fairytail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fairytail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2011 Pazar

Queerest of the Queer*

*:Başlık buradan geliyor.
Yine Deniz'in evindeyim.Bu sefer sadece ikimiz değiliz.Colin de var,şu en iyi arkadaş hani.Belki de kafam yeterince karışıkken bir daha o eve gitmemeliydim ama çok sıkıldım artık.Annemden ve beş kızkardeşimden,okuldaki salaklardan,bir halt bilmeden yargılayan öğretmenlerden.Olgun bir şekilde değil ama,sıkıldım rutinimden.Colin'le Deniz sürekli konuşuyorlar,eskilerden sözediyorlar ve gülümsüyorlar.Ve ben kıskançlıktan ölüyorum çünkü aralarındaki ilişki aşktan,seksten daha öte bir şey.Birbirlerine aitler,bunu bakışlarından anlamak mümkün.İlkokul öğretmeninin sıra dayaklarını anlatırken bile gözleri parlıyor.Çok sakat bir durum gibi gözükse de,bir fırsat bu.Bakalım hala düşünce okuyabiliyor muyum...
-odaklan,odaklan,odaklan,odaklan...-
''Bizimle dalga geçen herkesi yeniden yerin dibine batırdığımız için çok mutluyum.Anılarımız berbattı aslında,ama onu harika kılan ikimizdik.Sensiz bir ömür düşünemiyorum Col...''
Tamam,yanlış frekans.Ben buradan uzaklaşayım.
''I missed him so much.Missed his big blue eyes and silk-like hair.Smelling his heaven-likeness,touching his fingers again...Look at that loverboy,totally looks like me.I bet he's looking for me in every lover inside.We were only best friends but now,we will be much much more than that.''
Klişeye gel.Şirret arkadaş sevimli küçük erkek arkadaşa karşı.Neyse ki çok kalmayacak,yani Brezilya dizilerindeki karılar gibi davranmaya gerek yok.Karşıdan onları izlemeye devam edeceğim.Nasıl olsa arada Deniz'le bakışıyoruz.
''İçiyor musun?''
''Ne?''
''Sigara dedim,içiyor musun?''
''Ver bir tane.''
Arada sigara da içerim ben.Tescilli liseliyim yani.Sigaradan bir fırt çekiyorum ve daha...farklı hissediyorum.Uykum geliyor ama gözlerim kapanmıyor.Olduğum yerde yayılıyorum.Bir dakika...
''Esrar mı lan bu?''
''Evet,ben normal sigara içer miyim sence?''
''Ne bileyim...''
''Sen de haklısın ya,tanışalı bir hafta oldu,o kadar hızlı gitmişiz ki.Gel şöyle.''
Başım giderek ağırlaşıyor.Neyse ki onun dizlerinde.Bir kedi gibi mırlıyorum ve elimle belini okşuyorum.O da başımı okşuyor,Colin de arada bana bakıyor.Ve konuşmaya devam ediyorlar.Colin annesi ve babasının ayrılışını anlatıyor.Annesiyle en yakın otele gidişlerini.Annesi odada ağlarken onun pencerenin önünde yağmur damlalarına bakışını.Ben de annem ikinci kocasından boşandığında duruşma yapılırken adalet sarayında bir yerlerde yağmur damlalarını izleyişimi anımsıyorum.Ve hepimiz aslında bayağı boktan olan çocukluklarımızı hatırlayarak içiyoruz.
Deniz mutfağa gidiyor,biraz sonra geri dönüyor.Bira kalmamış,gidip alacak.Colin'le yalnızız,ben hala uzanmış duruyorum.Her nefeste biraz daha uyku moduna geçiyorum.Colin başımı okşuyor,sanki bana...yavşıyor?! İyice kadınlaşıyorum abi,otobüste ona bakan herif hakkında ''beni beğendi zaa'' diye düşünen kezbanlar gibi oldum şimdi de.Ama cidden...herif üstümde.Yüzünde aşırı yavşak bir ifade,dilinde Garbage'ın bir şarkısı:
''The queerest of the queer
The strangest of the strange
The coldest of the cool
The lamest of the lame
The numbest of the dumb...''
Tişörtümün içinden kaburgalarımı ve göğsümü okşuyor....Ona karşı koymaya çalışıyorum.Şimdi de Fatmacenk oldum.
''Dude...leave me alone...i don't want it...you're raping me...''
''I hate to see you heeeeree...Oh so you're so in love with Denise,even you can't stand a touch.But my love is bigger than yours,so you should stand.''
Sesi normalden de inceydi,tıslıyordu.Seksi bir tıslama ama.Ona pek de güçlü olmayan bir yumruk atıyorum,ellerimi daha fazla sıkıyor ve birbirine kavuşturuyor,biraz bekliyor ve ben ''leave me alone biiiitch'' diye bağırırken boynumu yalamaya başlıyor,ayaklarımla tekme atmaya çalışıyorum ama nafile.Adam benden daha uzun,daha kaslı ve artık adım Fatmacenk.Anahtarların kapıya girişi duyuluyor,Colin beni yalamaya devam ediyor,tişörtüm neredeyse inik ve bağırmaya devam ediyorum.Deniz kapıdan içeri giriyor ve halimizi görüyor.
Colin gülerek ona doğru bakıyor.''Ooops.Sorry.'' diyor sadece.Ben ise küfürler savuruyorum.Deniz mükemmel gülümsemelerinden birini atıyor ve ''Damn Cole,we agreed about boyfriends.You can't have mine and i can't have yours.But i can understand,he's soo fuckin'sexy.'' diyor.
Colin de ''Yes,he is.'' diye karşılık veriyor ve üstümden kalkıyor.Deniz ''We should talk.'' diyor ve mutfakta biraları buzdolabına koyarken konuşuyoruz.
''Bunu daha önceki erkek arkadaşıma da yaptı.Söz vermişti ama...niye neden yaptığını anlamadım.''
''Manyağın teki herhalde.''
''Hem de önde gideni.LSD bağımlısı,esrar da içiyor.Bir de içki tabii ki.40'larında ölmeyi hayal ediyor.Büyük bir olasılıkla da,gidici zaten.Kendine zarar vermeye bayılıyor,kafası kayık.''
''Vay,sana bakınca insan daha normal birilerini bekliyor.''
Bana daha da yaklaştı ve şöyle dedi,daha doğrusu fısıldadı:
''Benim hakkımda hiç bir şey bilmiyorsun.Muhtemelen gördüğün en tuhaf insanım ben.Bu durulmuş halim.Senin yaşındayken...ben de kırklarımda öleceğimi sanırdım.''
Sigarasından bir nefes çekti.Bana baktı ve gülümsedi.Sonra sarıldık.Saate baktım.
00:31
Hassiktir,yatmam lazım.Yarın okulu asamam.
''Yatağıma git.Colin'le biraz uğraştıktan sonra ben de geleceğim.''
İyi geceler öpücüğü veriyor ve beni yatağa yolluyor.Rüyamda,duşa girdiğimi ve sonra öldüresiye dövülmüş bir halde yanıma geldiğini görüyorum.Sabahın altısında alarm çalıyor.Onun sıcaklığına doyamıyorum,kalkmak istemiyorum.Ama kalkmak zorundayım.Çünkü kusacağım.Esrar çok pis bir şeeeey,kötü bir şeeeey....

10 Ekim 2011 Pazartesi

Zavallı Müneccim Cenk

Tekrar hoşgeldin Cenk,ilaç tedavisi işe yaradı mı? Ne tür rüyalar görüyorsun?
Yine klinikteyim,bu muhtemelen Yıldız Hanım’la son randevumuz.Çünkü Xanax işe yaradı ve artık rüya görebiliyorum,ona da söylediğim gibi bir haftadır hiç kabus görmedim.Güzel,dedi,ayrıca rüyalar dışında hayatında başka bir gelişme varsa söyleyebilirsin.Çekinmene hiç gerek yok.
Ona geçen cumartesiyi anlatabilirdim ancak Nikki’yle bu konuyu uzun uzadıya konuşmuştum ve arkadaşı gittikten sonra Deniz’le de konuşacaktım,yararı yoktu.O yüzden psikoloğuma hayatın gayet güzel gittiğini söyledim ve seansın geri kalanında gündemden konuştuk.
Seans bittiğinde artık bana ilaç yazmayacağını söyledi,elimdeki haplar yetermiş ayrıca Xanax zaten çok etkili bir ilaçmış,hap bağımlısı olmamı istemezmiş.Hapsız da yaparım diye düşündüm,zaten artık uykudan önce gergin olmuyordum.Beni uğurlarken kartını verdi ve eğer sorunum olursa yine gelmemi istedi.
Klinikten çıktığımda saat altıydı,Yıldız Hanım okulumu düşünerek kapanışı benimle yapmıştı.Hemen Heykel’e koşup kızları okuldan mı alsam diye düşündüm ancak yetişemezdim,kızlar otobüs gelene kadar çoktan çıkmış olurlardı.Hem artık hava da kararmıyordu,anahtarı almışlardı kendileri giderlerdi 5 dakikalık yolu.Ben de bu ılık akşamın tadını çıkarayım dedim,Altıparmak çevresinde biraz dolandım.
Bangır bangır T.a.t.u çalan butikteki travesti kadını,maça giden formalı herifleri,iki küçük çocuğuyla uğraşan taş çatlasa 25 yaşındaki kadını,3 türbanlı kadın,iki çocuk ve bir korkutucu erkekten oluşan Arap turist kafilesini,dopdolu kaldırımda mesaj atmaya çalışan kısacık etekli lise üniformalı taş kızı ve arkasındaki saçı yerçekimine meydan okuyan abazan liseli çocuğu izledim.
Kendi dertlerimi bırakıp onlara odaklandım.
”Dore renkliyi mi alsam lameyi mi,üff doreyi alayım…”
”Bursa feneri skecek olm.”
”Elime bir silah geçse önce şu iki canavarı,sonra kendimi öldüreceğim.”
”Kittat nurimi el fetani nuri qasima.”
”Okan’ın vermiycem dediğimde üstüme çullanmasını asla unutmıcam eğer beni sorarsa siz de konuşmayın onunla tamam mı?”
”O göte bülbül öte,donu da kırmızı oyhşş…”

”Sürprize bak! Cenk,gel bak sana kimi tanıştıracağım…”
Bunun da halkın düşüncelerinden biri olduğunu zannettim ama arkama döndüğümde Deniz Valo ve dostuyla karşılaştım.Düşünce okuma yeteneğimi keşfettiğim için olacak dostunun dün rüyamda gördüğüm kumral rastalı çocuğun biraz daha uzamış ve kaslanmış hali olmasına şaşırmadım.Evet,müneccimim beyler.
Deniz biraz sevindikten sonra yine cool halini aldı,rastalının adının Colin olduğunu söyledi,çocukluk arkadaşlarıymışlar,lise başlayınca Colin Amerika’ya o da Bursa’ya gitmiş ama bir şekilde hep görüşmüşler ve şimdi o Amerika’dan dönmüş,İstanbul’a gitmeden önce Deniz’i görmeyi de ihmal etmemiş.
”Biz de eve gidiyorduk işte,gitmeden önce Colin’e biraz şehri gezdireyim dedim.İstersen sen de bize gel,okulun sorun yaratmazsa tabii.”
Niye yaratsın ki,dedim ve direkt annemi aradım.Üniformamı ve okul çantamı aldıktan sonra seve seve Nikki’lerde kalabileceğimi söyledi,ben Nikki’nin evine gitmeyecektim,o da küçük bir ayrıntı canım.

Bütün Bu Olanlar

Eve tam zamanında gelmiştim.Salak gibi randevuya gideceğimi herkese belli ettiğim için gözler üstümdeydi.Annem ben kapıdan yeni adımımı atmışken randevumun nasıl gittiğini sordu.
Ayakkabılarımı çıkarırken Çisem bana ”kıza” hediye etmem için bir bilezik yaptığını söyledi.
Odama giderken Zeynep bana ”kızın” tipini sordu.
Olayla alakası olmayan evimizin neşeleri Damla ve Ecrin ikilisi ise çizgi filmler sayesinde hipnozdalardı,zaten aramızda pek sıcak bir ilişki olduğu söylenemezdi,Caillou’yu kapatıp doğru düzgün bir çizgi film açtığım için benden nefret ettiklerini düşünüyordum.
Giysilerimi çıkarırken,giysilerin üstünde farklı bir koku olduğunu farkettim.Deniz’in kokusu hemen de giysilerime sinmişti,o anları hatırladım ama hiç utanmadım.Sanki bu anı ve şu anı aynı günde yaşamıyor gibiydim,sevişmemiz bir rüyaydı.Salona gitmedim,ailemin rüya randevum hakkındaki sorularını duymak istemiyordum,son günlerde yaşadıklarımı hazmetmeye çalışıyordum.

23 Mayıs Pazartesi,onu ilk rüyamda gördüm.
27 Mayıs Cuma,onu otobüste gördüm ve evine kadar takip ettim.Gayet tuhaf olmasına rağmen bana bir şey demedi,aksine sevindi.Daha sonra ertesi gün evine gelmemi istedi.
28 Mayıs Cumartesi,evinde sarhoş olduk ve seviştik.

Ve tarih hala aynı.Aynı günün akşamındayız,hatta gecesinde bile diyebilirim.İnternete girdim,Nikki’yle bu konuda biraz konuştuk.Olay acayip tuhaftı,sırf ben onu takip ettim diye bana böyle bir hediye mi vermişti,yoksa sadece sarhoşluktan mı kaynaklanıyordu bu? Nikki ikinci seçeneğe ağırlık vermemi söyledi,alkol insanların ”şunu yapmayacağım” dediği şeyleri yapmasını sağlar ve sen de hoş bir çocuksun diyerek.Evet,kavruk tenimle,sivilcelerimle ve iki küçük kahverengi gözümle gayet hoşum,tüysiklet vücudumu da unutmayalım.Çok hoşum canım.
Biraz daha takıldıktan sonra canım sıkıldı ve ilaçlarımı da alıp yattım.Rüyamda beline kadar kumral rastaları,kocaman yeşil gözleri ve çilleri olan bir oğlan gördüm.Oğlan bir giysi fabrikasında çalışıyordu ve işi benekli elbiselerdeki beneklerin çift sayı olduğundan emin olmaktı.Üstünde siyah renkte bir üniforma vardı,çok uzun boylu değildi ama zayıftı,benden bir-iki yaş küçüktü.Uyandığımda bu rüyaya bir anlam veremedim.
Sabah ritüellerinden sonra internete girdiğimde Deniz’in şunları yazdığını gördüm;
Dünkü yaşadıklarımızı hala unutmadım,bu son karşılaşmamız olmayacak.Ama Amerika’dan arkadaşım geldiği için üç-dört gün görüşemeyeceğiz.Seni seviyorum

1 Ekim 2011 Cumartesi

Ve Olaylar Gelişir

Evden çıktığımda Zeynep iştahlı bir şekilde fangirl hikayesini yazıyor Çisem de sabırla bunun bitmesini bekliyordu,annem ise çoktan çıkmıştı.Dünkü sevincimi ”iyi bir kızla takılmam” olarak değerlendirmiş ve bana kızlar hakkında birkaç tavsiye vermişti.Pembe yalanları severler,pek cinselliğe bulaşmazlar,ilk buluşmada ucuz bir çift küpe çok iyi olurmuş,yemeği ben ısmarlamalıymışım…sorun şu ki bunların hiç birine ihtiyacım yoktu.Gideceğim adres 20 yaşında bir erkeğin eviydi,gerçi ne kadar ”erkek huyları” öğrensem ve bilsem de onun bunlara ihtiyacı olmayacaktır diye düşündüm çünkü o farklı bir insandı.Facebook adresinden gördüğüm kadarıyla reklamcılık okuyordu ve bayağı yaratıcılık gerektiren şeyler çiziyordu,yaratıcı insanlar da pek ”normal” olmazlar.Evine ilk defa geldiğim için bir hediye almam gerektiğini düşündüm sonra bunun çok saçma olacağının farkına vardım, yeni tanışmıştık ve benim sevdiğim hediye ona çok saçma sapan gelebilirdi,sonunda ne kadar birbirimize ısınsak da zevklerimiz tamamen farklı olabilirdi.Yine de boş gitmemek için iki dondurma aldım.
Apartman kapısına geldim,”Erguvan” yazan zili çaldım ve beş katı soluk soluğa tırmandım.Lacivert bir kot ve siyah sade bir tişört giymişti,bu sadelikte bile çok seksi görünyordu,ben ise siyah dar kotumla ve mor tişörtümle özenti bir emo çocuk gibi görünüyordum.Ama emo değilim.Sadece öyle giyiniyorum.Her neyse,kapıdan içeri girdiğimde muhteşem bir manzarayla karşılaştım.Eski ama harika bir teras katıydı burası,insanlara bir huzur ve rahatlık veriyordu.Dondurmalar için teşekkür edip onları buzdolabınaa attıkktan sonra ”Hoş geldin,işte burası da benim evim.Annemlerle onlar Ankara’ya geri dönmeden önce burada yaşıyorduk,ben üniversite için burada kalınca ev de benim oldu.” dedi,ben de ”Ne şanslısın,çok güzel bir ev.” dedim.Tam pencerelere bakan kanepeye kurulduğumuzda ise ne kadar kalacağımı sordu, ben de ”Gece ona kadar iznim var.” dedim.”Harika” dedi,”gün batışını beraber izleyebiliriz.Her yer bir anda kızıl oluyor,mutlaka görmen lazım.” O anda o kadar mutluydum ki,benim için planlar bile kurmuştu!
-Eee,müzik açayım mı bilgisayardan?
-Hm,biraz rock iyi giderdi ama yine de sen bilirsin.
Odadan laptopu getirdi ve bir Media Player listesi açtı.O anda Mor Ve Ötesi çalmaya başladı,bu çocuk beynimi okuyordu.Tam bu güzel öğleden sonraya göreydi.Müziğin ve onun dediklerinin de etkisiyle burada geçireceğimiz güzel bir yazı hayal etmeye başladım.O bu sırada mutfaktaydı,bana bira kendisine de şarap getirdi.
-Bir ara şarabı da denemelisin,bira gibi hafif değildir ama böyle anlarda çok iyi gider.
-Denedim ama beğenmedim,çok acı-tatlı bir tadı var ve seni nasıl çarptığını anlamıyorsun.
Geçen yaz Alanya’ya gittiğiimizde annem kızlarla ve anneannemle gezerken otelin barında gizlice Rus ”arkadaşım” Olga’yla şarap içmiştik.O gayet dayanıklıydı ama ben ikinci kadehten sonrasını hatırlamıyorum,uyandığımda neyse ki bizim odamızdaydım ama boynumda ve kasıklarımda ısırık izleri vardı.
-Kontrollü olursan seni çarpmaz.Bu arada Alanya’ya hangi ayda gittin? Ben de geçen yaz oradaydım da
-Haziran’da gittik,sen hangi ayda oradaydın? Bu arada farkında mısın bilmem ama gittikçe yakınlaşmaya başladık birbirimize
-Haha gün geçtikçe senin tanıştığımız günde söylediklerine inanıyorum.Ben de Temmuz başlangıcında gitmiştim,yani seni günlerle kaçırdım.
-Şimdi buldun ya,önemli değil.
Bunu dedikten sonra o masmavi gözlerini bana dikti,adının neden Deniz olduğu belliydi,gözleri denizin rengi gibiydi,azıcık yeşile çalan bir mavi.Elimi tuttu ve bana yaklaştı,bir anda beni ateş bastı,korktum.Dondurma isteyip istemediğini sordum.Ofladı,pufladı ve mutfağa yöneldi.O sırada son günlerde olanları düşündüm.Önce rüyamda görmüştüm,dün evinin kapısında görmüştüm,bugün de yatak odasında görecektim.Bu kadar hızın sonu iyi değildi,biraz yavaşlamak lazımdı,ancak görünüşe bakılırsa bu yavaşlama anca 1-2 saat sonrasıydı.
-Al bakalım dondurmanı.Bu arada bu frambuazlı dondurmalara bayılıyorum.aldığın için çok sağol.
-Bir şey değil,bu evine ilk gelişim olduğu için biblo tarzı bir şey almalıydım ama sonra vazgeçtim,malum yeni tanıştık.
-Temkinli davranıyorsun ne güzel.Ben olsam senin saçma sapan bulabileceğin bir şeyle evine damlayabilirdim.
-Haha,gerçi benim için farketmez,evde zaten 4 tane kadın var, yani aldığın şey ne kadar kokoş olursa olsun göze çarpmaz.
-Dört kadın mı? Nasıl yani?
-Annem,ikiz küçük kız kardeşlerim ve biri sekiz diğeri on yaşında iki kız kardeşim daha.
-Oha,annen seni çok genç doğurmuş olmalı.
-Evet,ama benden önce abim vardı.Ama o yurtdışına gitti yani ben kızlarla kalakaldım.
-Ne kötü.Ben tek çocuğum,hiç bir zaman bir kardeş ya da bir abi istemedim o yüzden senin çektiğin dertleri anlamasam da hissediyorum.
-Sonuna kadar haklısın istememekte,yalnız çocuk olmak çok iyi bir his.Çocukluğumda annem adliyeden işe koştuğu için bunu biraz yaşadım diyebilirim.
-Boşanma mı oldu? Altı çocuktan sonra doğaldır tabii…
-Bu altı çocuğun ilk ikisini doğurtan adam gitmişti zaten,boşanma geri kalan dördünü yapanlaydI.
-Çok kötü olmuştur ya,annen erkeklere güvenmiyordur ve bu…az da olsa…seni de etkiler.
Yine elimi tuttu.Tamam dondurmayı yalamam ve bu sırada ”dramatik” bir şeyler anlatmam onu etkilemiş olabilirdi,bunu anlayışla karşılayıp konuşmaya devam edebilirdim ama o da karşımda yalanıyordu ve bana çok sevimli bir yüz ifadesiyle bakıyordu.Yavaşlamamız bu kadar olmuştu işte.Ona sarıldım ve ”Abime ve amcama güvenmedim ama sana güveniyorum, sen farklısın ve çekicisin.”
Onun yaptığını yaptım,dondurmamı yandaki tepsiye koydum ve dudaklarına yapıştım.Frambuazın da etkisiyle dudakları çok lezzetli geldi,bu arada dondurmaları aldığıma sevinmiştim eğer yemeseydik şarap o çilek dudakları bile kirletebilirdi.Bu sırada elimi onun beline doladım ve o tişörtünü çıkarttı,boynumdan başlayarak dudaklarını vücudumda gezdirdi.Her adımda daha iyiye gidiyordu,o sırada bakışlarımı yana kaydırdım ve güneşin battığını gördüm.Her yer kızıldı,gerçekten de harika bir manzaraydı.Ama manzaraya çok dikkat edemedim,Deniz iyice aşağılara inmişti ve tutku beni esir alıyordu.O devam ederken saçlarını okşasam da aklım gayet yerindeydi,yatakta devam etmesini söyledim,ama aynı zamanda ben de onu delirtmek istiyordum,bu oyun kirli olduğu kadar güzeldi de.
Beni sürükledi ve yatağa attı,tamamen çıplaktım ama hiç utanmamıştım,ben de delirmiştim ve tek istediğim şey içime girmesiydi.Ama önce ben de onu tatmalıydım.
Ve onu taklit etmeye başladım,kasık kemiklerini yaladım,Ville’ninki gibi belirgindi kemikleri ve hatları biraz kadınsıydı,fakat makyaj yapsa bile gayet erkeksi durabilirdi.Aşağıdaki işimi bitirince nefes nefese ”Çok güzeldi” dedi,”Şimdi ikimizin de aynı anda çok güzeldi diyeceği bir şey yapacağım.” Beni kucağına aldı,içime girdi ve boynumu yalarken bir yandan da feci acıttı.Acıdan inlemeye başladım,bu onu daha kötü yapmış olacak ki beni yan yatırdı ve öyle devam etti.Artık her şey çok sertti,tatlı olan tek şey onun inlemeleriydi,bunları durdurmak istemiyordum ama kendinden geçişini görmeliydim.
-Yüzünü görebileceğim bir pozisyon var mı?
-Huh…bir..dene..rim..ama..ol..huh..olur mu bilemem.
-Lütfen dene.
Bunu söyledikten sonra tekrar dudaklarına yapıştım,o da tekrar içime girmişti.Deneme başarılı olmuştu,onun kendinden geçmiş ifadesini,kıpkırmızı yanaklarını izledim.Ve gözleri daha da açık bir maviye döndü,sanki onun içindeki şeytanı uyandırmıştım.İyice sert oldu ve yatağın demir parmaklıklarından oluşan başlığına tutunmaya başladı,ikimiz de delice inliyorduk ve iki dakika sonra bu acı tatlı senfoni sona erdi.Ben yine üste çıktım ve ona sarıldım,beni göğsüne bastırdı.
-Bu..huh..bu da neydi böyle.
Yana döndü,bana iyice yaklaştı ve kulağıma fısıldadı;
-Bu çok çabuk çarpan bir şaraptı.

Klişe Aşığın Günlük Hayatı

İki benzer yüz bana kızgın kızgın bakarken ben hala havalarda uçuyordum.Hiç sıkıntı çekmeden bir ilişkiye başlamıştım,üstelik bu insan aynı zamanda onca kabustan sonra gördüğüm ilk rüyanın baş aktörüydü.Bütün bir cumartesiyi onunla geçirmeyi hayal ederken küçük kadın Zeynep’in sızlanışları beni uyandırdı,bir de kafamdan aşağı buz gibi suyu geçirdi.
-Yarım saattir burdayız abi,nerelerdeydin sen! Kesin o lisedeki koca saçlı kızlarlaydın di mi,seni çapkın.Siz erkekler hep aynısınız.
-Susarsan odama…ehm odamıza istediğin kadar castin biber posteri asabilirsin.
-Bu seferlik susuyorum ama bir gün çok pis patlıycam bilesin.
-Evet biraz bekledik ama bu sürede hiç te sıkılmadık,sen telefonumuzdan sürekli feyse girip durdun Zeynep,ben de kitabımı okudum.
Her koca ailede olgun bir insan vardır,bizim ailemizin olgunu da Çisem’di.Hep doğru olanın yanında yer alır,okulda örnek öğrencidir ve sınıf başkanıdır(o 40 küsür çocuğu susturduğuna şahit olduğum günü hiç unutmayacağım),annemin sağ koludur ve Zeynep’i susturan süper kahramandır.
-Çisem haklı,eminim oyalanmışsınızdır.
Bütün bunlar olurken kapıyı çoktan açmıştım,kızlar ”odamıza” girip üniformalarını çıkarmaya başlamışlardı ben de Dream Tv müziği eşliğinde bugün olanları düşünüyordum.Üniformamın ve uzamaya çalışan ancak müdür yardımcılarının sürekli çekiştirmesi yüzünden uzayamayan saçımın getirdiği bütün gudikliğe rağmen çekici bulunuyordum,sonuçta Ville Valo’nun sesine ve o Nordik karizmaya sahip olan bir adam her takip edenle,hele ev kapısının önünde bu kadar güzel konuşmazdı.O sırada dış dünyada ise annem eve gelmiş,poşetleri yere bırakmış ve ona sarılan iki güzel kızına gününün nasıl geçtiğini anlatıyordu.Bedenen televizyona kitlenmiş beni görünce ise güzel bir sitem çaktı,ben de sarılması için koltuktan ellerimi sarkıttım ve iki dakika boyunca anne sevgisine maruz kaldım,sonradan sofrayı hazırlamak için mutfağa yollandım.Annem yemek yapar biz de sofrayı hazırlarız,bayramlarda ve seyranlarda ise o geç geldiği için yemekleri ben yaparım..
Yemeği yedikten sonra kızlar ve annem hazır diğer iki kız yokken sevimli anne-kız anlarını yaşarken oda bana kalmıştı.
Direkt bilgisayara koştum tabii ki,arada sırada baktığım Stardoll ve VampireFreaks’teki arkadaşlarla gülmece yaparken aynı zamanda da boş derslerde defterime karaladığım resimleri sergiliyordum Deviantart’ta.En son karalamam olan ”Rainbowl”u koydum,salı günü çizdiğim simsiyah giyinen ama saçının bir tarafı mor,bir tarafı pembe,öbür tarafı sarı rastalarla dolu olan,yemyeşil gözlerinin üstüne lacivert far çekip mor ruj süren ve parmaklarında her renkten oje olan o koca gözlü erkek-kadını.Sınıfımızdan pek iyi eleştiriler alamasa da ben çıkardığım işten memnundum.Direkt bildirim geldi tabii ki,benim en iyi arkadaşlarımdan biri olan ve ayrıca ilk hayranım olan Nikki’den.”Mükemmel bir resim,güzel sanatlar liseleri seni almadıkları için ağlasın.” Bir de msn penceresi açıldı tabii; ”Tanrı seni allahsal saçlardan korusun zortik zatanik kızlardan saklasın Süleyman Çelebi’nin kutsal kaktüsü.” Neyse ki hiç bir zaman o allahsal saçların oyununa gelip de Melis Bieber’lerle çıkmayacaktım,Nikki bu konuda rahat olabilirdi.Ona aynı geyiklikte bir ileti yolladım,sonuçta o da bir düz lisede harcanıyordu ve beni çok iyi anlıyordu bu yüzden istediğimiz kadar saçmalayabilirdik.Geyiğin dibine vurduktan sonra bana Çarşamba’da gezerken görüp vurulduğu travestiyi anlattı.
-Öğlen giderken gördüm kuaför camından,gözleri aynı senin Rainbowl gibi,kocaman ama masmavi onunkiler.İçinde kaybolursun.Ve teni de bembeyaz,makyajsız bile harika rgörünüyodu.Akşam yine gittim bu yüzden oraya,sokakları dolaşıp durdum sonunda caddenin önünde buldum.Müşterilerinin önünü kesmek istemedim ama yaklaşmam da lazımdı,yanına yaklaşıp çok güzel olduğunu söyledim ve anında kaçtım.Darmstadt’a kadar koşmuşum abi canım çıktı,kaldırıma yığılcaktım neredeyse bi yere çömeldim,esnaf emmilerin bakışlarını görmen lazımdı ehu :D
-Sen de pek tezcanlı olmuşun Nikki’cim,erkek olsan çok güzel bitebilirdi bu hikaye ama cinsiyetin orada her şeyi bitirmiş.Koşmakta haklısın,ne önümü kapatıyon lan diye dövebilirdi de bütün güzelliğine rağmen.
-O kızı kim görse ismail yeğka moduna girer sayın Strify,tekrarlıyorum sokakta görüp baktığım bütün kızları toplasam onun güzelliğine ulaşamazlar.Pek bir kızgınlık görmedim suratında ama,daha çok şaşkınlık vardı.
Ben de bunun üstüne bugün geçenleri anlattım ona.İlk önce gay olduğumu yeni söylediğim için kızdı ama sonra sevgi boşluğumu doldurup beni şımartacak birini bulmaya çalıştığım için tebrik etti ve ekledi ”Pazar günü bana gel,sevişmenizin bütün ayrıntılarını dinlemeden seni bırakmayacağım.”
”siktir git be.” yazdım ve offline oldum.Bu güzel konuşmadan sonra onun bloguna bakmazsam ayıp olurdu,benim olayım resimse onunki de yazıydı.Bu uzun sıska ve dobra kızı ilk bu yönüyle tanımıştım zaten,nette dolanırken Stardoll’daki bebeği dikkatimi çekmiş ve verdiği diğer hesap adreslerinden Tumblr’dakine bakmıştım.Güzel yazıları vardı,”bu ablayla tanışmalıyım” deyip Stardoll’dan selam atmış,karşılığında gerçekten yaşıt olduğumuzu ve bu şehirde tek yaşına göre olgun olanın ben olmadığımı öğrenmiştim.O haftanın cumartesisi ilk kez buluşmuş ve sonrasında neredeyse imkanımızın olduğu her zaman bir şekilde irtibat kurar olmuştuk.Bir gün beni dostu Will ve onun komik-tuhaf arkadaşlarıyla tanıştırmıştı,hayatımın en güzel günlerinden biriydi.
Yapacak bir şey kalmayınca cesaretimi topladım ve Facebook’a ”Deniz Erguvan” yazdım.Soyadını kapının üstündeki koca levhadan öğrenmiştim,adını da biliyordum zaten.Umarım ismimin Doda ‘Strify’ Bublanski olmasına rağmen beni hatırlar ve eklerdi.Mutfağa gidip bir su aldım,döndüğümde Facebook sayfasına hayran hayran bakan küçük fareyle karşılaştım.
-Uzaklaş Zeynep,bu saatten sonra annem istesen de nete girmene izin vermez zaten.
-Yaa ama jastin biibır hikayemi yazmam lazım!
-Üstüne kusmadan lütfen git.
-Öf yaaaaa…
O sırada hayatımın bildirimi geldi,Deniz kabul etmişti.Chat’te açık olduğunu gördüm ve hemen ”Selam Cenk ben,hani seni takip eden sapık.” yazdım.Biraz fazla samimiydi ama enter tuşuna bastıktan sonra geri alamıyorsun.Neyse ki o da samimiyeti seviyordu ki cevap aynen şöyle oldu:
-Selam canım hoş geldin,yarın buluşuyoruz değil mi? Bugünkü buluşmamız çok kısaydı ve ben seni tanımak istiyorum çünkü bu başıma ilk defa geliyor ve ben de kaderin bir oyunu olduğunu düşünüyorum :)
Bu mesaj üzerine ”havalara uçan platonik kız mode on” halime döndüm yine,hemen ”tabii ki buluşuyoruz canım,saat 2 uygun mudur?” yazdım,cevap olarak da bir cep telefonu numarası ve ”bugünkü eve gel,mucx” yazısı geldi.”İnanamıyorum yaaaa” diye bağırıp zıplarken Çisem ve annemin beni izliyor olmasını da,onun o sırada offline olduğunu da unutmuştum.

Karşılığımı Aldım

Şok olmuştum.O ilk rüyamda gördüğüm çocuğun aynısıydı.Saçları boynuna kadardı ancak rengi daha koyu bir sarıydı.Onun dışında kocaman mavi gözleri,pespembe dudakları,beyaz teni tamamen aynıydı.Belki biraz rahatsız edici olacaktı ama yanına oturdum ve benimle aynı durakta inmesini umdum.Eğer inerse onu takip edecek ve ona onu beğendiğimi…yo yo bu çok kötü olurdu,beni dövebilirdi ya da küfür edip dalga geçebilirdi.İlk toz pembe rüyamın baş aktörü tarafından hor görülmek beni çok üzerdi.Ama diğer yandan da onun göz göre göre gittiğini görmek içimi acıtacaktı.İçimden ”iki ucu boklu değnek bu iş” diye düşünürken birden telefonum çaldı.Arayan annemdi,saatin akşamüstüne yaklaştığını hatırlattı ve hala kuaförde olduğunu bu yüzden Zeynep ile Çisem’i karşılamak için geç kalmamam gerektiğini söyledi ayrıca Damla ve Ecrin’in anneannemde kalacağı müjdesini verdi.Ben de zaten eve yaklaştığımı söyledim,doğru söylüyordum da.Tam hayal ettiğim gibi kalkmak için izin istedi,ben de koltuktan kalktım ve otobüsün orta kapısına yaklaştım,tıpkı onun yaptığı gibi.Bir kez daha şehrin kalbinde yaşadığıma şükrettim,üç dakika sonra ikimiz de meydanda yürürken bir şey farkettim,o benden beş-altı santim daha uzundu.Onu takip ederken bir yandan da birbirimize ne kadar yakışacağımızı düşünüyordum,bir de erkeklerin içinde östrojen yoktur derler,peh.Yandaki bakkala girdiği sırada durdum ve sesine dikkat etmek istedim.İkinci şokumu yaşadım.Sesi aynıydı.Sanki bir melek sigara isti…kafamı duvara vursam düzelir miyim acaba?
Blondie bakkaldan çıktıktan sonra saatime bir göz attım,kızlar daha okuldan çıkmamış olmalıydı.Takibe devam ettim,etmez olaydım.Yolda iki liseli kızla karşılaşmıştı ve kızlar aşırı güzellerdi.İkisi de esmerdi ama biri beyaz tenliydi,onların hal hatır sormalarını dinlerken vitrinlere bakıyormuş gibi yaptım.Kızların sesi çok tiz geldi bana,neredeyse vızıldıyorlardı.Ama Blondie’nin sesi beni sarhoş ediyordu.Tıpkı Ville Valo gibi,ince ama boğuk…Bir de sigara içişini görsem oracıkta düşer bayılırdım herhalde.Neyse ki liseli kızların işkencesi beklediğimden daha kısa sürdü,arka sokaklardan birine saptık.Biraz daha yürüdükten sonra evine geldiğimizi farkettim.Anahtarla apartmanın kapısını açtı,ben de kapanmasını beklemeden arkasından devam ettim.Ona söyleyeceğim her şeyi kafamda kurgulamıştım,dayak yemek ya da hor görülmek artık umurumda değildi.İlk başta bana çok saçma gelse de cidden bir müneccimlik anı yaşadığıma inanıyordum.Beş katı çıkmıştık,biraz nefessiz kalmıştım ama yine de saçma inancım beni ayakta tutuyordu.Anahtarını yeniden çıkardı,işte bu benim anımdı.
”Eee,şey..merhaba” dedim o ince ergen sesiyle.Garip bir bakış attı ve ”Size de merhaba.” dedi.
-Ehm…biliyorum çok saçma ama ben sizi bir hafta önce rüyamda gördüm.Sonra da otobüste karşılaştık.Ben…ben bunların tesadüfi olduğunu düşünmüyorum.Lütfen bana vurmayın.
Garip bakışı bir gülümsemeye dönüştü.Kibar olduğu gibi güzel de gülümsüyordu.Liseli kızlara hak veriyordum,kaçırılmayacak bir herifti bu.
-Neden vurayım ki? Bu bir suç değil.Hikayeniz çok garip ama sizinle tanışmak güzeldi.Sen diye hitap etsem sorun olur mu?
Her şey planladığım gibi gidiyordu.Bu gün en güzel günler içinde ilk beşe girebilirdi.
-Hiç sorun olmaz,bu arada Cenk ben.
-Ben de Deniz.Tanıştığıma memnun oldum.Buralarda mı oturuyorsun?
-Evet,biraz ilerideyim,Atatürk İlköğretim’in tam karşısı.Bu yüzden seni takip ettim.
-Haha sevdim seni.
Bu arada saatime baktım.Hassiktir.Kızlar kapıda kalmıştı.Deniz’e hemen gitmem gerektiğini,kardeşlerimin okuldan çıktığını söyledim,o ise bunun hemen ardından harika bir veda cümlesi söyledi:
”Bir gün yine beni takip et.”

Rahatlatıcı Bir Konuşma

”Çocukluğum hakkında hatırladığım şeyler sürekli yeşil bir tişört giydiğim,kırlara yapılan piknikler ve çimlerde yuvarlanmalar,annemin kocaman karnı,abimin kız arkadaşlarını tavlamak için beni kullanması,boyum uzamadığı için Osman’ın annesinin bana sürekli sütlü bir şeyler yedirmesi.”

-Bu kadar mı?
-Evet.Dediğim gibi çok şey hatırlamıyorum.
Saat sabahın dokuzu.Okulu astım ve ikinci randevum için kliniğe gittim.Eğer hep okulu asacaksam burada sekreter bile olabilirim.Yıldız hanım ”satırlarımı” okurken Osman ismi dikkatini çekti.Osman’ın kim olduğunu sordu.
”Annemin ikinci kocası,” dedim.”Ben ve abim başka babadanız.”
”Tahmin etmiştim.” dedi.”Bana biraz ondan sözet.”
Zavallı kıza tecavüz eden üvey baba.Artık psikologların refleksi olmuş olmalı…
-İyi bir baba,hayırlı bir evlat.Ancak berbat bir koca.10 yıllık evlilikte Çisem’le başladı,Zeynep ile olgunlaştı,Damla ve Ecrin ile evi terketti.
-Bir dakika,sen şimdi bu kızların en büyüğünün 10 yaşında olduğunu mu söylüyorsun?
-Evet.Zeynep 8 yaşında,Damla ve Ecrin ikilisi ise henüz 2 yaşında.
Yıldız dona kaldı.Gerçi bunu kime anlatsan dona kalır da…
-Annen gibi bir kadının böyle bir ilişkiye izin vereceğini sanmazdım.
-Eğer doğum kontrolünü bilseydi o da izin vermezdi.
-Biraz da abinden ve babandan sözet.Babanla annen neden boşandı?
-Abim 22 yaşında,Hollanda’da.O da eve para getirir.Babam 49 yaşında,galiba annem için fazla salak olduğu için boşandılar.
-Hahaha annene söylerim bunu.Bu arada,gecelerin nasıl geçiyor?
Gülümsemesi hoşuma gitmişti.Gülünce yüzü iyice kasılıyor,gözleri çekik ve küçük,yüzü de yuvarlak olduğu için sevimli bir çocuğa benziyordu.
-Deliksiz uyuyorum.Bunda ilacın payı çok büyük.Galiba paranoyalarım beni gece ele geç…
-Doktor olarak tanımı ben yapmalıyım,değil mi?
-Özür dilerim Yıldız Hanım.
-Her neyse,eğer kuvvetli bir sakinleştiriciyle kabuslarını yok edebiliyorsak senin de dediğin gibi paranoyaların geceleri sana kabus olarak geri dönüyor olmalı güzelim.
”Senin de dediğin gibi” kısmını biraz sinirli söylemişti.Haklıydı aslında sonunda eğer kendi içimde bunları halledeceksem buraya gelmemeliydim.Bu randevuda konumuz ”hastanın günlük hayatı”ydı herhalde,okulu sordu.
-Bu sorudan ben de pek hazzetmem ama,okul nasıl gidiyor?
-İyi gibi.Düz lisede dil sınıfındayım,sayısallardan nefret ederim,anlamam ama sadece matematik olduğu için bu sene o kadar da kötü sayılmam.
-Güzel,arkadaşların var mı peki,ya da bir sevgilin?
-Hayır.Yalnızım ve bundan memnunum.Belki kız olsam çok hassas yapardı bu beni ama cinsiyetim ilk defa işe yaradı.
-İlk defa derken?
Galiba ağzımdan bir şey kaçırdım.Beni annemin gözünde iki paralık edecek bir şey.Babamın beni dövmesini sağlayacak bir şey.Kardeşlerimin benden uzaklaşmasını sağlayacak bir şey.
-Korkma tatlım,bu sır kesinlikle aramızda kalacak.Eşcinsel misin?
-Galiba…bilmiyorum…evet.
Ellerini tuttu ve bana bu sırrı hayatının sonuna dek saklayacağını söyledi.Bu söz bana ne kadar yapmacık gelse de en azından anneme söylemeyeceğini düşündüm.

Bu konuşma beni içten içte rahatlatmıştı açıkçası.Gördüğüm bir kabusu hatırladım,abim bana tecavüz ediyordu…ama artık bunlar geride kalmıştı.Ben kuvvetli sakinleştiricilerin ve Yıldız ”ablamın” büyük etkisiyle uykusuz çocuktan rahat yetişkine evriliyordum.Eve gitmek için otobüse bindim,kartımı bastım ve arkaya doğru ilerledim.Pencere kenarı boş koltuk var mı diye bakınırken en arkadaki çocuk dikkatimi çekti.Bu,olamazdı…yoksa ben müneccim filan mıydım?

İlk Tanışmamız

Hikaye serilerinden tiksindiğimi söylemiştim en son ama yine başladım işte.Bu sefer daha erotik bişiler yazıyorum ergenliğin de etkisiyle,ama sakın benimle ilgili bir şey düşünmeyin.Karşınızda Fairytail…

Uykudan nefret ederim.İnsanlar uykudan çok zevk aldıklarını söyler ancak ben cesur bir insan olmama rağmen bu zevki tadamadım.Gördüğüm kabuslar başka kabusları da getirdi ve ben geceleri de yaşamaya başladım.Gecenin üçünde kalkmak olağan oldu bir süre sonra,ama kabuslar asla olağanlaşmadı,her zaman korkuttular beni.Ta ki o güne dek…
Mutlu Yüzler Kliniği.Ne kadar aldatıcı bir isim,değil mi? İsme güvenseniz de güvenmeseniz de,bir gün herkes gibi siz de buraya sürükleniyorsunuz,sizi acılar içinde doğuran insanın doğurduğuna değsin diye.Daha yumuşak bir deyişle,anne koruması.Kliniğe girdiğimde gözlerim kamaştı,bu kadar beyazı bir arada görmemiştim.Pencereyi de.Ve bitkiyi de.Kör olmuş bir şekilde sürüklendikten sonra(yine,haha)doktorun odasına girdim.Odanın içinde bir oda daha vardı,sanırım doktor içindeki odadaydı annemin konuştuğu dip boyası gelmiş ”sarışın” kadın ise sekreterdi.Kısa bir fiyat anlaşmasından sonra ”Yıldız Hanım sizi bekliyor.” mesajıyla odanın içindeki odanın yolunu tuttum.Açık kahverengi saçları,yuvarlak yüzündeki sevimli küçük gözleri ve aynı küçüklükteki ağzı onun Asyalı olduğunu düşündürüyordu,neredeyse 1.65 olan boyu da cabası.Böyle dalga geçtiğime bakmayın,benimle tanışmak için ayağa kalktığında çok utandım,aramızda 20 santim filan vardı ve bana bakmak için başını yukarı kaldırıyordu.Rahatsız edici tanışmamızdan sonra neden burada olduğumu sordu doğal olarak.”Uyuyamıyorum” dedim, ”5 senedir.”.Gözleri büyüdü,neden uyuyamadığımı ve bu kadar geç kaldığımı sordu.Ben de ona kabuslarımı anlattım ve ekledim, ”6 çocuğun ikincisi olarak öyle bir lükse yeni sahip oldum.”
Biraz düşündükten sonra ”Hmm,bu konuyu annenle özel olarak konuşmalıyım.Uykudan önce kahve içip içmediğini veya kaç saat önce yemek yediğini sormuyorum,seneler önce bunları bitirmiş olman gerekir.” dedi.Öyle de yapmıştım zaten.Sonra en korkunç kabusumu en ince ayrıntısına kadar anlatmamı söyledi,seçeneklerim bayağı fazlaydı ama ben ilkini seçtim.
Bir genç kızın tecavüze uğramasından bir farkı yoktu o rüyanın,kanlı,acılı ve travmatikti.Savaşın içinde kanlı bir çukur,çukurun içinde 11 yaşındaki bir çocuk.Annesinin bağırışını duyuyor,ona doğru gitmeye çalışıyor ama çukurdaki çamur ve kanın içerisinde kalakalıyor.O sırada koca çukurda yalnız olmadığını farkediyor çocuk,yanında bir de kadın var.Kadın çukurdaki kirden etkilenmemiş görünüyor.Teni bembeyaz,saçları kıpkırmızı parlıyor,gözleri ise şevkatle dolu.Annesine benzetiyor kadını ve sevgiyle sarılıyor.O sırada kollar birden sarmaşıklara dönüşüyor,kızıl saçlar boğazına sarılıyor.Boğuluyor çocuk,nefesi tükeniyor.Tam kısa hayatı sona erecekken son bir gayretle gözlerini açıyor.
Keşke daha hafif bir rüya seçseydim,kardeşimin Halka’daki kıza dönüştüğü olanı mesela.O rüyayı hatırlamak bile beni oracıkta boğdu,yine o kızıl canavarın kollarındaymış gibi nefessiz kaldım.Ama çok da pişman değilim,Yıldız hanım etkilenmiş gözüküyordu.Bilgisayarına bir kaç şey yazdı, ”Bu reçetedeki ilacı düzenli olarak almanı istiyorum,ayrıca bir sonraki randevumuza çocukluğun hakkında bir kaç satır istiyorum.” dedi.Ayrıca annemi çağırmamı söyledi.Reçeteye ilk baktığımda aklıma Osman Baydemir’in o ünlü sözü geldi, ”Hassiktir diyorum,hassiktir.”.
Eczanedeki stajyer kızın aklına da aynı söz gelmiş olacak ki reçeteyi oradaki bilgisayarın başına oturmuş Facebook’ta kız tavlayan amirine götürüp ”Yaşar abi bu ilacı yazmışlar ama doğru mu bilemem” diye sordu.Facebook faresi Yaşar başıyla onayladı ve ekledi ”Herkes için hayat günlük güneşlik değil Defnecim.”. Genellikle insanların kafayı bulmak için kullandıkları Xanax’ı alıp evin yolunu tuttuk.Değişik sayılabilecek bir olaydan sonra şimdi Facebook faresi olma sırası bendeydi.Komik videolara bak,arkadaşlarla muhabbet et,sevimli çocuklara göz kırp,eve gelen kardeşlerle uğraş filan derken bir günün daha sonu geldi.Genellikle gerilimli zamanlar olur benim için saat 12 suları ama şimdi yanımda güçlü bir uyutucu vardı.Her zamanki uyku ritüelinden sonra kafam kıyak bir şekilde başımı yastığa koydum.5 senedir ya kabus görmüştüm ya da kabussuz uyanmıştım,ama hiç rüya görmemiştim.
Gökyüzü parlıyordu,bütün yıldızlar bu ılık yaz akşamında kendini göstermişti.Çimlerin üstündeydim,kafamı sola çevirdim ve bir periyle karşılaştım.Platine çalan sapsarı saçları,kocaman mavi gözleri ve pembe dudakları vardı.Yine boğulmaktan korktum,geri çekildim.”Korkma,ben senin için buradayım.Seni hiç bir zaman incitmeyeceğim.” dedi ve bana sarıldı.Belimi saran elleri sıcacıktı,bu yaşadıklarıma inanamıyordum.Bu haplar gerçekten de şanına layıktı.Saçlarını okşadım ve sürekli odama girip tutkulu anlarımı berbat eden kardeşlerimin etkisiyle o pislik lafları söyledim.”Bunu yapamayız,ya biri bizi görürse? Öldürürler bizi.” ”Beni sen yarattın,bu güzel geceyi de.Senin yaratmak istemediğin salakların burada işi olamaz”,dedi.Pislik cümleye pislik cevap.

fairytail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fairytail etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Kasım 2011 Pazar

Queerest of the Queer*

*:Başlık buradan geliyor.
Yine Deniz'in evindeyim.Bu sefer sadece ikimiz değiliz.Colin de var,şu en iyi arkadaş hani.Belki de kafam yeterince karışıkken bir daha o eve gitmemeliydim ama çok sıkıldım artık.Annemden ve beş kızkardeşimden,okuldaki salaklardan,bir halt bilmeden yargılayan öğretmenlerden.Olgun bir şekilde değil ama,sıkıldım rutinimden.Colin'le Deniz sürekli konuşuyorlar,eskilerden sözediyorlar ve gülümsüyorlar.Ve ben kıskançlıktan ölüyorum çünkü aralarındaki ilişki aşktan,seksten daha öte bir şey.Birbirlerine aitler,bunu bakışlarından anlamak mümkün.İlkokul öğretmeninin sıra dayaklarını anlatırken bile gözleri parlıyor.Çok sakat bir durum gibi gözükse de,bir fırsat bu.Bakalım hala düşünce okuyabiliyor muyum...
-odaklan,odaklan,odaklan,odaklan...-
''Bizimle dalga geçen herkesi yeniden yerin dibine batırdığımız için çok mutluyum.Anılarımız berbattı aslında,ama onu harika kılan ikimizdik.Sensiz bir ömür düşünemiyorum Col...''
Tamam,yanlış frekans.Ben buradan uzaklaşayım.
''I missed him so much.Missed his big blue eyes and silk-like hair.Smelling his heaven-likeness,touching his fingers again...Look at that loverboy,totally looks like me.I bet he's looking for me in every lover inside.We were only best friends but now,we will be much much more than that.''
Klişeye gel.Şirret arkadaş sevimli küçük erkek arkadaşa karşı.Neyse ki çok kalmayacak,yani Brezilya dizilerindeki karılar gibi davranmaya gerek yok.Karşıdan onları izlemeye devam edeceğim.Nasıl olsa arada Deniz'le bakışıyoruz.
''İçiyor musun?''
''Ne?''
''Sigara dedim,içiyor musun?''
''Ver bir tane.''
Arada sigara da içerim ben.Tescilli liseliyim yani.Sigaradan bir fırt çekiyorum ve daha...farklı hissediyorum.Uykum geliyor ama gözlerim kapanmıyor.Olduğum yerde yayılıyorum.Bir dakika...
''Esrar mı lan bu?''
''Evet,ben normal sigara içer miyim sence?''
''Ne bileyim...''
''Sen de haklısın ya,tanışalı bir hafta oldu,o kadar hızlı gitmişiz ki.Gel şöyle.''
Başım giderek ağırlaşıyor.Neyse ki onun dizlerinde.Bir kedi gibi mırlıyorum ve elimle belini okşuyorum.O da başımı okşuyor,Colin de arada bana bakıyor.Ve konuşmaya devam ediyorlar.Colin annesi ve babasının ayrılışını anlatıyor.Annesiyle en yakın otele gidişlerini.Annesi odada ağlarken onun pencerenin önünde yağmur damlalarına bakışını.Ben de annem ikinci kocasından boşandığında duruşma yapılırken adalet sarayında bir yerlerde yağmur damlalarını izleyişimi anımsıyorum.Ve hepimiz aslında bayağı boktan olan çocukluklarımızı hatırlayarak içiyoruz.
Deniz mutfağa gidiyor,biraz sonra geri dönüyor.Bira kalmamış,gidip alacak.Colin'le yalnızız,ben hala uzanmış duruyorum.Her nefeste biraz daha uyku moduna geçiyorum.Colin başımı okşuyor,sanki bana...yavşıyor?! İyice kadınlaşıyorum abi,otobüste ona bakan herif hakkında ''beni beğendi zaa'' diye düşünen kezbanlar gibi oldum şimdi de.Ama cidden...herif üstümde.Yüzünde aşırı yavşak bir ifade,dilinde Garbage'ın bir şarkısı:
''The queerest of the queer
The strangest of the strange
The coldest of the cool
The lamest of the lame
The numbest of the dumb...''
Tişörtümün içinden kaburgalarımı ve göğsümü okşuyor....Ona karşı koymaya çalışıyorum.Şimdi de Fatmacenk oldum.
''Dude...leave me alone...i don't want it...you're raping me...''
''I hate to see you heeeeree...Oh so you're so in love with Denise,even you can't stand a touch.But my love is bigger than yours,so you should stand.''
Sesi normalden de inceydi,tıslıyordu.Seksi bir tıslama ama.Ona pek de güçlü olmayan bir yumruk atıyorum,ellerimi daha fazla sıkıyor ve birbirine kavuşturuyor,biraz bekliyor ve ben ''leave me alone biiiitch'' diye bağırırken boynumu yalamaya başlıyor,ayaklarımla tekme atmaya çalışıyorum ama nafile.Adam benden daha uzun,daha kaslı ve artık adım Fatmacenk.Anahtarların kapıya girişi duyuluyor,Colin beni yalamaya devam ediyor,tişörtüm neredeyse inik ve bağırmaya devam ediyorum.Deniz kapıdan içeri giriyor ve halimizi görüyor.
Colin gülerek ona doğru bakıyor.''Ooops.Sorry.'' diyor sadece.Ben ise küfürler savuruyorum.Deniz mükemmel gülümsemelerinden birini atıyor ve ''Damn Cole,we agreed about boyfriends.You can't have mine and i can't have yours.But i can understand,he's soo fuckin'sexy.'' diyor.
Colin de ''Yes,he is.'' diye karşılık veriyor ve üstümden kalkıyor.Deniz ''We should talk.'' diyor ve mutfakta biraları buzdolabına koyarken konuşuyoruz.
''Bunu daha önceki erkek arkadaşıma da yaptı.Söz vermişti ama...niye neden yaptığını anlamadım.''
''Manyağın teki herhalde.''
''Hem de önde gideni.LSD bağımlısı,esrar da içiyor.Bir de içki tabii ki.40'larında ölmeyi hayal ediyor.Büyük bir olasılıkla da,gidici zaten.Kendine zarar vermeye bayılıyor,kafası kayık.''
''Vay,sana bakınca insan daha normal birilerini bekliyor.''
Bana daha da yaklaştı ve şöyle dedi,daha doğrusu fısıldadı:
''Benim hakkımda hiç bir şey bilmiyorsun.Muhtemelen gördüğün en tuhaf insanım ben.Bu durulmuş halim.Senin yaşındayken...ben de kırklarımda öleceğimi sanırdım.''
Sigarasından bir nefes çekti.Bana baktı ve gülümsedi.Sonra sarıldık.Saate baktım.
00:31
Hassiktir,yatmam lazım.Yarın okulu asamam.
''Yatağıma git.Colin'le biraz uğraştıktan sonra ben de geleceğim.''
İyi geceler öpücüğü veriyor ve beni yatağa yolluyor.Rüyamda,duşa girdiğimi ve sonra öldüresiye dövülmüş bir halde yanıma geldiğini görüyorum.Sabahın altısında alarm çalıyor.Onun sıcaklığına doyamıyorum,kalkmak istemiyorum.Ama kalkmak zorundayım.Çünkü kusacağım.Esrar çok pis bir şeeeey,kötü bir şeeeey....

10 Ekim 2011 Pazartesi

Zavallı Müneccim Cenk

Tekrar hoşgeldin Cenk,ilaç tedavisi işe yaradı mı? Ne tür rüyalar görüyorsun?
Yine klinikteyim,bu muhtemelen Yıldız Hanım’la son randevumuz.Çünkü Xanax işe yaradı ve artık rüya görebiliyorum,ona da söylediğim gibi bir haftadır hiç kabus görmedim.Güzel,dedi,ayrıca rüyalar dışında hayatında başka bir gelişme varsa söyleyebilirsin.Çekinmene hiç gerek yok.
Ona geçen cumartesiyi anlatabilirdim ancak Nikki’yle bu konuyu uzun uzadıya konuşmuştum ve arkadaşı gittikten sonra Deniz’le de konuşacaktım,yararı yoktu.O yüzden psikoloğuma hayatın gayet güzel gittiğini söyledim ve seansın geri kalanında gündemden konuştuk.
Seans bittiğinde artık bana ilaç yazmayacağını söyledi,elimdeki haplar yetermiş ayrıca Xanax zaten çok etkili bir ilaçmış,hap bağımlısı olmamı istemezmiş.Hapsız da yaparım diye düşündüm,zaten artık uykudan önce gergin olmuyordum.Beni uğurlarken kartını verdi ve eğer sorunum olursa yine gelmemi istedi.
Klinikten çıktığımda saat altıydı,Yıldız Hanım okulumu düşünerek kapanışı benimle yapmıştı.Hemen Heykel’e koşup kızları okuldan mı alsam diye düşündüm ancak yetişemezdim,kızlar otobüs gelene kadar çoktan çıkmış olurlardı.Hem artık hava da kararmıyordu,anahtarı almışlardı kendileri giderlerdi 5 dakikalık yolu.Ben de bu ılık akşamın tadını çıkarayım dedim,Altıparmak çevresinde biraz dolandım.
Bangır bangır T.a.t.u çalan butikteki travesti kadını,maça giden formalı herifleri,iki küçük çocuğuyla uğraşan taş çatlasa 25 yaşındaki kadını,3 türbanlı kadın,iki çocuk ve bir korkutucu erkekten oluşan Arap turist kafilesini,dopdolu kaldırımda mesaj atmaya çalışan kısacık etekli lise üniformalı taş kızı ve arkasındaki saçı yerçekimine meydan okuyan abazan liseli çocuğu izledim.
Kendi dertlerimi bırakıp onlara odaklandım.
”Dore renkliyi mi alsam lameyi mi,üff doreyi alayım…”
”Bursa feneri skecek olm.”
”Elime bir silah geçse önce şu iki canavarı,sonra kendimi öldüreceğim.”
”Kittat nurimi el fetani nuri qasima.”
”Okan’ın vermiycem dediğimde üstüme çullanmasını asla unutmıcam eğer beni sorarsa siz de konuşmayın onunla tamam mı?”
”O göte bülbül öte,donu da kırmızı oyhşş…”

”Sürprize bak! Cenk,gel bak sana kimi tanıştıracağım…”
Bunun da halkın düşüncelerinden biri olduğunu zannettim ama arkama döndüğümde Deniz Valo ve dostuyla karşılaştım.Düşünce okuma yeteneğimi keşfettiğim için olacak dostunun dün rüyamda gördüğüm kumral rastalı çocuğun biraz daha uzamış ve kaslanmış hali olmasına şaşırmadım.Evet,müneccimim beyler.
Deniz biraz sevindikten sonra yine cool halini aldı,rastalının adının Colin olduğunu söyledi,çocukluk arkadaşlarıymışlar,lise başlayınca Colin Amerika’ya o da Bursa’ya gitmiş ama bir şekilde hep görüşmüşler ve şimdi o Amerika’dan dönmüş,İstanbul’a gitmeden önce Deniz’i görmeyi de ihmal etmemiş.
”Biz de eve gidiyorduk işte,gitmeden önce Colin’e biraz şehri gezdireyim dedim.İstersen sen de bize gel,okulun sorun yaratmazsa tabii.”
Niye yaratsın ki,dedim ve direkt annemi aradım.Üniformamı ve okul çantamı aldıktan sonra seve seve Nikki’lerde kalabileceğimi söyledi,ben Nikki’nin evine gitmeyecektim,o da küçük bir ayrıntı canım.

Bütün Bu Olanlar

Eve tam zamanında gelmiştim.Salak gibi randevuya gideceğimi herkese belli ettiğim için gözler üstümdeydi.Annem ben kapıdan yeni adımımı atmışken randevumun nasıl gittiğini sordu.
Ayakkabılarımı çıkarırken Çisem bana ”kıza” hediye etmem için bir bilezik yaptığını söyledi.
Odama giderken Zeynep bana ”kızın” tipini sordu.
Olayla alakası olmayan evimizin neşeleri Damla ve Ecrin ikilisi ise çizgi filmler sayesinde hipnozdalardı,zaten aramızda pek sıcak bir ilişki olduğu söylenemezdi,Caillou’yu kapatıp doğru düzgün bir çizgi film açtığım için benden nefret ettiklerini düşünüyordum.
Giysilerimi çıkarırken,giysilerin üstünde farklı bir koku olduğunu farkettim.Deniz’in kokusu hemen de giysilerime sinmişti,o anları hatırladım ama hiç utanmadım.Sanki bu anı ve şu anı aynı günde yaşamıyor gibiydim,sevişmemiz bir rüyaydı.Salona gitmedim,ailemin rüya randevum hakkındaki sorularını duymak istemiyordum,son günlerde yaşadıklarımı hazmetmeye çalışıyordum.

23 Mayıs Pazartesi,onu ilk rüyamda gördüm.
27 Mayıs Cuma,onu otobüste gördüm ve evine kadar takip ettim.Gayet tuhaf olmasına rağmen bana bir şey demedi,aksine sevindi.Daha sonra ertesi gün evine gelmemi istedi.
28 Mayıs Cumartesi,evinde sarhoş olduk ve seviştik.

Ve tarih hala aynı.Aynı günün akşamındayız,hatta gecesinde bile diyebilirim.İnternete girdim,Nikki’yle bu konuda biraz konuştuk.Olay acayip tuhaftı,sırf ben onu takip ettim diye bana böyle bir hediye mi vermişti,yoksa sadece sarhoşluktan mı kaynaklanıyordu bu? Nikki ikinci seçeneğe ağırlık vermemi söyledi,alkol insanların ”şunu yapmayacağım” dediği şeyleri yapmasını sağlar ve sen de hoş bir çocuksun diyerek.Evet,kavruk tenimle,sivilcelerimle ve iki küçük kahverengi gözümle gayet hoşum,tüysiklet vücudumu da unutmayalım.Çok hoşum canım.
Biraz daha takıldıktan sonra canım sıkıldı ve ilaçlarımı da alıp yattım.Rüyamda beline kadar kumral rastaları,kocaman yeşil gözleri ve çilleri olan bir oğlan gördüm.Oğlan bir giysi fabrikasında çalışıyordu ve işi benekli elbiselerdeki beneklerin çift sayı olduğundan emin olmaktı.Üstünde siyah renkte bir üniforma vardı,çok uzun boylu değildi ama zayıftı,benden bir-iki yaş küçüktü.Uyandığımda bu rüyaya bir anlam veremedim.
Sabah ritüellerinden sonra internete girdiğimde Deniz’in şunları yazdığını gördüm;
Dünkü yaşadıklarımızı hala unutmadım,bu son karşılaşmamız olmayacak.Ama Amerika’dan arkadaşım geldiği için üç-dört gün görüşemeyeceğiz.Seni seviyorum

1 Ekim 2011 Cumartesi

Ve Olaylar Gelişir

Evden çıktığımda Zeynep iştahlı bir şekilde fangirl hikayesini yazıyor Çisem de sabırla bunun bitmesini bekliyordu,annem ise çoktan çıkmıştı.Dünkü sevincimi ”iyi bir kızla takılmam” olarak değerlendirmiş ve bana kızlar hakkında birkaç tavsiye vermişti.Pembe yalanları severler,pek cinselliğe bulaşmazlar,ilk buluşmada ucuz bir çift küpe çok iyi olurmuş,yemeği ben ısmarlamalıymışım…sorun şu ki bunların hiç birine ihtiyacım yoktu.Gideceğim adres 20 yaşında bir erkeğin eviydi,gerçi ne kadar ”erkek huyları” öğrensem ve bilsem de onun bunlara ihtiyacı olmayacaktır diye düşündüm çünkü o farklı bir insandı.Facebook adresinden gördüğüm kadarıyla reklamcılık okuyordu ve bayağı yaratıcılık gerektiren şeyler çiziyordu,yaratıcı insanlar da pek ”normal” olmazlar.Evine ilk defa geldiğim için bir hediye almam gerektiğini düşündüm sonra bunun çok saçma olacağının farkına vardım, yeni tanışmıştık ve benim sevdiğim hediye ona çok saçma sapan gelebilirdi,sonunda ne kadar birbirimize ısınsak da zevklerimiz tamamen farklı olabilirdi.Yine de boş gitmemek için iki dondurma aldım.
Apartman kapısına geldim,”Erguvan” yazan zili çaldım ve beş katı soluk soluğa tırmandım.Lacivert bir kot ve siyah sade bir tişört giymişti,bu sadelikte bile çok seksi görünyordu,ben ise siyah dar kotumla ve mor tişörtümle özenti bir emo çocuk gibi görünüyordum.Ama emo değilim.Sadece öyle giyiniyorum.Her neyse,kapıdan içeri girdiğimde muhteşem bir manzarayla karşılaştım.Eski ama harika bir teras katıydı burası,insanlara bir huzur ve rahatlık veriyordu.Dondurmalar için teşekkür edip onları buzdolabınaa attıkktan sonra ”Hoş geldin,işte burası da benim evim.Annemlerle onlar Ankara’ya geri dönmeden önce burada yaşıyorduk,ben üniversite için burada kalınca ev de benim oldu.” dedi,ben de ”Ne şanslısın,çok güzel bir ev.” dedim.Tam pencerelere bakan kanepeye kurulduğumuzda ise ne kadar kalacağımı sordu, ben de ”Gece ona kadar iznim var.” dedim.”Harika” dedi,”gün batışını beraber izleyebiliriz.Her yer bir anda kızıl oluyor,mutlaka görmen lazım.” O anda o kadar mutluydum ki,benim için planlar bile kurmuştu!
-Eee,müzik açayım mı bilgisayardan?
-Hm,biraz rock iyi giderdi ama yine de sen bilirsin.
Odadan laptopu getirdi ve bir Media Player listesi açtı.O anda Mor Ve Ötesi çalmaya başladı,bu çocuk beynimi okuyordu.Tam bu güzel öğleden sonraya göreydi.Müziğin ve onun dediklerinin de etkisiyle burada geçireceğimiz güzel bir yazı hayal etmeye başladım.O bu sırada mutfaktaydı,bana bira kendisine de şarap getirdi.
-Bir ara şarabı da denemelisin,bira gibi hafif değildir ama böyle anlarda çok iyi gider.
-Denedim ama beğenmedim,çok acı-tatlı bir tadı var ve seni nasıl çarptığını anlamıyorsun.
Geçen yaz Alanya’ya gittiğiimizde annem kızlarla ve anneannemle gezerken otelin barında gizlice Rus ”arkadaşım” Olga’yla şarap içmiştik.O gayet dayanıklıydı ama ben ikinci kadehten sonrasını hatırlamıyorum,uyandığımda neyse ki bizim odamızdaydım ama boynumda ve kasıklarımda ısırık izleri vardı.
-Kontrollü olursan seni çarpmaz.Bu arada Alanya’ya hangi ayda gittin? Ben de geçen yaz oradaydım da
-Haziran’da gittik,sen hangi ayda oradaydın? Bu arada farkında mısın bilmem ama gittikçe yakınlaşmaya başladık birbirimize
-Haha gün geçtikçe senin tanıştığımız günde söylediklerine inanıyorum.Ben de Temmuz başlangıcında gitmiştim,yani seni günlerle kaçırdım.
-Şimdi buldun ya,önemli değil.
Bunu dedikten sonra o masmavi gözlerini bana dikti,adının neden Deniz olduğu belliydi,gözleri denizin rengi gibiydi,azıcık yeşile çalan bir mavi.Elimi tuttu ve bana yaklaştı,bir anda beni ateş bastı,korktum.Dondurma isteyip istemediğini sordum.Ofladı,pufladı ve mutfağa yöneldi.O sırada son günlerde olanları düşündüm.Önce rüyamda görmüştüm,dün evinin kapısında görmüştüm,bugün de yatak odasında görecektim.Bu kadar hızın sonu iyi değildi,biraz yavaşlamak lazımdı,ancak görünüşe bakılırsa bu yavaşlama anca 1-2 saat sonrasıydı.
-Al bakalım dondurmanı.Bu arada bu frambuazlı dondurmalara bayılıyorum.aldığın için çok sağol.
-Bir şey değil,bu evine ilk gelişim olduğu için biblo tarzı bir şey almalıydım ama sonra vazgeçtim,malum yeni tanıştık.
-Temkinli davranıyorsun ne güzel.Ben olsam senin saçma sapan bulabileceğin bir şeyle evine damlayabilirdim.
-Haha,gerçi benim için farketmez,evde zaten 4 tane kadın var, yani aldığın şey ne kadar kokoş olursa olsun göze çarpmaz.
-Dört kadın mı? Nasıl yani?
-Annem,ikiz küçük kız kardeşlerim ve biri sekiz diğeri on yaşında iki kız kardeşim daha.
-Oha,annen seni çok genç doğurmuş olmalı.
-Evet,ama benden önce abim vardı.Ama o yurtdışına gitti yani ben kızlarla kalakaldım.
-Ne kötü.Ben tek çocuğum,hiç bir zaman bir kardeş ya da bir abi istemedim o yüzden senin çektiğin dertleri anlamasam da hissediyorum.
-Sonuna kadar haklısın istememekte,yalnız çocuk olmak çok iyi bir his.Çocukluğumda annem adliyeden işe koştuğu için bunu biraz yaşadım diyebilirim.
-Boşanma mı oldu? Altı çocuktan sonra doğaldır tabii…
-Bu altı çocuğun ilk ikisini doğurtan adam gitmişti zaten,boşanma geri kalan dördünü yapanlaydI.
-Çok kötü olmuştur ya,annen erkeklere güvenmiyordur ve bu…az da olsa…seni de etkiler.
Yine elimi tuttu.Tamam dondurmayı yalamam ve bu sırada ”dramatik” bir şeyler anlatmam onu etkilemiş olabilirdi,bunu anlayışla karşılayıp konuşmaya devam edebilirdim ama o da karşımda yalanıyordu ve bana çok sevimli bir yüz ifadesiyle bakıyordu.Yavaşlamamız bu kadar olmuştu işte.Ona sarıldım ve ”Abime ve amcama güvenmedim ama sana güveniyorum, sen farklısın ve çekicisin.”
Onun yaptığını yaptım,dondurmamı yandaki tepsiye koydum ve dudaklarına yapıştım.Frambuazın da etkisiyle dudakları çok lezzetli geldi,bu arada dondurmaları aldığıma sevinmiştim eğer yemeseydik şarap o çilek dudakları bile kirletebilirdi.Bu sırada elimi onun beline doladım ve o tişörtünü çıkarttı,boynumdan başlayarak dudaklarını vücudumda gezdirdi.Her adımda daha iyiye gidiyordu,o sırada bakışlarımı yana kaydırdım ve güneşin battığını gördüm.Her yer kızıldı,gerçekten de harika bir manzaraydı.Ama manzaraya çok dikkat edemedim,Deniz iyice aşağılara inmişti ve tutku beni esir alıyordu.O devam ederken saçlarını okşasam da aklım gayet yerindeydi,yatakta devam etmesini söyledim,ama aynı zamanda ben de onu delirtmek istiyordum,bu oyun kirli olduğu kadar güzeldi de.
Beni sürükledi ve yatağa attı,tamamen çıplaktım ama hiç utanmamıştım,ben de delirmiştim ve tek istediğim şey içime girmesiydi.Ama önce ben de onu tatmalıydım.
Ve onu taklit etmeye başladım,kasık kemiklerini yaladım,Ville’ninki gibi belirgindi kemikleri ve hatları biraz kadınsıydı,fakat makyaj yapsa bile gayet erkeksi durabilirdi.Aşağıdaki işimi bitirince nefes nefese ”Çok güzeldi” dedi,”Şimdi ikimizin de aynı anda çok güzeldi diyeceği bir şey yapacağım.” Beni kucağına aldı,içime girdi ve boynumu yalarken bir yandan da feci acıttı.Acıdan inlemeye başladım,bu onu daha kötü yapmış olacak ki beni yan yatırdı ve öyle devam etti.Artık her şey çok sertti,tatlı olan tek şey onun inlemeleriydi,bunları durdurmak istemiyordum ama kendinden geçişini görmeliydim.
-Yüzünü görebileceğim bir pozisyon var mı?
-Huh…bir..dene..rim..ama..ol..huh..olur mu bilemem.
-Lütfen dene.
Bunu söyledikten sonra tekrar dudaklarına yapıştım,o da tekrar içime girmişti.Deneme başarılı olmuştu,onun kendinden geçmiş ifadesini,kıpkırmızı yanaklarını izledim.Ve gözleri daha da açık bir maviye döndü,sanki onun içindeki şeytanı uyandırmıştım.İyice sert oldu ve yatağın demir parmaklıklarından oluşan başlığına tutunmaya başladı,ikimiz de delice inliyorduk ve iki dakika sonra bu acı tatlı senfoni sona erdi.Ben yine üste çıktım ve ona sarıldım,beni göğsüne bastırdı.
-Bu..huh..bu da neydi böyle.
Yana döndü,bana iyice yaklaştı ve kulağıma fısıldadı;
-Bu çok çabuk çarpan bir şaraptı.

Klişe Aşığın Günlük Hayatı

İki benzer yüz bana kızgın kızgın bakarken ben hala havalarda uçuyordum.Hiç sıkıntı çekmeden bir ilişkiye başlamıştım,üstelik bu insan aynı zamanda onca kabustan sonra gördüğüm ilk rüyanın baş aktörüydü.Bütün bir cumartesiyi onunla geçirmeyi hayal ederken küçük kadın Zeynep’in sızlanışları beni uyandırdı,bir de kafamdan aşağı buz gibi suyu geçirdi.
-Yarım saattir burdayız abi,nerelerdeydin sen! Kesin o lisedeki koca saçlı kızlarlaydın di mi,seni çapkın.Siz erkekler hep aynısınız.
-Susarsan odama…ehm odamıza istediğin kadar castin biber posteri asabilirsin.
-Bu seferlik susuyorum ama bir gün çok pis patlıycam bilesin.
-Evet biraz bekledik ama bu sürede hiç te sıkılmadık,sen telefonumuzdan sürekli feyse girip durdun Zeynep,ben de kitabımı okudum.
Her koca ailede olgun bir insan vardır,bizim ailemizin olgunu da Çisem’di.Hep doğru olanın yanında yer alır,okulda örnek öğrencidir ve sınıf başkanıdır(o 40 küsür çocuğu susturduğuna şahit olduğum günü hiç unutmayacağım),annemin sağ koludur ve Zeynep’i susturan süper kahramandır.
-Çisem haklı,eminim oyalanmışsınızdır.
Bütün bunlar olurken kapıyı çoktan açmıştım,kızlar ”odamıza” girip üniformalarını çıkarmaya başlamışlardı ben de Dream Tv müziği eşliğinde bugün olanları düşünüyordum.Üniformamın ve uzamaya çalışan ancak müdür yardımcılarının sürekli çekiştirmesi yüzünden uzayamayan saçımın getirdiği bütün gudikliğe rağmen çekici bulunuyordum,sonuçta Ville Valo’nun sesine ve o Nordik karizmaya sahip olan bir adam her takip edenle,hele ev kapısının önünde bu kadar güzel konuşmazdı.O sırada dış dünyada ise annem eve gelmiş,poşetleri yere bırakmış ve ona sarılan iki güzel kızına gününün nasıl geçtiğini anlatıyordu.Bedenen televizyona kitlenmiş beni görünce ise güzel bir sitem çaktı,ben de sarılması için koltuktan ellerimi sarkıttım ve iki dakika boyunca anne sevgisine maruz kaldım,sonradan sofrayı hazırlamak için mutfağa yollandım.Annem yemek yapar biz de sofrayı hazırlarız,bayramlarda ve seyranlarda ise o geç geldiği için yemekleri ben yaparım..
Yemeği yedikten sonra kızlar ve annem hazır diğer iki kız yokken sevimli anne-kız anlarını yaşarken oda bana kalmıştı.
Direkt bilgisayara koştum tabii ki,arada sırada baktığım Stardoll ve VampireFreaks’teki arkadaşlarla gülmece yaparken aynı zamanda da boş derslerde defterime karaladığım resimleri sergiliyordum Deviantart’ta.En son karalamam olan ”Rainbowl”u koydum,salı günü çizdiğim simsiyah giyinen ama saçının bir tarafı mor,bir tarafı pembe,öbür tarafı sarı rastalarla dolu olan,yemyeşil gözlerinin üstüne lacivert far çekip mor ruj süren ve parmaklarında her renkten oje olan o koca gözlü erkek-kadını.Sınıfımızdan pek iyi eleştiriler alamasa da ben çıkardığım işten memnundum.Direkt bildirim geldi tabii ki,benim en iyi arkadaşlarımdan biri olan ve ayrıca ilk hayranım olan Nikki’den.”Mükemmel bir resim,güzel sanatlar liseleri seni almadıkları için ağlasın.” Bir de msn penceresi açıldı tabii; ”Tanrı seni allahsal saçlardan korusun zortik zatanik kızlardan saklasın Süleyman Çelebi’nin kutsal kaktüsü.” Neyse ki hiç bir zaman o allahsal saçların oyununa gelip de Melis Bieber’lerle çıkmayacaktım,Nikki bu konuda rahat olabilirdi.Ona aynı geyiklikte bir ileti yolladım,sonuçta o da bir düz lisede harcanıyordu ve beni çok iyi anlıyordu bu yüzden istediğimiz kadar saçmalayabilirdik.Geyiğin dibine vurduktan sonra bana Çarşamba’da gezerken görüp vurulduğu travestiyi anlattı.
-Öğlen giderken gördüm kuaför camından,gözleri aynı senin Rainbowl gibi,kocaman ama masmavi onunkiler.İçinde kaybolursun.Ve teni de bembeyaz,makyajsız bile harika rgörünüyodu.Akşam yine gittim bu yüzden oraya,sokakları dolaşıp durdum sonunda caddenin önünde buldum.Müşterilerinin önünü kesmek istemedim ama yaklaşmam da lazımdı,yanına yaklaşıp çok güzel olduğunu söyledim ve anında kaçtım.Darmstadt’a kadar koşmuşum abi canım çıktı,kaldırıma yığılcaktım neredeyse bi yere çömeldim,esnaf emmilerin bakışlarını görmen lazımdı ehu :D
-Sen de pek tezcanlı olmuşun Nikki’cim,erkek olsan çok güzel bitebilirdi bu hikaye ama cinsiyetin orada her şeyi bitirmiş.Koşmakta haklısın,ne önümü kapatıyon lan diye dövebilirdi de bütün güzelliğine rağmen.
-O kızı kim görse ismail yeğka moduna girer sayın Strify,tekrarlıyorum sokakta görüp baktığım bütün kızları toplasam onun güzelliğine ulaşamazlar.Pek bir kızgınlık görmedim suratında ama,daha çok şaşkınlık vardı.
Ben de bunun üstüne bugün geçenleri anlattım ona.İlk önce gay olduğumu yeni söylediğim için kızdı ama sonra sevgi boşluğumu doldurup beni şımartacak birini bulmaya çalıştığım için tebrik etti ve ekledi ”Pazar günü bana gel,sevişmenizin bütün ayrıntılarını dinlemeden seni bırakmayacağım.”
”siktir git be.” yazdım ve offline oldum.Bu güzel konuşmadan sonra onun bloguna bakmazsam ayıp olurdu,benim olayım resimse onunki de yazıydı.Bu uzun sıska ve dobra kızı ilk bu yönüyle tanımıştım zaten,nette dolanırken Stardoll’daki bebeği dikkatimi çekmiş ve verdiği diğer hesap adreslerinden Tumblr’dakine bakmıştım.Güzel yazıları vardı,”bu ablayla tanışmalıyım” deyip Stardoll’dan selam atmış,karşılığında gerçekten yaşıt olduğumuzu ve bu şehirde tek yaşına göre olgun olanın ben olmadığımı öğrenmiştim.O haftanın cumartesisi ilk kez buluşmuş ve sonrasında neredeyse imkanımızın olduğu her zaman bir şekilde irtibat kurar olmuştuk.Bir gün beni dostu Will ve onun komik-tuhaf arkadaşlarıyla tanıştırmıştı,hayatımın en güzel günlerinden biriydi.
Yapacak bir şey kalmayınca cesaretimi topladım ve Facebook’a ”Deniz Erguvan” yazdım.Soyadını kapının üstündeki koca levhadan öğrenmiştim,adını da biliyordum zaten.Umarım ismimin Doda ‘Strify’ Bublanski olmasına rağmen beni hatırlar ve eklerdi.Mutfağa gidip bir su aldım,döndüğümde Facebook sayfasına hayran hayran bakan küçük fareyle karşılaştım.
-Uzaklaş Zeynep,bu saatten sonra annem istesen de nete girmene izin vermez zaten.
-Yaa ama jastin biibır hikayemi yazmam lazım!
-Üstüne kusmadan lütfen git.
-Öf yaaaaa…
O sırada hayatımın bildirimi geldi,Deniz kabul etmişti.Chat’te açık olduğunu gördüm ve hemen ”Selam Cenk ben,hani seni takip eden sapık.” yazdım.Biraz fazla samimiydi ama enter tuşuna bastıktan sonra geri alamıyorsun.Neyse ki o da samimiyeti seviyordu ki cevap aynen şöyle oldu:
-Selam canım hoş geldin,yarın buluşuyoruz değil mi? Bugünkü buluşmamız çok kısaydı ve ben seni tanımak istiyorum çünkü bu başıma ilk defa geliyor ve ben de kaderin bir oyunu olduğunu düşünüyorum :)
Bu mesaj üzerine ”havalara uçan platonik kız mode on” halime döndüm yine,hemen ”tabii ki buluşuyoruz canım,saat 2 uygun mudur?” yazdım,cevap olarak da bir cep telefonu numarası ve ”bugünkü eve gel,mucx” yazısı geldi.”İnanamıyorum yaaaa” diye bağırıp zıplarken Çisem ve annemin beni izliyor olmasını da,onun o sırada offline olduğunu da unutmuştum.

Karşılığımı Aldım

Şok olmuştum.O ilk rüyamda gördüğüm çocuğun aynısıydı.Saçları boynuna kadardı ancak rengi daha koyu bir sarıydı.Onun dışında kocaman mavi gözleri,pespembe dudakları,beyaz teni tamamen aynıydı.Belki biraz rahatsız edici olacaktı ama yanına oturdum ve benimle aynı durakta inmesini umdum.Eğer inerse onu takip edecek ve ona onu beğendiğimi…yo yo bu çok kötü olurdu,beni dövebilirdi ya da küfür edip dalga geçebilirdi.İlk toz pembe rüyamın baş aktörü tarafından hor görülmek beni çok üzerdi.Ama diğer yandan da onun göz göre göre gittiğini görmek içimi acıtacaktı.İçimden ”iki ucu boklu değnek bu iş” diye düşünürken birden telefonum çaldı.Arayan annemdi,saatin akşamüstüne yaklaştığını hatırlattı ve hala kuaförde olduğunu bu yüzden Zeynep ile Çisem’i karşılamak için geç kalmamam gerektiğini söyledi ayrıca Damla ve Ecrin’in anneannemde kalacağı müjdesini verdi.Ben de zaten eve yaklaştığımı söyledim,doğru söylüyordum da.Tam hayal ettiğim gibi kalkmak için izin istedi,ben de koltuktan kalktım ve otobüsün orta kapısına yaklaştım,tıpkı onun yaptığı gibi.Bir kez daha şehrin kalbinde yaşadığıma şükrettim,üç dakika sonra ikimiz de meydanda yürürken bir şey farkettim,o benden beş-altı santim daha uzundu.Onu takip ederken bir yandan da birbirimize ne kadar yakışacağımızı düşünüyordum,bir de erkeklerin içinde östrojen yoktur derler,peh.Yandaki bakkala girdiği sırada durdum ve sesine dikkat etmek istedim.İkinci şokumu yaşadım.Sesi aynıydı.Sanki bir melek sigara isti…kafamı duvara vursam düzelir miyim acaba?
Blondie bakkaldan çıktıktan sonra saatime bir göz attım,kızlar daha okuldan çıkmamış olmalıydı.Takibe devam ettim,etmez olaydım.Yolda iki liseli kızla karşılaşmıştı ve kızlar aşırı güzellerdi.İkisi de esmerdi ama biri beyaz tenliydi,onların hal hatır sormalarını dinlerken vitrinlere bakıyormuş gibi yaptım.Kızların sesi çok tiz geldi bana,neredeyse vızıldıyorlardı.Ama Blondie’nin sesi beni sarhoş ediyordu.Tıpkı Ville Valo gibi,ince ama boğuk…Bir de sigara içişini görsem oracıkta düşer bayılırdım herhalde.Neyse ki liseli kızların işkencesi beklediğimden daha kısa sürdü,arka sokaklardan birine saptık.Biraz daha yürüdükten sonra evine geldiğimizi farkettim.Anahtarla apartmanın kapısını açtı,ben de kapanmasını beklemeden arkasından devam ettim.Ona söyleyeceğim her şeyi kafamda kurgulamıştım,dayak yemek ya da hor görülmek artık umurumda değildi.İlk başta bana çok saçma gelse de cidden bir müneccimlik anı yaşadığıma inanıyordum.Beş katı çıkmıştık,biraz nefessiz kalmıştım ama yine de saçma inancım beni ayakta tutuyordu.Anahtarını yeniden çıkardı,işte bu benim anımdı.
”Eee,şey..merhaba” dedim o ince ergen sesiyle.Garip bir bakış attı ve ”Size de merhaba.” dedi.
-Ehm…biliyorum çok saçma ama ben sizi bir hafta önce rüyamda gördüm.Sonra da otobüste karşılaştık.Ben…ben bunların tesadüfi olduğunu düşünmüyorum.Lütfen bana vurmayın.
Garip bakışı bir gülümsemeye dönüştü.Kibar olduğu gibi güzel de gülümsüyordu.Liseli kızlara hak veriyordum,kaçırılmayacak bir herifti bu.
-Neden vurayım ki? Bu bir suç değil.Hikayeniz çok garip ama sizinle tanışmak güzeldi.Sen diye hitap etsem sorun olur mu?
Her şey planladığım gibi gidiyordu.Bu gün en güzel günler içinde ilk beşe girebilirdi.
-Hiç sorun olmaz,bu arada Cenk ben.
-Ben de Deniz.Tanıştığıma memnun oldum.Buralarda mı oturuyorsun?
-Evet,biraz ilerideyim,Atatürk İlköğretim’in tam karşısı.Bu yüzden seni takip ettim.
-Haha sevdim seni.
Bu arada saatime baktım.Hassiktir.Kızlar kapıda kalmıştı.Deniz’e hemen gitmem gerektiğini,kardeşlerimin okuldan çıktığını söyledim,o ise bunun hemen ardından harika bir veda cümlesi söyledi:
”Bir gün yine beni takip et.”

Rahatlatıcı Bir Konuşma

”Çocukluğum hakkında hatırladığım şeyler sürekli yeşil bir tişört giydiğim,kırlara yapılan piknikler ve çimlerde yuvarlanmalar,annemin kocaman karnı,abimin kız arkadaşlarını tavlamak için beni kullanması,boyum uzamadığı için Osman’ın annesinin bana sürekli sütlü bir şeyler yedirmesi.”

-Bu kadar mı?
-Evet.Dediğim gibi çok şey hatırlamıyorum.
Saat sabahın dokuzu.Okulu astım ve ikinci randevum için kliniğe gittim.Eğer hep okulu asacaksam burada sekreter bile olabilirim.Yıldız hanım ”satırlarımı” okurken Osman ismi dikkatini çekti.Osman’ın kim olduğunu sordu.
”Annemin ikinci kocası,” dedim.”Ben ve abim başka babadanız.”
”Tahmin etmiştim.” dedi.”Bana biraz ondan sözet.”
Zavallı kıza tecavüz eden üvey baba.Artık psikologların refleksi olmuş olmalı…
-İyi bir baba,hayırlı bir evlat.Ancak berbat bir koca.10 yıllık evlilikte Çisem’le başladı,Zeynep ile olgunlaştı,Damla ve Ecrin ile evi terketti.
-Bir dakika,sen şimdi bu kızların en büyüğünün 10 yaşında olduğunu mu söylüyorsun?
-Evet.Zeynep 8 yaşında,Damla ve Ecrin ikilisi ise henüz 2 yaşında.
Yıldız dona kaldı.Gerçi bunu kime anlatsan dona kalır da…
-Annen gibi bir kadının böyle bir ilişkiye izin vereceğini sanmazdım.
-Eğer doğum kontrolünü bilseydi o da izin vermezdi.
-Biraz da abinden ve babandan sözet.Babanla annen neden boşandı?
-Abim 22 yaşında,Hollanda’da.O da eve para getirir.Babam 49 yaşında,galiba annem için fazla salak olduğu için boşandılar.
-Hahaha annene söylerim bunu.Bu arada,gecelerin nasıl geçiyor?
Gülümsemesi hoşuma gitmişti.Gülünce yüzü iyice kasılıyor,gözleri çekik ve küçük,yüzü de yuvarlak olduğu için sevimli bir çocuğa benziyordu.
-Deliksiz uyuyorum.Bunda ilacın payı çok büyük.Galiba paranoyalarım beni gece ele geç…
-Doktor olarak tanımı ben yapmalıyım,değil mi?
-Özür dilerim Yıldız Hanım.
-Her neyse,eğer kuvvetli bir sakinleştiriciyle kabuslarını yok edebiliyorsak senin de dediğin gibi paranoyaların geceleri sana kabus olarak geri dönüyor olmalı güzelim.
”Senin de dediğin gibi” kısmını biraz sinirli söylemişti.Haklıydı aslında sonunda eğer kendi içimde bunları halledeceksem buraya gelmemeliydim.Bu randevuda konumuz ”hastanın günlük hayatı”ydı herhalde,okulu sordu.
-Bu sorudan ben de pek hazzetmem ama,okul nasıl gidiyor?
-İyi gibi.Düz lisede dil sınıfındayım,sayısallardan nefret ederim,anlamam ama sadece matematik olduğu için bu sene o kadar da kötü sayılmam.
-Güzel,arkadaşların var mı peki,ya da bir sevgilin?
-Hayır.Yalnızım ve bundan memnunum.Belki kız olsam çok hassas yapardı bu beni ama cinsiyetim ilk defa işe yaradı.
-İlk defa derken?
Galiba ağzımdan bir şey kaçırdım.Beni annemin gözünde iki paralık edecek bir şey.Babamın beni dövmesini sağlayacak bir şey.Kardeşlerimin benden uzaklaşmasını sağlayacak bir şey.
-Korkma tatlım,bu sır kesinlikle aramızda kalacak.Eşcinsel misin?
-Galiba…bilmiyorum…evet.
Ellerini tuttu ve bana bu sırrı hayatının sonuna dek saklayacağını söyledi.Bu söz bana ne kadar yapmacık gelse de en azından anneme söylemeyeceğini düşündüm.

Bu konuşma beni içten içte rahatlatmıştı açıkçası.Gördüğüm bir kabusu hatırladım,abim bana tecavüz ediyordu…ama artık bunlar geride kalmıştı.Ben kuvvetli sakinleştiricilerin ve Yıldız ”ablamın” büyük etkisiyle uykusuz çocuktan rahat yetişkine evriliyordum.Eve gitmek için otobüse bindim,kartımı bastım ve arkaya doğru ilerledim.Pencere kenarı boş koltuk var mı diye bakınırken en arkadaki çocuk dikkatimi çekti.Bu,olamazdı…yoksa ben müneccim filan mıydım?

İlk Tanışmamız

Hikaye serilerinden tiksindiğimi söylemiştim en son ama yine başladım işte.Bu sefer daha erotik bişiler yazıyorum ergenliğin de etkisiyle,ama sakın benimle ilgili bir şey düşünmeyin.Karşınızda Fairytail…

Uykudan nefret ederim.İnsanlar uykudan çok zevk aldıklarını söyler ancak ben cesur bir insan olmama rağmen bu zevki tadamadım.Gördüğüm kabuslar başka kabusları da getirdi ve ben geceleri de yaşamaya başladım.Gecenin üçünde kalkmak olağan oldu bir süre sonra,ama kabuslar asla olağanlaşmadı,her zaman korkuttular beni.Ta ki o güne dek…
Mutlu Yüzler Kliniği.Ne kadar aldatıcı bir isim,değil mi? İsme güvenseniz de güvenmeseniz de,bir gün herkes gibi siz de buraya sürükleniyorsunuz,sizi acılar içinde doğuran insanın doğurduğuna değsin diye.Daha yumuşak bir deyişle,anne koruması.Kliniğe girdiğimde gözlerim kamaştı,bu kadar beyazı bir arada görmemiştim.Pencereyi de.Ve bitkiyi de.Kör olmuş bir şekilde sürüklendikten sonra(yine,haha)doktorun odasına girdim.Odanın içinde bir oda daha vardı,sanırım doktor içindeki odadaydı annemin konuştuğu dip boyası gelmiş ”sarışın” kadın ise sekreterdi.Kısa bir fiyat anlaşmasından sonra ”Yıldız Hanım sizi bekliyor.” mesajıyla odanın içindeki odanın yolunu tuttum.Açık kahverengi saçları,yuvarlak yüzündeki sevimli küçük gözleri ve aynı küçüklükteki ağzı onun Asyalı olduğunu düşündürüyordu,neredeyse 1.65 olan boyu da cabası.Böyle dalga geçtiğime bakmayın,benimle tanışmak için ayağa kalktığında çok utandım,aramızda 20 santim filan vardı ve bana bakmak için başını yukarı kaldırıyordu.Rahatsız edici tanışmamızdan sonra neden burada olduğumu sordu doğal olarak.”Uyuyamıyorum” dedim, ”5 senedir.”.Gözleri büyüdü,neden uyuyamadığımı ve bu kadar geç kaldığımı sordu.Ben de ona kabuslarımı anlattım ve ekledim, ”6 çocuğun ikincisi olarak öyle bir lükse yeni sahip oldum.”
Biraz düşündükten sonra ”Hmm,bu konuyu annenle özel olarak konuşmalıyım.Uykudan önce kahve içip içmediğini veya kaç saat önce yemek yediğini sormuyorum,seneler önce bunları bitirmiş olman gerekir.” dedi.Öyle de yapmıştım zaten.Sonra en korkunç kabusumu en ince ayrıntısına kadar anlatmamı söyledi,seçeneklerim bayağı fazlaydı ama ben ilkini seçtim.
Bir genç kızın tecavüze uğramasından bir farkı yoktu o rüyanın,kanlı,acılı ve travmatikti.Savaşın içinde kanlı bir çukur,çukurun içinde 11 yaşındaki bir çocuk.Annesinin bağırışını duyuyor,ona doğru gitmeye çalışıyor ama çukurdaki çamur ve kanın içerisinde kalakalıyor.O sırada koca çukurda yalnız olmadığını farkediyor çocuk,yanında bir de kadın var.Kadın çukurdaki kirden etkilenmemiş görünüyor.Teni bembeyaz,saçları kıpkırmızı parlıyor,gözleri ise şevkatle dolu.Annesine benzetiyor kadını ve sevgiyle sarılıyor.O sırada kollar birden sarmaşıklara dönüşüyor,kızıl saçlar boğazına sarılıyor.Boğuluyor çocuk,nefesi tükeniyor.Tam kısa hayatı sona erecekken son bir gayretle gözlerini açıyor.
Keşke daha hafif bir rüya seçseydim,kardeşimin Halka’daki kıza dönüştüğü olanı mesela.O rüyayı hatırlamak bile beni oracıkta boğdu,yine o kızıl canavarın kollarındaymış gibi nefessiz kaldım.Ama çok da pişman değilim,Yıldız hanım etkilenmiş gözüküyordu.Bilgisayarına bir kaç şey yazdı, ”Bu reçetedeki ilacı düzenli olarak almanı istiyorum,ayrıca bir sonraki randevumuza çocukluğun hakkında bir kaç satır istiyorum.” dedi.Ayrıca annemi çağırmamı söyledi.Reçeteye ilk baktığımda aklıma Osman Baydemir’in o ünlü sözü geldi, ”Hassiktir diyorum,hassiktir.”.
Eczanedeki stajyer kızın aklına da aynı söz gelmiş olacak ki reçeteyi oradaki bilgisayarın başına oturmuş Facebook’ta kız tavlayan amirine götürüp ”Yaşar abi bu ilacı yazmışlar ama doğru mu bilemem” diye sordu.Facebook faresi Yaşar başıyla onayladı ve ekledi ”Herkes için hayat günlük güneşlik değil Defnecim.”. Genellikle insanların kafayı bulmak için kullandıkları Xanax’ı alıp evin yolunu tuttuk.Değişik sayılabilecek bir olaydan sonra şimdi Facebook faresi olma sırası bendeydi.Komik videolara bak,arkadaşlarla muhabbet et,sevimli çocuklara göz kırp,eve gelen kardeşlerle uğraş filan derken bir günün daha sonu geldi.Genellikle gerilimli zamanlar olur benim için saat 12 suları ama şimdi yanımda güçlü bir uyutucu vardı.Her zamanki uyku ritüelinden sonra kafam kıyak bir şekilde başımı yastığa koydum.5 senedir ya kabus görmüştüm ya da kabussuz uyanmıştım,ama hiç rüya görmemiştim.
Gökyüzü parlıyordu,bütün yıldızlar bu ılık yaz akşamında kendini göstermişti.Çimlerin üstündeydim,kafamı sola çevirdim ve bir periyle karşılaştım.Platine çalan sapsarı saçları,kocaman mavi gözleri ve pembe dudakları vardı.Yine boğulmaktan korktum,geri çekildim.”Korkma,ben senin için buradayım.Seni hiç bir zaman incitmeyeceğim.” dedi ve bana sarıldı.Belimi saran elleri sıcacıktı,bu yaşadıklarıma inanamıyordum.Bu haplar gerçekten de şanına layıktı.Saçlarını okşadım ve sürekli odama girip tutkulu anlarımı berbat eden kardeşlerimin etkisiyle o pislik lafları söyledim.”Bunu yapamayız,ya biri bizi görürse? Öldürürler bizi.” ”Beni sen yarattın,bu güzel geceyi de.Senin yaratmak istemediğin salakların burada işi olamaz”,dedi.Pislik cümleye pislik cevap.