ve seni yarışmaya sokuyorlar.Eğer kazanırsan zengin oluyorsun,tutarsa daha da zengin oluyorsun!!!
-İyi de bizim tutacak bir yazımız yok ki.Anca bir müzik dergisinde albüm kritiği yazabiliriz. -Günlük?
-Bilmiyorum,Roksi’ye saygısızlık olmaz mı? Zaten önce tüm günlüğü bitirmemiz gerekli… Niki daha lafını bitirmeden Yalle günlüğü getirdi ve okumaya yeniden başladılar. ”Artık dayanamıyorum Günlük.Derim pul pul dökülmeye başladı.Bazen ayaklarıma krem sürüyorlar,işte o zaman ayaklarımı hissetmiyorum.Ama Yerush ve Rolie’ye yemek ve su götürmeliyim.Babamın durumu iyice ağırlaştı,ona ilaç almalıyız ama burada ne hastane ne de eczane var.Sadece bir okul,bir bakkal,bir sürü ev ve fabrika var.Kardeşlerim ve annem olmasaydı kendimi öldürürdüm.Şu Cedric bir protesto başlatacağını söylüyor,benim ve annemin fabrikaya gitmememizi istiyor,kardeşlerime yemek bulacakmış,tanıdıkları varmış.Kalbim ona uymamı söylüyor ama mantığım ondan uzak durmamı söylüyor.Oradaki doktorların o kadar kötü olmadığını düşünüyorum… Ama derim gittikçe beyazlaşıyor.Saçlarımın renginden pek emin değilim,her gün değişiyor,eskiden sarıydı,anneminkiler gibi.Göz kapaklarımı ve ayaklarımı pek kontrol edemiyorum.Malzemeleri bizim üstümüzde deniyorlar ve ben kardeşlerimin de bu muameleyi görmesini istemiyorum.Ne olursa olsun,kalbimi dinleyeceğim günlük! Roksi,24 Şubat 1991”
Niki sevinmişti.Roksi artık haklarını arayacaktı!Yalle ise Roksi’nin adına sevinmişti,ama bunun çok satanlar listesine gireceğine emin olduğundan,daha fazla okumak,hemen bitirmek ve kitapçıya koşmak istedi.
-Yalle,acaba Roksi yaşıyor mudur? Niki Yalle’nin düşüncelerini bölmüştü.
-Bilmem,umarım yaşıyordur.
-Onu bulmalıyız,’91’de bizim yaşlarımızdaysa şu an 33 yaşında olmalı!Kitap için fikrini almazsak bize dava açabilir!
-Onu nasıl bulacağız ki?
-Adı ve soyadını biliyoruz.E-Devlet’e Roksi Nyheter yazarız ve çıkan sonuçlara bakarız.
-Ya adını değiştirmişse? -Benzer isimlere bakarız;Roksanda,Roxy,Roksie gibi…
-Sen kafayı yedin,bırak şunu okumayı. Yalle haklıydı,Niki biraz kafa dağıtmalıydı.Niki internette dolanırken Yalle biraz daha okudu,eh ne de olsa bir cinayet kitabı fanı olarak idmanlıydı. ”Cedric’e söyledim.Elimden tuttu ve bana teşekkür etti.Benden güç aldığını söyledi.Utandım açıkçası.Okulda kahvaltı ederken yemek yediğimiz sıralara çıktı ve bize yapılanlar hakkında konuşmaya başladı,herkes sesini duysun diye bağırmaya çalışıyordu.İki irikıyım görevli onu itti,sıradan attı ve müdüre doğru götürdü.Giderken son bir kez bağırdı; BİZE YARDIM ETMEYECEKLER! BİZİ TÜKETECEKLER! Sinirlendim,diğer çocuklar da bundan etkilenmişti ve kendi aralarında konuşmaya başladılar.Evet doktorlar bize eğitim ve yemek veriyorlardı,ama bunun karşılığında biz onlara bedenlerimizi veriyorduk.Bir ekmeğe değer miydi bu acılar? Roksi,25 Şubat 1991”
Yalle daha da sevinmeye başladı,kitap siyasi bir boyut kazanmıştı,bu da dikkatleri çekerdi.Yayınevi kitabı kesin yayınlardı,dikkat çekmek para getiriyordu ya! O sırada Niki E-Devlet’ten Roksi Nyheter ismini araştırdı,benzer isimlere ve soyisimlere de baktı ama bulamadı.Roksi ölmüş olmalıydı,bu ihtimal içini burktu.O sırada Yalle okumaya devam ediyordu; ”Bugün fabrikada fazla mesaiye kaldım.Kalmaz olaydım,pislik doktorlar bize makyaj malzemesi değil,bulaşık deterjanı ve çamaşır suyu sürüyormuş! Bunu neden yaptıklarını sorduğumda ise cevapları ”kullanıcıların derileri reaksiyon göstermesin diye” oldu! Bize neden ikinci sınıf insan muamelesi yapıyorlar? Ne kadar aptal ve şanssızım,bana bu yapılanların farkında değilim,hiç tepki göstermedim,hem de Flavanım! Bu arada son olaylardan sonra okul yoktu,Cedric’in evine gittiğimde ne annesini ne babasını ne de kendisini gördüm.Onu öldürdüler mi acaba?Öldürseler bile ne olur ki,Miravanlara hiç bir şey olmaz. Pazartesi okuldan önce seni gizli yerine koyacağım,sonrakiler bulsun ve hatalarını anlasınlar diye.Bütün bu olanlar çok acı,ama ben bir şeyler yaparsam belki biter. Roksi,26 Şubat 1991” Yalle buz kesti,tarih dersini hatırladı.O bahsedilen Cedric,iç savaşı başlatan Cedric Mraivena olmasındı? O adam bir teröristti,savaş başlatmış ve insanların ölümüne sebep olmuştu!Peki Roksi,yalan mı söylüyordu? Belki de beynini yıkamıştı Cedric…Ama kolay bir kıza benzemiyordu Roksi,duygusal olduğu kadar mantığını da korumuştu.Yalle bunları Niki’ye anlattı.Niki şaşkına döndü;
-Bu iç savaş için bir kanıt! Bunu yayınevine veremeyiz,Üstelik Flavanların tarafında,hapse gireriz!
-Ama bunlar tamamen hayal ürünü olmalı,biz Flavanların haksız yere toprak için tartışma çıkardığını biliyoruz değil mi?
-Saçmalama! Hiç kimse masum değildir Yalle,biz dahil!Roksi neden hayal ürünü şeyler yazsın ki… Niki defteri Yalle’nin elinden almış ve sallamaya başlamıştı,bu sırada içinden iki fotoğraf düştü.İlk fotoğrafta esmer ama yeşil gözlü bir çocuk vardı,çocuğun gözleri açık yeşildi.Fotoğrafın arkasında ”Unutma beni…Ben Cedric.” yazıyordu.Bu çocuk Cedric Mraivena’ya ne kadar çok benziyorlardı,tarih kitaplarında hep adı geçen haine! İkinci fotoğrafta ise açık havada çimlerin üzerine oturmuş bir aile vardı.Niki bunun Roksi ve ailesi olduğunu tahmin etti.Gökyüzü harbiden yeşildi,çimler ise çok yapay gözüküyordu. ”Bak Yalle,işte kanıt!” dedi Niki ve fotoğraftakileri işaret etmeye başladı;
-Bu iki küçük kız Yerush ve Rolie,kardeşleri.Bu bembeyaz kız da Roksi,aradaki ten farkına baksana.Annesi de beyaz tenli,bir tür pikniğe gitmiş olmalılar. Yalle ”Olabilir,okursak anlarız.” dedi ve isteksiz bir şekilde sayfayı çevirdi. ”Bugün fabrikaya giderken yolda Cedric’i gördüm.Ölmemişti ama kollarında morluklar vardı.Ona sarıldım ve ne yaptıklarını sordum,ona baktığımda içimi üzüntü kaplıyordu,durumu o kadar kötüydü ki.Ona pek bir şey yapmadıklarını,dövüp bıraktıklarını söyledi.Ailesi ise saklanıyormuş.Şimdi ne yapacağız dediğimde ise ”Gel benimle.” dedi ve beraber evlerine gittik.Sandıktan bir tüfek çıkardı ve ”Oradaki doktorlardan birini vuracağız böylece dikkat çekmiş oluruz.” dedi.Saçmalamamasını söyledim,hapse girerdik hem de dayak yerdik üstelik ailelerimize ne olacaktı? Cedric kollarını açtı ve benim kollarımı da tuttu,”Onlar para için bize zarar verdiler ya,önce bölgeyi sonra da insanlarını değiştirdiler.Biz aralarından birini götürsek ne olur ki?” İşte bu mantıklıydı günlük.Gece Cedric’le beraber siyah giyinip oradaki nöbetçi doktoru vuracağız,umarım bu işin sonu iyi biter. Roksi,29 Şubat 1991”
Bu kadar yeter,dedi Yalle.Bu tamamiyle iç savaşa doğru gidecek.Son yazılan tarihe baksana dedi Niki ve son sayfayı çevirdi.en son 15 Mart’ta yazılmıştı,iç savaşın başlamasından bir gün sonra.Yalle günlüğü aldı ve yerine geri koydu.Bunu unutmalıyız,bu günlük sonumuzu getirir,tamamen iç savaşın nasıl başladığına bir kanıt.Üstelik tarih kitaplarında anlatılandan çok farklı.Yalle tam mutfağa giderken Niki günlüğü elinden aldı ve çantasına koydu.Pazar gecesi gelmişti,eve gitmesi gerekiyordu.İkisi de günlüğün verdiği heyecandan unutmuşlardı herşeyi.Niki Yalle’nin annesine veda etti,Yalle’ye sarıldı ve eskiden oturdukları apartmandan çıktı,o çıkarken aynı anda bir kadın daha çıktı,topuz yapılmış kızıl saçları ve siyah etek-ceket takımıyla genç bir devlet memuruydu galiba.Kadın çıkarken Newaria Sitesi’nin nerede olduğunu sordu,bu Niki’nin oturduğu yerdi,ben de orada oturuyorum beraber gidelim dedi.Kadın adının Josephina olduğunu söyledi,bu sırada Niki tam otobüs durağına gidiyordu ki kadın onu durdurdu.”Arabamla gidelim istersen,hem sen bana yolu da tarif edersin?” Niki evet,olur dedi,tabii bunda kadının ceketini çıkarmış,saçını açmış ve gömleğinin iki düğmesini de açmış olmasının etkisi büyüktü.İkisi arabaya bindiler,durağın oradan geçerken Niki uykusunun geldiğini hissetti,bir yabancının arabasında uyuyamazdı ancak küçüklüğünden beri bayılırdı arabada uyumaya.İyice mayışmışken Josephina arabayı durdurdu,çantasından bir iğne çıkardı ve Niki onu durdurmaya çalışırken koluna vurdu.Boyu 1.80 olsa da hala bir kadını bile durduramamıştı… Uyandığında normal bir odadaydı,odada grupların posterleri vardı,devasa bir Drag Me To Hell posteri göze çarpıyordu,en azından güzel müzik dinlerken ölürüm diye düşündü.Odadaki aynada yüzüne baktı,her şey normaldi,kolunda bir sızı vardı sadece.Odadan çıktı ve salona girdi,salonda Josephina ve sarışın ancak ona çok benzeyen bir genç kız beraber oturmuş çay içiyorlardı.Şaka mıydı bu yahu? Josephina Niki’yi gördü ve yanındaki koltuğu işaret etti.Hadi canım gel,otur,dedi.Niki,”Neler oluyor burada,beni neden kaçırdınız?” diye sordu sinirli bir şekilde.Josephina ”Sakin ol tatlım,biz sadece sana yardım etmek için buradayız.Çantanda bir saatli bomba taşıyorsun,sen bunun farkında olmasan da tek bir yabancıya gösterdiğin anda aynasızlar farkında olur.” dedi.Niki anlamamıştı,ne demekti şimdi bu? Eski,yırtık bir günlük müydü saatli bomba,tamam içinde yazanlar patlayıcıydı ama kapağına bakan herkes bunun eski bir günlük olduğunu düşünürdü.O sırada Josephina beynini okumuş gibi atladı,”Ama onu kitapçıya götürseydiniz sansasyonel içeriği yüzünden direkt baskıya alınır ve Yalle’yle sen paracıkların keyfini süremeden hapsi boylardınız.Bana öyle bakma tatlım,Yalle’nin evine minik kulaklıklar koymamız suç olabilir ama hepsini seni korumak için yaptık.” Niki daha da sinirleniyordu.
-İyi de beni korusanız ne olur ki,hapis bile yatmazdık tazminat öderdik sadece. -Bu koruma günlüğün başına açabileceği durumlar için değil,her zaman koruduk ve kolladık seni,çünkü çok özel bir çocuktun tıpkı annen gibi.
-Nasıl yani? Annem o kadar da özel bir kadın değil,matematiksel zekası iyi sadece.
Josephina ve sarışın ikizi birbirlerine sonra da Niki’ye baktılar,acıyan gözlerle.Biraz sonra sarışın ikiz elinde birkaç belgeyle döndü.
-Bu fotoğraftaki kadınla annenin gençlik fotoğrafları arasında bulabildiğin farkları söyle bakalım. İlk fotoğraftaki Roksi’ydi,ifadesiz mavi gözler,bembeyaz bir ten.İkinci fotoğrafta ise sarı uzun saçlarıyla çimlerde oturan mavi gözlü ve buğday tenli bir kadın vardı.Yüzlerine baktı,aynı gözler,aynı burun ve çene yapısı,tek değişik olan tenlerdi.Niki birden boğazında bir yumru hissetti,belki de o Roksi’nin çocuğuydu…ama bu imkansızdı.Roksi 14 yaşında yazmaya başladıysa şu an…
-Niki,Roksi günlüğü yazarken 16 yaşındaydı. 1975! Yani Roksi şu an annesiyle yaşıttı! Yumru büyüdü ve büyüdü,Niki bir an nefes alamadığını hissetti.Bu sırada sarışın ikiz Niki’nin önüne bir belge koydu.Belgede Roksi Nyheter’e yaşıtı ölü Anna Mischara’dan deri nakli yapılacağı ve Roksi Nyheter’in bu ameliyattan sonra hayatını Anna Mischara(annesinin adı ve kızlık soyadı buydu) olarak sürdüreceği yazıyordu.Niki inanamıyordu,koltuğuna yapışmış bir şekilde belgeyi okuyordu sadece.Birden ayağa kalktı ve ağlamaya başladı…

